Takip Edin
gazetem

Yaşam Öyküleri

Okan Yavaş

Yayınlanma tarihi

-

 

Bu hafta Rusya’dan yaşam öyküleri bölümümüzün konuğu Motor Jeans Rusya Yönetim Kurulu Başkanı Okan Yavaş.

Lisede okuduğu bilgisayar bölümü ve üniversitede okuduğu iktisat bölümünü birleştirerek yaptığı analizlerle Rusya Motor Jeans’te yönetim kurulu başkanlığına kadar yükselen Yavaş, iş hayatına ilk İstanbul Üniversitesi’nde okurken stajyer olarak başladığı Ercan Holding’te, adım atmış. Yavaş, Vakıf Bank’a ait ATM’lerin teknik servisinden sorumlu olarak başladığı iş hayatında iki yıl kadar çalıştıktan sonra buradan İnfotek’e geçer ve burada da aynı işini sürdürür. Üç yıl çalıştıktan sonra Türkiye’de iş dünyasına henüz gözlerini açmış Motor Jeans’le sistem analisti olarak tanışır.

Rusya’ya nasıl geldiniz?

İstanbul’da başladığım Motor Jeans’te sistem analisti olarak kurumsallaşmalarında önemli rol aldım. Alt yapı ve bilgisayar sistemleri ağını kurdum. 1997 yılına kadar bu işte görev aldım. Kurduğumuz sistem işlemeye başlayınca şirket çok memnun kaldı ve sadece yurt dışı ile çalıştığı içinde Rusya’da da aynı sistemi baştan kurmamızı istedi ve beni de dolayısı ile sistemi kurmam için Moskova’ya gönderdi.

Yani 98 krizinin arifesinde geldiniz…

Evet, daha Rusya’yı tanımaya başlamışken krizle karşılaştık. Ama oradan pek zarar görmedik. Çünkü daha yeni yeni bir oluşum gerçekleştiriyorduk. Ben zaten o dönemde bir profesyonel olarak sadece sistem kurup işleyişi organize etmeye çalışıyordum.

Krizi hissetmediniz mi?

Hissetmedik denmez ama ben o dönem daha Rusya’yı yeni öğrenmeye çalışıyordum ve işim dolayısı ile sadece az bir kısmını görüyordum. Ama o dönem gözlemlediğim bir ayrıntı sonraki iş hayatımda da çok etkili oldu. Kriz döneminde firmada bulunan yönetici ağabeylerimin reklamlara önem verip o dönem için büyük reklam projeleri hayata geçirdiler. Bu firma olarak bizi o dönem Rusya’da çok iyi bir puan kazandırdı. Zaten alınan önlemler işe yaramaya başlayınca mağazalaşmaya başladık.

Siz bu süreçte hep işin mutfağında mıydınız?

2000 yılına kadar hep geride kaldım ama Rusya’yı tanıdıkça daha da bağlanıyordum ve aldığım İktisat eğitimi de bana pazarı daha çok hissetmem gerektiğini söylüyordu. Bende o yıl pazarlamaya geçmeye karar verdim. Yöneticilerimde sağ olsunlar bana güveniyorlardı. Ben işe ilk olarak müşteri portföyümüzü inceleyerek başladım. Amacım müşterilerimizi pazar mantığından kurtarmaktı. Yaptığım incelemeler sonrasında çok iyi kapasitede müşterilerimiz olduğunu fakat pazar mantığı ile hareket ettiklerini gördüm. Onlarla uzun uzun toplantılar yapıp sistemleşmelerine ve kurumsallaşmalarına destekte bulundum. Burada en büyük avantajım bilgisayar ve sistem kurmada uzmanlaşmam ve bunu aldığım İktisat eğitimiyle yoğurmam oldu. Zaten üç yıl olmuştu Rusya’da bulunmam. O da benim önümü açtı çünkü artık Rus insanını tanımaya başlamıştım. Zaten ben ilk geldiğim günden bu yana Rusya’da hep Ruslar gibi yaşamaya çalıştım. Hiç bir zaman gurbetçi havasında olmadım.

İş hayatında yükselişiniz nasıl oldu?

2003 yılına kadar müşterileri tanımakla ve onlara bir sistem kazandırıp kurumsulaştırmakla geçirdim. Bu arada bizde iyice oturmuş ve kurumsallaşmış bir şirket olarak müşterilerimize güven veriyorduk. O yıl şirkette genel müdür yardımcı oldum. Yaptığım analizle kurduğum sistem düzgün işlemeye başlayınca 2005’e kadar çok sayıda yeni mağaza açtık ve büyüdük. Rusya’da hatırı sayılır bir şirket olduk ve bende o yıl Rusya’da genel müdür oldum şirketin başına. 2007 yılı sonuna kadarda yeni firmalar kurarak bölgesel olarak Rusya’da alt yapıları hazırladık. Frenchayzing olarak mağaza sayımızı artırdık. 150 tanesi konsept mağaza, 120 tanesi satış noktası olmak üzere 250’nin üzerinde satış ağına ulaştık. Bu arada bende şirketin Rusya Yönetim Kurulu Başkanı oldum. 2008 yılında ise yaşanan ekonomik krizden daha karlı çıkmak için krizi fırsata çevirmeye çalışıyoruz.

Nasıl bir stratejiniz var?

Kriz ortamları bazı imkânlar doğuruyor. Özelikle de dayanamayanlar mecburen küçülmeye çalışıyor. Alışveriş merkezlerinde boş yer bulmak daha doğrusu iyi yer bulmak zor olurken şartlara dayanamayan bırakmak zorunda kalıyor. Yüksek olan kira bedelleri mecburen aşağı iniyor.Bizde bu süreçte mağaza açarak doğru bir fiyat politikasıyla pazardaki payımızı genişletiyoruz.

Krizin başladığından bu yana kaç mağaza açtınız?

Krizin başladığı günden bu yana 22 tane yeni mağaza açılışımız oldu.

Yaklaşık 12 yıldır bulunduğunuz Rusya’da en önemli gözleminiz ne oldu?

Doğru iletişim kurduğunuzda, karşınızda çok sıcak ve cana yakın insanlar buluyorsunuz. Az öncede belirttim benim başarımın altında yatan en büyük etken Rusya’da Rus gibi yaşamaya çalışmam yatıyor. Hiç bir gün Türkiye’den sevdiğim peyniri getirtmeye uğraşmadım burada yerinden bulmaya çalıştım.

 

 

Bu hafta Rusya’dan yaşam öyküleri bölümümüzün konuğu Motor Jeans Rusya Yönetim Kurulu Başkanı Okan Yavaş.

Lisede okuduğu bilgisayar bölümü ve üniversitede okuduğu iktisat bölümünü birleştirerek yaptığı analizlerle Rusya Motor Jeans’te yönetim kurulu başkanlığına kadar yükselen Yavaş, iş hayatına ilk İstanbul Üniversitesi’nde okurken stajyer olarak başladığı Ercan Holding’te, adım atmış. Yavaş, Vakıf Bank’a ait ATM’lerin teknik servisinden sorumlu olarak başladığı iş hayatında iki yıl kadar çalıştıktan sonra buradan İnfotek’e geçer ve burada da aynı işini sürdürür. Üç yıl çalıştıktan sonra Türkiye’de iş dünyasına henüz gözlerini açmış Motor Jeans’le sistem analisti olarak tanışır.

Rusya’ya nasıl geldiniz?

İstanbul’da başladığım Motor Jeans’te sistem analisti olarak kurumsallaşmalarında önemli rol aldım. Alt yapı ve bilgisayar sistemleri ağını kurdum. 1997 yılına kadar bu işte görev aldım. Kurduğumuz sistem işlemeye başlayınca şirket çok memnun kaldı ve sadece yurt dışı ile çalıştığı içinde Rusya’da da aynı sistemi baştan kurmamızı istedi ve beni de dolayısı ile sistemi kurmam için Moskova’ya gönderdi.

Yani 98 krizinin arifesinde geldiniz…

Evet, daha Rusya’yı tanımaya başlamışken krizle karşılaştık. Ama oradan pek zarar görmedik. Çünkü daha yeni yeni bir oluşum gerçekleştiriyorduk. Ben zaten o dönemde bir profesyonel olarak sadece sistem kurup işleyişi organize etmeye çalışıyordum.

Krizi hissetmediniz mi?

Hissetmedik denmez ama ben o dönem daha Rusya’yı yeni öğrenmeye çalışıyordum ve işim dolayısı ile sadece az bir kısmını görüyordum. Ama o dönem gözlemlediğim bir ayrıntı sonraki iş hayatımda da çok etkili oldu. Kriz döneminde firmada bulunan yönetici ağabeylerimin reklamlara önem verip o dönem için büyük reklam projeleri hayata geçirdiler. Bu firma olarak bizi o dönem Rusya’da çok iyi bir puan kazandırdı. Zaten alınan önlemler işe yaramaya başlayınca mağazalaşmaya başladık.

Siz bu süreçte hep işin mutfağında mıydınız?

2000 yılına kadar hep geride kaldım ama Rusya’yı tanıdıkça daha da bağlanıyordum ve aldığım İktisat eğitimi de bana pazarı daha çok hissetmem gerektiğini söylüyordu. Bende o yıl pazarlamaya geçmeye karar verdim. Yöneticilerimde sağ olsunlar bana güveniyorlardı. Ben işe ilk olarak müşteri portföyümüzü inceleyerek başladım. Amacım müşterilerimizi pazar mantığından kurtarmaktı. Yaptığım incelemeler sonrasında çok iyi kapasitede müşterilerimiz olduğunu fakat pazar mantığı ile hareket ettiklerini gördüm. Onlarla uzun uzun toplantılar yapıp sistemleşmelerine ve kurumsallaşmalarına destekte bulundum. Burada en büyük avantajım bilgisayar ve sistem kurmada uzmanlaşmam ve bunu aldığım İktisat eğitimiyle yoğurmam oldu. Zaten üç yıl olmuştu Rusya’da bulunmam. O da benim önümü açtı çünkü artık Rus insanını tanımaya başlamıştım. Zaten ben ilk geldiğim günden bu yana Rusya’da hep Ruslar gibi yaşamaya çalıştım. Hiç bir zaman gurbetçi havasında olmadım.

İş hayatında yükselişiniz nasıl oldu?

2003 yılına kadar müşterileri tanımakla ve onlara bir sistem kazandırıp kurumsulaştırmakla geçirdim. Bu arada bizde iyice oturmuş ve kurumsallaşmış bir şirket olarak müşterilerimize güven veriyorduk. O yıl şirkette genel müdür yardımcı oldum. Yaptığım analizle kurduğum sistem düzgün işlemeye başlayınca 2005’e kadar çok sayıda yeni mağaza açtık ve büyüdük. Rusya’da hatırı sayılır bir şirket olduk ve bende o yıl Rusya’da genel müdür oldum şirketin başına. 2007 yılı sonuna kadarda yeni firmalar kurarak bölgesel olarak Rusya’da alt yapıları hazırladık. Frenchayzing olarak mağaza sayımızı artırdık. 150 tanesi konsept mağaza, 120 tanesi satış noktası olmak üzere 250’nin üzerinde satış ağına ulaştık. Bu arada bende şirketin Rusya Yönetim Kurulu Başkanı oldum. 2008 yılında ise yaşanan ekonomik krizden daha karlı çıkmak için krizi fırsata çevirmeye çalışıyoruz.

Nasıl bir stratejiniz var?

Kriz ortamları bazı imkânlar doğuruyor. Özelikle de dayanamayanlar mecburen küçülmeye çalışıyor. Alışveriş merkezlerinde boş yer bulmak daha doğrusu iyi yer bulmak zor olurken şartlara dayanamayan bırakmak zorunda kalıyor. Yüksek olan kira bedelleri mecburen aşağı iniyor.Bizde bu süreçte mağaza açarak doğru bir fiyat politikasıyla pazardaki payımızı genişletiyoruz.

Krizin başladığından bu yana kaç mağaza açtınız?

Krizin başladığı günden bu yana 22 tane yeni mağaza açılışımız oldu.

Yaklaşık 12 yıldır bulunduğunuz Rusya’da en önemli gözleminiz ne oldu?

Doğru iletişim kurduğunuzda, karşınızda çok sıcak ve cana yakın insanlar buluyorsunuz. Az öncede belirttim benim başarımın altında yatan en büyük etken Rusya’da Rus gibi yaşamaya çalışmam yatıyor. Hiç bir gün Türkiye’den sevdiğim peyniri getirtmeye uğraşmadım burada yerinden bulmaya çalıştım.

Facebook Yorumlar

Yaşam Öyküleri

Cüneyt Vardar

Yayınlanma tarihi

-

Gazetem’in Rusya’da başarıya ulaşmış Türk işadamlarının ilginç öykülerini aktardığı sayfanın bu haftaki konuğu,Rusya pazarına 1990’ların başında giren ve başarı merdivenlerini teker teker çıkan Troy Group’un Yönetim Kurulu Başkanı Cüneyt Vardar.

Cüneyt Vardar,doğduğu şehir olan İstanbul’da babasının mesleğinden dolayı küçük yaşlarda ayrılmak zorunda kalmış ve 5 yıllık ilkokulu bile 8 ayrı yerde okumak zorunda kalmış. Sonrasında babasının yurt dışına yerleşmesi onu iki ülke arasında mekik dokumaya itmiş,Türkiye ve Kanada arasında. Toronto Üniversitesi’nde başladığı makine bölümünü yatay geçişle İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra iş hayatına ilk kez ENKA ile 1980 yılında Irak’ta başlamış. ‘İlk ve son maaşlı çalıştığım yer ENKA’ diyen Vardar, Irak’ta 4 yıl çimento fabrikaları ve petrol boru hattı projelerinde çalıştıktan sonra yurda dönmüş ve askerlik görevini yerine getirmiş.Ardından yeniden ENKA’da doğalgaz boru hattı projesinde çalışmış.Görevi Rusya’dan, Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye gelecek olan doğal gaz boru hattını Bulgaristan’dan Ankara’ya ulaştırmakmış.1992 başında yolu Moskova’ya düşmüş.

 -Neden gelmiştiniz Moskova’ya?

-ENKA‘da çalışan bazı arkadaşlarımı ziyaret için.İlk kez otelden arkadaşlarımın yanına gitmek için taksi durdurup beni götürmesini istediğimde beni dolaştırarak yürüyüş mesafesindeki yer için 50 dolar almıştı ve ben de o zaman ‘bu parayı buradan çıkaracağım’ demiştim kendime. Tabii bu işin şaka yanı fakat o arada ENKA’nın aldığı bazı projelerde benim alanımla ilgili ihtiyacı vardı ve ben onu da görerek Rusya’da bir şeyler yapma kararı aldım.

 -Ve işe koyuldunuz….

-Doğru.O dönem çok sayıda askeri proje vardı ve ENKA ile birlikte birçok firma bunlarla uğraşıyordu.Ben yanıma bir tercüman da alarak Rusya’da çelik üretim merkezi aradım ve buldum.

-Bu proje ne kadar sürdü?

-1996 yılına kadar bu böyle devam etti ve oradan hem iyi para kazandık hem de iyi bir Rusya tecrübesi edindik.Troy olarak o dönemde bir de Moskova’da merkez kurduk.1998 krizinde piyasadan çok sayıda firma çekilirken bazıları burada kalıp devam edenlerin peşine düştük.O arada Efes Pilsen’in yatırımı vardı ve onun işlerini yaptık.Hemen müteakibinde Philip Morris’in işleri ve Caterpillar bir de Radisson otelini yaptık St.Petersburg’da.

-Krizde burada kalmanın karşılığını aldınız…

-Doğru.2000 yılında bira fabrikalarında bir artış dönemi yaşandı ve bu işte tecrübeli olduğumuz için çok sayıda iş bizi buldu. Yaptığımız bir araştırmada bu işin can damarı olan büyük paslanmaz tanklar dışarıdan geliyordu ve pahalıya mal oluyordu. Almanya’da bu işi yapan köklü bir firmanın iş durdurma noktasına gelip kapatma kararı aldığını öğrenince gidip fabrikayı ekipmanı ve mühendisleriyle birlikte Rusya’ya transfer ettik ve üretimi burada kendi bünyemizde kendimiz yapmaya başladık.

 -Bildiğimiz kadarıyla başka alanlara da girdiniz…

-Evet,2002 yılında Troy Media’ yı kurarak matbaa ve reklamcılık işleri yapmaya başladık.Komsomolskaya Pravda gazetesinin Türkiye temsilciliğini alıp orada baskısını yapmaya başladık. Önümüzdeki günlerde de Troy Media’nın yeni bir kolu olan Troy Packing ambalajlama hizmeti verecek bir yapılanma hizmete sokacağız.2003 yılında ise şu anda bulunduğumuz alanı satın alarak Troy Bussines Park’ı kurduk.2005 yılında Heineken fabrikasını sıfırdan kurup anahtar teslimi yaptık. Zorlu Grubu’nun enerji alanında attığı büyük adımda mütteahhit olarak yer aldık ki bu çok önemli bir proje ve hizmete girdiğinde önemi daha da anlaşılacak. 2007 yılında ise Dubai işi doğdu. Son 15 yılda diyebilirim ki bir yerde 15 günden fazla kalmamışımdır. Sürekli hareket etmeyi ve bir şeyler yapmayı seviyorum.

 -Rusya’da yeni iş yapacaklara hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

 -Rusya’yı öğrendim,ben biliyorum derseniz baştan kaybedersiniz. Bunca yıldan sonra bile ben her sabah kalktığımda Rusya’yı yeniden öğrenmeye çalışıyorum. Bir de şu çok önemli ki Rusya’da inanılmaz bir birikim var. Sakın ola ki burayı geri kalmış gibi algılamayın. Çoğu iş adamımız buraya geldiğinde buranın eskimiş alt yapısına bakarak burayı ona göre değerlendiriyor,aman bu hataya düşmesinler. Her şeyden önemlisi burayı her şeyi ile sevmeleri gerekir. Ben inanın bana dünyanın neresine gidersem gideyim ki Kanada gibi gelişmiş olarak sayılan bir ülkede bile Rusya’yı özlüyorum. Burayı evim olarak görüyorum.

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Murat Başbay

Yayınlanma tarihi

-

Bu haftaki konuğumuz Rusya’da ki en büyük Türk sermayeli bankalarımızdan olan Credit Europe Bank (Eski Finansbank) Genel Müdürü Murat Başbay.

Galatasaray lisesinden mezun olduktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümünü tamamlayan Başbay, Moskova’ya ilk gelişine kadar ki hayat hikâyesini şöyle özetliyor: “Üniversite de okurken Bosfor adlı turizm firmasında iş hayatına başladım. Son sınıfta okurken de bizim üniversitede kariyer günleri olurdu. Büyük firmalar ve bankalar yeni mezun olacak öğrencilere firmalarını tanıtıp iş teklifi yaparlardı. O günlerde bana da çok teklif geldi. Ben, yüksek maaştan ziyade tecrübe kazanabileceğim, kendimi geliştirebileceğim bir denetim firması olan Artur Andersen’u tercih ettim. 1992 – 1997 yılları arasında İstanbul ve Dubai ofislerinde çalıştım ve bu beş yılda İspanya, Amerika, Libya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar birçok ülkede bulunarak çok şey gözlemleyip tecrübe edindim. Zaten 5 yılın sonunda herkes bilir ki Artur Andersen’da ya yönetici olup ofise çekileceksiniz ya da başka bir firmaya geçip daha hareketli işlerde yine yönetici pozisyonunda çalışacaksınız. Çünkü Artur Andersen’da çok iyi bir eğitim alıp tecrübe kazanırsınız. Ben de beşinci yılımı doldurmuş iken 1997 yılında Fiba grubundan, Finansbank Moskova’nın kuruluş döneminde mali işlerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev almam için teklif geldi. Kabul edip Moskova’ya geldim. Kuruluşu gerçekleştirip buradaki işleyişi rayına oturtunca şirket 1999 yılında bu seferde Hollanda’da ki yapılanmamızı güçlendirme kararı verip yetkilerimi de artırarak beni oraya transfer etti. Yaklaşık 6,5 yıl Hollanda’da kaldıktan sonra 2005 yılında Moskova’ya Finansbank Genel Müdürü olarak tekrar döndüm.”

Moskova’ya ilk geldiği günlerde şehrin kendisine çok gri gelmesine rağmen asla başka bir Avrupa şehriyle kıyaslamadığının altını çizen Başbay, ” Eğer bir yerde yabancı olarak bulunuyorsanız orayı olduğu gibi kabul edip benimsemezseniz iş hayatınızda da günlük hayatınızda da mutlu olmazsınız. Rusları tanıdıkça bize ne kadar benzediklerini görürsünüz. Onlar da birçok konuda bizim kadar duygusaldır. Rusya’da görevim 1999 yılında dolup Hollanda’ya gitmem gerektiğinde çok üzülmüştüm. Orada bana Rusya’dan sonra çok rahat edeceğim söylendiğinde, ‘Moskova’yı tercih ederim’ diyordum bana şaşırıyorlardı” diyor.

Murat Başbay, Türkiye’nin yanı başında ki fırsatı çok geç fark ettiğini fakat buna rağmen fırsatların daha tükenmediğini belirtiyor. Başbay, yurt dışında başarının temel şartlarını şöyle sıralıyor: “Önce iş yaptığınız ülkeye saygı duymalısınız. Değiştirmeye kalkmaktansa anlamaya çalışmalısınız.

İşi mutlaka uzun vadeli olarak düşünmelisiniz. Aynı maraton koşucusu gibi enerjinizi kontrollü harcamalısınız. Bu gün adım atarken yarını düşünmelisiniz ve en önemlisi ise gelişmek için güçleşen rekabet şartlarında rakiplerinizin ne yaptıklarını iyi takip ederek, kendinizle kıyaslamasını mutlaka yapmalısınız.”

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Nejati Öztürk

Yayınlanma tarihi

-

Pantamo Jeans ortaklarından Nejati Öztürk ,1989 yılında Turgut Özal’ın girişimiyle Türkiye’ye gelen Bulgar göçmeni bir Türk.

Bulgaristan’da endüstri meslek lisesini bitirdiği için Türkiye’de fabrikalarda tornacılık yaparak işe başlıyor. Öztürk, “Benim amacım üniversite okuyup tarih öğretmeni olmaktı ancak o günkü şartlar buna el vermedi. İki yıl kadar, bir demir-çelik fabrikasında tornacılık yaptım. Oradan ayrılıp kısa süre bir Fransız firmasında çalıştım. Sonra, bana serbest piyasayı öğretti diyebileceğim Feyzullah Öztan ile tanıştım. Yanında kaldığım iki yıl boyunca piyasanın mantığını, işleyişini öğrendim.’’diyor.

Öztürk, Laleli pazarının yeni yeni revaçta olduğu günlerde Ruslarla, 1994–1995’te derici olarak tanışır. Laleli pazarında deri atölyesinde çalışırken iş yerindeki huzursuzluktan dolayı ayrılarak, jean sektörüne girer ve büyük saygı duyduğu Pantamo Jeans ortaklarından Sıdık Şeker ile tanışır.

Öztürk, ” O günlerde jean sektöründen deri sektörüne hızlı bir geçiş vardı. Çünkü deride çok para vardı. Ben ise huzur aradığımdan, deriyi bırakıp jean sektörüne geçmiştim. Sıdık Bey Malatyalıydı ve o yaz kayısı bahçeleri için oraya gitmiş, işletmeyi her şeyiyle bana emanet etmişti. Döndüğünde işlerin ne kadar düzenli ve sorunsuz olduğunu görünce bana; “Ben seninle artık patron-işçi gibi çalışamam. Sana bir yer açalım.” dedi. Ne yapacağımı düşündüğüm sırada, Rusya’nın çıkış yolu olduğunu gördüm. Sıdık Bey bana her konuda destek olacağını söyledi. Ben de Moskova Lujnika pazarına, bir Rus ortak da bularak yer açtım. Her şey yoluna girmeye başladığı sırada meşhur 98 krizini yaşadık ve sıfıra indik. Sıdık Bey orada da ortaya çıktı ve bana; “Sen bu parayı kumarda ya da başka bir yerde kaybetmedin ki. Devam edeceksen ben yine sana destek olurum.” dedi. Bu beni daha da kamçıladı ve işime yine sarılmama neden oldu.” diyor.

‘‘2001 yılına girdiğimizde pazardaki kısır döngüyü fark ederek, pazardan çıkma kararı aldım. Ortağım bu cesareti gösteremediği için ayrıldık. O hala Lujnike pazarında aynı işlere devam ederken, ben Pantamo Jeans’i Rusya’nın birçok bölgesinde tanınan marka haline getirdim. Yaptığım en büyük hamle mağazalaşmaya önem vermek oldu ve şu anda zincir haline geldik. Bir de bölgelere açılmak gerekiyordu, onu yaptım. Moskova’ya tıkanıp kalanlar hala aynı durumdalar.’’diyor ve ekliyor: ‘‘Genç girişimcilerin hala bir şansları var. Bölgelere zaman kaybetmeden gidip inceleyerek, bir şeyler yapmalılar. Yoksa bu boşluğu onların yerine başkası görür de doldurursa, iş işten çoktan geçmiş olur.’’

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Çok Okunanlar