Takip Edin
gazetem

Yaşam Öyküleri

Mustafa Gül

Yayınlanma tarihi

-

“Rusya’dan Yaşam Öyküleri’’ bölümünün bu sayıdaki konuğu My Travel Premium sahibi ve Genel Müdürü Mustafa Gül oldu.

“Bir başarı hikâyesi peşinde” koşan Gül, 1975’te gurbetçi bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da doğdu. 10 yaşında ailenin İstanbul’a kesin dönüşüyle o dönem dil sorunu yaşamaya başladı. Almancayı, Türkçeden daha akıcı konuşan Gül, çevrenin değişimi, arkadaşlarının Almanya’da kalmasıyla kendisini yalnız hissetmeye başladı. Türkçeyi akıcı okuyamadığından zorlandığını ve sınıfta alay konusu olduğunu ifade eden Mustafa Gül, o günleri şöyle anlatıyor:
“Sinirden ağlayarak eve gitmiştim. Babama okumak istemediğimi söyleyince bana , ‘senin okuman lazım. Büyük adam olman lazım’ deyince, bende ‘büyük adam kim?’ diye sormuştum bana o anda televizyonda çıkan Cumhurbaşkanı’nı göstermişti. O an ben Cumhurbaşkanı olacağım dedim ve ansiklopedilerde cumhurbaşkanını ve nasıl olunuru araştırmaya başladım.  Orada ki maddelerden bir tanesi üniversite mezunu şartı vardı ve bu benim okula devam edip sonuna kadar gitmemi sağladı. Bana büyüyünce ‘ne olmak istiyorsun’ diye her sorulduğunda, ‘ben Türkiye’nin 14. Cumhurbaşkanı olacağım’ diyordum.

Babam maden işçisi idi ve Almanya’dan aldığı emekli parasıyla bir mefruşatçı dükkânı açmış onun başında duruyordu. Ben ise liseyi bitirene kadar ağabeyimin yanında hem çalıştım, hem dükkânda babama yardım ettim hem de okulumu bitirdim.”

 Üniversite günleri
Gül, üniversite sınavı sonrası Akdeniz Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nü kazanıp eğitimine devam eder bir taraftan da üniversitede Ekonomi ve İşletme Kulübü’nü kurar. Zaman zaman bölgenin ve Türkiye’nin önemli iş adamlarını üniversitede konferansa çağırdığını belirten Mustafa Gül, bu konuda da şunları anlatıyor:
“Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç’a bir mektup yazarak üniversiteye davet ettim. Mektubu yolladığımı duyan arkadaşlarım, benimle dalga geçiyorlardı. Bazıları gizli numaradan arayarak bana ‘merhaba ben Ali Koç. Beni davet etmişsin ama benim ne işim var o üniversitede’ diyerek dalga geçiyorlardı. O kadar çok telefon almıştım ki, bir gün gerçek Ali Koç aradığında da inanmadım ve ‘müsaade ederseniz, siz kapatın. Ben sizi arayabilir miyim?’ dedim. Tekrar aradığımda onun gerçekten Ali Koç olduğunu anladım. Ali bey mektubu almış nezaketen, ayıp olmasın diye arayarak zamanı olmadığını bildirmek istemiş, ancak ben kendisine , ‘Efendim ben size mektup yolladıktan beri okulda alay konusu oldum. Çoğu arkadaşım sizmişsiniz gibi arayarak beni işletiyor’ deyince gelmeye karar verdi ve gelip konferans verdi. Yüz yüze de tanışmış olduk. Çok iyi bir diyalogumuz oldu.

Konuşurken o gün akşam yapılacak ‘Siyaset Meydanı’ programına davetli olduğumu ancak yetişemeyeceğim için İstanbul’a gidemeyeceğimi söyleyince beni kendi özel uçağı ile İstanbul’a götürdü. Hayal gibi geliyordu bana her şey.

 14.Cumhurbaşkanı olacağım
 Aynı gün Antalya’da TUSİAD toplantısı vardı, Sn. Mustafa Koç’da Antalya da idi. Uçağa vardığımızda uçakta Sn.Mustafa Koç ile beraber çok önemli iş adamları vardı. Ali Bey, Beni onlarla da tanıştırdı. Mustafa Koç, bana ‘okulu bitirince ne olmak istiyorsun?’ diye sordu. Ben ‘Türkiye’nin 14. Cumhurbaşkanı olmak istiyorum efendim’ dedim. Bana ‘kendinden nasıl bu kadar emin olabiliyorsun’ diye sorunca da ‘Bu uçağa da binmem mümkün gözükmez iken, şu anda bu uçakta yolculuk yapıyorum. İnşallah bir gün o makama da oturabilirim’ dedim’.

Tayyip Erdoğan ile karşılaşma
Bir gün, Marmara Üniversitesini ziyaretimde tesadüfen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konferansına denk geldim. O zamanlar, okuduğu bir şiir yüzünden ceza almış ve birkaç hafta sonra cezaevine gidecekti. Tayyip Bey son iki kişiye daha söz verip konferansı bitireceğini söyledi ve son sözü bana verdi. Bende:‘Size müsaadenizle Sayın Başbakanım demek istiyorum. Çünkü İstanbul’da o kadar çok güzel hizmetler verdiniz ki, bunları Türkiye’ye de taşıyacağınızı düşünüyorum’ diye bir konuşma yapmıştım. Bu cümleyi kullandığımda daha ortada AK Parti yoktu.’’

Üniversite son sınıfta iken, Stajını Koç Holdinge bağlı şirketlerde yapan Gül, 1999 depremi sırasında Koç Holding de kurulan kriz masasında görev aldı. Başarılı çalışmaları sonucu Ali Koç’un, ‘Çok iyisin ancak yabancı dilin eksik’ diyerek kendisini Amerika’ya yolladığını ifade eden Gül, bir yıl sonra Antalya’ya dönerek Tekirova Belediye Başkanı’nın danışmanlığını yaptığını belirtti. Bu sırada RIXOS Hotels yönetim kurulu başkanı Fettah Tamince’nin yönlendirmesi ile satış ve pazarlama bölümüne katılan Gül, bir süre sonra Koç Holdinge bağlı Paro firmasına döndü. Burada müşterilerin tüketim alışkanlıkları üzerinde araştırmalar yapan Gül, askerlik görevine hazırlanırken Rixos Grubu’ndan İbrahim Artukaslan’ın çağrısıyla kendisini Menderes Türel’in Antalya Belediye Başkanlığı seçim kampanyası içinde buldu.

 Ukrayna ve Rusya günleri
Mustafa Gül, Menderes Türel’in Belediye Başkanı seçilmesinden sonra önerilen Kemer Oteller Birliği Başkanlığı’nı kabul etti. Ancak bir süre sonra bu işin kendisine katkısının olmayacağı düşüncesiyle ayrıldı. Gül, şöyle devam etti:
“Tekrar Rixos Grubu ile yollarımız kesişti ve Rixos Ukrayna yapılanmasında görev aldım. Gittiğim ilk gün meşhur ‘Turuncu devrim’ oldu. Devrim olunca da Rixos grubunun planları 7-8 ay sekteye uğradı ve nihayetinde bütün planlarını askıya aldılar. Ben durumum konusunda sürekli Ali Koç’u bilgilendiriyordum. O da bana Moskova’daki Ramstore mağazalarına gitmemi söyledi. 2005 yılında bende atlayıp Rusya’ya geldim. İlk olarak St. Petersburg’da ki bir Ramstore mağazasında, mağaza müdür yardımcısı olarak işe başladım. Orada işi öğrendikten sonra da Moskova’da ki genel merkeze geldim. Burada ilk önce Malina kartın kuruluşunda, daha sonra da Ramstore Shopping Mall’larında pazarlama müdürü oldum. 2007 yılında Koç ve Enka ortaklığı bittince de ben de kendi yolumu çizmek için şirketten izin istedim ve ayrıldım. Yaklaşık 7-8 ay kadar büyük alışveriş merkezlerinin yılbaşı süslemeleri ile uğraştım ve o işten biraz para kazandım.

 Başarı hikâyesi
 Birikimim ile ne yapabilirim diye düşünürken My Travel’in devredildiğini duydum. Mega’da yerleri vardı ve orta sınıfa hitaben turlar satıyorlardı. My TRavel’i iki ortakla birlikte devraldım. Ancak ortaklarım bu işte umut görmeyince ayrıldılar ve şirketi bana devrettiler. Küçük, tek ofisi olan bu acentede bende tek başına kalınca ne yapabilirim diye düşündüm. Havaalanlarında, otellerde, sokaklarda hep insanları gözlemliyor ve tanışıyordum. Rusların sık sık tatile gittiğini bildiğim için “her Rus vatandaşın aynı zamanda potansiyel müşteri gözü ile bakıyordum. Zengin Rusların tatillerini geçirdikleri Rixos otelinde ve özellikle CRM odaklı Paro firmasındaki elde etmiş olduğum deneyimlerimi bir seyahat acentesinde birleştirmeyi düşündüm ve “My travel” i “ My Travel Premium” olarak değiştirerek VIP segmentinde hizmet vermeye başladım.

2009 yılında şu anda bulunduğumuz “Vremena Goda” alışveriş merkezinde bir yer kiralayarak minimum giderle en iyi dizaynı kendim yapıp, üst sınıf müşterilere hitaben turlar pazarlamaya başladım. Sonrasında eski patronum Sn.Mehmet Tara‘nın desteği ile 3. ofisimi Enka’nın Moskova City deki Bussiness Center içinde açtım. Bunlar tamamen düşük bütçelerle kurulmuş ama gösterişli yerler olunca da tüketici tarafından büyük ilgi gördü. Bu konsept ile de büyümeyi düşünüyorum. St. Petersburg’ şubemiz yeni yıldan hemen sonra açılacak. Hedefim Rusya’nın en prestijli seyahat acentesini oluşturmak ve şube sayısını 7 veya 8’e çıkarmak. Bu hedefler içinde prestijli lokasyonlarda büyümeyi sürdüreceğim. Şu anda Türkiye, ABD, Avrupa ve Asya’dan gelecek olan VIP turistler için “Journey all over the Russia” gezi programları hazırlıyoruz. Rusya’nın eşsiz doğal güzellikleri var! Bunları güzel bir pazarlama programı ile yavaş yavaş ürün haline dönüştürüp servise sunacağım. Ekmeğini yemiş olduğum bu güzel ülkeye küçük de olsa bir katkım olursa ne mutlu bana. Amacım dediğim gibi “bir başarı hikâyesi” oluşturup ondan sonra Türkiye’ye dönmek.”

Küçüklüğünden beri bir liderin yurt dışı programına katılmayı da sürekli hayal ettiğini, bunu da Başbakan Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiğini ifade eden Gül, 2009 yılında Başbakan Erdoğan’ın Amerika gezisine kendi çabalarıyla katıldığını anlattı. Gül, Gezide Başbakan Erdoğan’a Rusya’da yaptıklarımdan bahsetmiş. Başbakanın danışmanından kısa bir süre sonra Rusya’ya ziyareti olacağını öğrenince de, Amerika’da Başbakanın temaslarının benzerlerini ‘Rusya’da bende ne yapabilirim’ diye düşünmeye başlamış ve burada Ritz Carlton otelinde Başbakanın, iş adamları ile bir araya geldiği konferansı önceden DEİK, RTİB, RUTİD, TUSKON temsilcileri ile konuşup birlikte organize etmiş.

 Rusya’da evimde gibiyim
 Gül, kendisini Rusya’da evinde gibi hissettiğini de ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:
“ Bence Rusya hem yaşam koşulları hem de iş dünyası için bir fırsatlar ülkesi oldu. Yenidünyanın iş ve ticaret merkezi Moskova’da yaşarken kendimi sanki Antalya’da veya İstanbul’da gibi hissediyorum. Rusya devleti ve milleti bana bu ülkede dinimi ve kültürümü yaşamamda yasalar çerçevesinde her türlü imkânı sağlıyor. Bundan dolayı Rusya devleti ve milletine eşsiz minnet ve şükranlarımı sunuyorum. İlerde İnşallah Türkiye’de ideallerime kavuşursam kesinlikle Türkiye ve Rusya arasındaki bu ilişki bağının daha da güçlenmesi için elimden geleni yapacağım.”

 

 

Facebook Yorumlar

Yaşam Öyküleri

Metin Malkoç

Yayınlanma tarihi

-

Gazetem’in “Nasıl Başardılar” köşesinin bu haftaki konuğu, Rusya’da et sektörünün önemli isimlerinden birisi olan,ancak bu noktaya ulaşmasından önce başına gelmedik kalmayan Malkoç Group’un sahibi Metin Malkoç.
Malkoç, ilkokulu doğduğu Erzincan’da okuduktan sonra abileri ve dayılarının iş yaptığı İstanbul’a gelir. Orta öğrenimini burada tamamlar, liseyi Gürsoy Koleji’nde okur,bir yandan da çalışmaya başlar. Lise 2. sınıftayken İngilizcesini geliştirmek için İngiltere’nin bir küçük kasabası olan Gilfert’e gider. Arkadaşları ona “sözlük” diye takılırken İngilizce konusunda kendisini bir hayli geliştirir. Lise bitirince önce Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi bölümünü bir yıl sonra ise Bilkent Üniversitesi Amerikan Dili ve Edebiyatını kazanır. Ancak,o sıralarda Rusya ile sebze-meyve ticareti yapan dayısı ve Beykent Üniversitesi kurucularından olan öğretmeni Mustafa Melek’in tavsiyesi ile Moskova’nın yolunu tutar.
Malkoç, öykünün devamını şöyle anlatıyor:
“Hocam bana Rusya ile ilgili öngörüsünü aktardı ve ‘Yakında orası çok büyük ve işlek bir pazar olacak’ dedi. Dayımın da o dönem Rusya’ya öğrenci gönderen bir şirketi vardı. Bana,’Hem orada okursun,hem de dil öğrenmiş olursun’dedi.3 günde karar verdim ve 19 yaşındayken Moskova’ya geldim. Hiç unutmam, Rusça bilmeden el işaretleriyle ve sözlükten bakarak bir tava ve yumurta aldım ve karnımı doyurarak işe koyuldum. O yıl MGU’da dil hazırlık sınıfında okudum.Ardından Uluslaarası Ekonomik İlişkiler bölümüne kaydımı yaptırdım.Ama dayımın işleri iyi gitmemeye başladı ve ben üniversite paramı kendim ödeme durumuyla karşı karşıya kalıverdim.Önce Türk arkadaşlar vasıtasıyla Kanikova Pazarı’nda birkaç deri mont sattım ve biraz para kazandım. Bu parayla o dönem çok ilgi gören kazak işine girdim.

“Yırtık kazakları kaldığım yurttaki bayanlara diktirip sattım…”
Türkiye’den sipariş ettiğim kazaklar geldiğinde şoke olmuştum. Hep yırtık pırtık kazaklar yollamışlardı.Yurtta hizmetli olan bayanlarla para karşılığı anlaşarak defolu kazakları onarttım ve yine onların vasıtasıyla hepsini sattım.İkinci sınıftaydım ve  okulun ücretini ödemem gerekiyordu.Afganistanlı öğrenci arkadaşım Belarus’dan sigara getirip satıyordu. Çok karlı olduğunu anlatınca ben de yapmaya karar verdim ve birkaç kez gidip geldim.Trenle gidip sigaraları alıp geliyor ve Moskova’da sigaracılara satıyordum.Ama gümrüklerdeki problemlerden dolayı uzun sürmedi. Bu sefer ekmek satma işine girdim. Pazarda açıkta soğukta ekmek satmaya başladım.İlk gün 300 ekmek spariş etmiştim ve öğlene kadar hepsi bitmişti.Ben farkında değildim,meğerse o gün Rusların bir bayram öncesiymiş,o nedenle çok satmışım!Bu bilmezlik beni yanılttı ve sonraki gün 600 ekmek sipariş ettim ama tabii ki satamadım.Sabaha kadar metroda bekleyip o ekmekleri de elimden çıkardım.O yıl Türk fırını sahibi Şevket Atmaca ile tanıştım,ondan simit alarak satmaya başladım.100 simitle başladığım işte günde 500 simit satar olmuştum.Yine arayış içindeyken gazete ilanlarından  bir marketin ekmek reyonunu kiraya verdiğini gördüm.Çok çalıştımve günde 700 olan ekmek satışını 3000-3500’lere çıkardım.Ama bir yıl sonra mekan sahibi işi elimden alınca ben gene açıkta kaldım ve tabii yeni arayışlara başladım.

“Yakında 7 hektarlık bir çiftlikte et tesisi kurmayı planlıyorum”

Bu arada Eski Arbat’ta bir Türk Kafesi işleten Kazım Özkayıt ile tanıştım.Döner sattıkları için ete ihtiyaçları vardı.1997 yılıydı,bu işle ilgili Kazım Bey’le fikir alışverişinde bulundum. Bana güvendi,sanıyorum ben de onu mahçup etmedim.Bir süre sonra satış noktaları kurdum. 1999’da mezun olunca işime yoğunlaştım ve ne mutlu bana ki et sektörünün önemli şirketlerinden biri konumuna geldim. Yeni aldığımız 7 hektarlık bir çiftlikte önümüzdeki yıllarda bir et kombine tesisi kurmayı planlıyorum.”
Rus insanı ile dürüst çalıştığınız sürece onların da çok dürüst ve samimi yaklaşacaklarını belirten Malkoç,“ Başarımızı ve kazancımızı Ruslara borçluyuz.Ben Rusları yaşadığım bu 15 yılda çok net buldum.Herşeyi ile netler.Siz onlara açık davranırsanız onlar da sizinle herşeylerini paylaşıp kendilerinden görüyorlar.En önemlisi paylaşmasını biliyorlar”diyor.
Rusya’da iş yapmak isteyenlere tavsiyesinin yaşama ve çalışma kanunlarına uygun ve sağlam temellere dayalı olarak evraklarına çok dikkat etmeleri gerektiğini öğütleyen Malkoç, “Burada iş yapacağınız alan ne olursa olsun bir defa önce kendiniz inanmalısınız ve hayatınızın bir parçası olarak görmelisiniz.İnsanları çok iyi tanımadan sözlere bağlı anlaşmalar yapmasınlar. Ayrıca bence Moskova’ya bağlı kalmasınlar,dışarıya çıksınlar.Bir de ekip kurma konusunu çok cidiye alsınlar,çünkü burada işin sürekliliğini ekip sağlıyor “ diye sözlerini tamamlıyor.

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Murat Başbay

Yayınlanma tarihi

-

Bu haftaki konuğumuz Rusya’da ki en büyük Türk sermayeli bankalarımızdan olan Credit Europe Bank (Eski Finansbank) Genel Müdürü Murat Başbay.

Galatasaray lisesinden mezun olduktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümünü tamamlayan Başbay, Moskova’ya ilk gelişine kadar ki hayat hikâyesini şöyle özetliyor: “Üniversite de okurken Bosfor adlı turizm firmasında iş hayatına başladım. Son sınıfta okurken de bizim üniversitede kariyer günleri olurdu. Büyük firmalar ve bankalar yeni mezun olacak öğrencilere firmalarını tanıtıp iş teklifi yaparlardı. O günlerde bana da çok teklif geldi. Ben, yüksek maaştan ziyade tecrübe kazanabileceğim, kendimi geliştirebileceğim bir denetim firması olan Artur Andersen’u tercih ettim. 1992 – 1997 yılları arasında İstanbul ve Dubai ofislerinde çalıştım ve bu beş yılda İspanya, Amerika, Libya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar birçok ülkede bulunarak çok şey gözlemleyip tecrübe edindim. Zaten 5 yılın sonunda herkes bilir ki Artur Andersen’da ya yönetici olup ofise çekileceksiniz ya da başka bir firmaya geçip daha hareketli işlerde yine yönetici pozisyonunda çalışacaksınız. Çünkü Artur Andersen’da çok iyi bir eğitim alıp tecrübe kazanırsınız. Ben de beşinci yılımı doldurmuş iken 1997 yılında Fiba grubundan, Finansbank Moskova’nın kuruluş döneminde mali işlerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev almam için teklif geldi. Kabul edip Moskova’ya geldim. Kuruluşu gerçekleştirip buradaki işleyişi rayına oturtunca şirket 1999 yılında bu seferde Hollanda’da ki yapılanmamızı güçlendirme kararı verip yetkilerimi de artırarak beni oraya transfer etti. Yaklaşık 6,5 yıl Hollanda’da kaldıktan sonra 2005 yılında Moskova’ya Finansbank Genel Müdürü olarak tekrar döndüm.”

Moskova’ya ilk geldiği günlerde şehrin kendisine çok gri gelmesine rağmen asla başka bir Avrupa şehriyle kıyaslamadığının altını çizen Başbay, ” Eğer bir yerde yabancı olarak bulunuyorsanız orayı olduğu gibi kabul edip benimsemezseniz iş hayatınızda da günlük hayatınızda da mutlu olmazsınız. Rusları tanıdıkça bize ne kadar benzediklerini görürsünüz. Onlar da birçok konuda bizim kadar duygusaldır. Rusya’da görevim 1999 yılında dolup Hollanda’ya gitmem gerektiğinde çok üzülmüştüm. Orada bana Rusya’dan sonra çok rahat edeceğim söylendiğinde, ‘Moskova’yı tercih ederim’ diyordum bana şaşırıyorlardı” diyor.

Murat Başbay, Türkiye’nin yanı başında ki fırsatı çok geç fark ettiğini fakat buna rağmen fırsatların daha tükenmediğini belirtiyor. Başbay, yurt dışında başarının temel şartlarını şöyle sıralıyor: “Önce iş yaptığınız ülkeye saygı duymalısınız. Değiştirmeye kalkmaktansa anlamaya çalışmalısınız.

İşi mutlaka uzun vadeli olarak düşünmelisiniz. Aynı maraton koşucusu gibi enerjinizi kontrollü harcamalısınız. Bu gün adım atarken yarını düşünmelisiniz ve en önemlisi ise gelişmek için güçleşen rekabet şartlarında rakiplerinizin ne yaptıklarını iyi takip ederek, kendinizle kıyaslamasını mutlaka yapmalısınız.”

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Nejati Öztürk

Yayınlanma tarihi

-

Pantamo Jeans ortaklarından Nejati Öztürk ,1989 yılında Turgut Özal’ın girişimiyle Türkiye’ye gelen Bulgar göçmeni bir Türk.

Bulgaristan’da endüstri meslek lisesini bitirdiği için Türkiye’de fabrikalarda tornacılık yaparak işe başlıyor. Öztürk, “Benim amacım üniversite okuyup tarih öğretmeni olmaktı ancak o günkü şartlar buna el vermedi. İki yıl kadar, bir demir-çelik fabrikasında tornacılık yaptım. Oradan ayrılıp kısa süre bir Fransız firmasında çalıştım. Sonra, bana serbest piyasayı öğretti diyebileceğim Feyzullah Öztan ile tanıştım. Yanında kaldığım iki yıl boyunca piyasanın mantığını, işleyişini öğrendim.’’diyor.

Öztürk, Laleli pazarının yeni yeni revaçta olduğu günlerde Ruslarla, 1994–1995’te derici olarak tanışır. Laleli pazarında deri atölyesinde çalışırken iş yerindeki huzursuzluktan dolayı ayrılarak, jean sektörüne girer ve büyük saygı duyduğu Pantamo Jeans ortaklarından Sıdık Şeker ile tanışır.

Öztürk, ” O günlerde jean sektöründen deri sektörüne hızlı bir geçiş vardı. Çünkü deride çok para vardı. Ben ise huzur aradığımdan, deriyi bırakıp jean sektörüne geçmiştim. Sıdık Bey Malatyalıydı ve o yaz kayısı bahçeleri için oraya gitmiş, işletmeyi her şeyiyle bana emanet etmişti. Döndüğünde işlerin ne kadar düzenli ve sorunsuz olduğunu görünce bana; “Ben seninle artık patron-işçi gibi çalışamam. Sana bir yer açalım.” dedi. Ne yapacağımı düşündüğüm sırada, Rusya’nın çıkış yolu olduğunu gördüm. Sıdık Bey bana her konuda destek olacağını söyledi. Ben de Moskova Lujnika pazarına, bir Rus ortak da bularak yer açtım. Her şey yoluna girmeye başladığı sırada meşhur 98 krizini yaşadık ve sıfıra indik. Sıdık Bey orada da ortaya çıktı ve bana; “Sen bu parayı kumarda ya da başka bir yerde kaybetmedin ki. Devam edeceksen ben yine sana destek olurum.” dedi. Bu beni daha da kamçıladı ve işime yine sarılmama neden oldu.” diyor.

‘‘2001 yılına girdiğimizde pazardaki kısır döngüyü fark ederek, pazardan çıkma kararı aldım. Ortağım bu cesareti gösteremediği için ayrıldık. O hala Lujnike pazarında aynı işlere devam ederken, ben Pantamo Jeans’i Rusya’nın birçok bölgesinde tanınan marka haline getirdim. Yaptığım en büyük hamle mağazalaşmaya önem vermek oldu ve şu anda zincir haline geldik. Bir de bölgelere açılmak gerekiyordu, onu yaptım. Moskova’ya tıkanıp kalanlar hala aynı durumdalar.’’diyor ve ekliyor: ‘‘Genç girişimcilerin hala bir şansları var. Bölgelere zaman kaybetmeden gidip inceleyerek, bir şeyler yapmalılar. Yoksa bu boşluğu onların yerine başkası görür de doldurursa, iş işten çoktan geçmiş olur.’’

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Çok Okunanlar