Bize ile Bağlan

Merhaba, ne arıyorsun?

Yaşam Öyküleri

Mesut Ersoy

Bu haftaki Rusya’dan yaşam öykülerinin konuğu Dexia Bank Rusya Genel Müdürü Mesut Ersoy.
Bankacı olan babası askerlik yaptığı sırada Kıbrıs Çıkarması’na katılmak zorunda kalınca Ersoy’a hamile olan annesini, dedelerinin yanına Erzincan’a gönderir ve Ersoy hayata gözlerini burada açar. Babası eve döndüğünde ise Ersoy artık 1,5 yaşındadır. Baba Ersoy’un  işi dolayısı ile tekrar İstanbul’a dönen Ersoy ailesi hayatlarına burada kaldıkları yerden devam ederler. Ersoy, ilk ,orta,  lise ve üniversite  eğitimini İstanbul’da tamamlar. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde mezun olan Ersoy,  akabinde baba mesleği olan bankacılığa ilk adımını atar

Bize iş dünyası ile tanışmanızı anlatabilir misiniz?
Ben ortaokul sonrası o dönem sınavla alınan, Türkiye’deki sayılı liselerden olan İstanbul Anadolu Ticaret Lisesi’ni kazanıp orada İngilizce eğitim aldım. Malum İstanbul’da ticaretin merkezi olunca, öğrendiğimiz ticari bilgileri iş hayatında denemek zor olmuyordu. Ben lise çağlarında yavaş yavaş bir şeyler yaparak babamdan harçlık almaktansa kendi paramı kazanmaya çalışıyordum. Bu daha çok hoşuma gidiyordu.
Liseyi bitirip üniversitede de işletme okuyunca, iş dünyasından uzak duramadım. Okurken aynı zamanda çalışıyordum. Önce Mudurnu’nun  fast- food bölümünde çalıştım, daha sonra Migros’da… Akabinde kuzenimle birlikte bir büfe işlettik. Ama beni  iş dünyasına asıl  hazırlayan ise yurt dışından Wolksfagen ve Audi markalarının yedek parçalarını ithal eden bir  firmada çalışmam oldu. Orada gelen parçaların gümrükleme işinden tutunda satışına kadar birçok görevde bulundum. Bu bana iş hayatındaki işleyişi yaşayarak öğretti.

Peki, bankacılık ile yolunuz nasıl kesişti ?
Ben üniversiteyi bitirince mastır yapmaya karar verdim ve başladım da. Aynı zamanda da BP firmasının hazine bölümünde işe girdim. Ancak okulum ve iş yerim o kadar çok ters yerlerdeydi ki buna ancak 4-5 ay dayanabildim. Çünkü mastır öğrencisiydim ve okula devam etmek zorundaydım. O arada Pamuk Bank sınav açmıştı. Bende sınava katılıp kazandım. Zaten babam da bankacı olduğu için bankacılık  bana daha sıcak geldi. Okulumu da engellemeyecek bir çalışma sistemi sundular. Gündüz okula gidiyordum, derslerim bitince de bankaya gelip geç saatlere kadar çalışıyordum. Ama bu düzen de fazla uzun sürmedi. Beni Bahreyn’e yolladılar.

Bahreyn…
Bir gün okul çıkışı beni üst yönetimden çağırdılar. Ben ‘eyvah bir şeyler yanlış mı gidiyor’ diye düşünürken bana ‘Bahreyn’de bir şubemiz var gider misin?’ dediler. Ben tabi şok oldum. Ne cevap vereceğimi bilmiyordum ama o anda aklımdan İstanbul’dan ayrılmamak geçiyordu. Zaten mastır eğitimimde devam ediyordu. İstanbul’da kalırsam daha kolay yükselirim diye düşünüyordum. Teklifi kabul etmedim. Onlarda bana ısrarla diretip önce bir düşün deyince bir bildikleri var herhalde dedim. Araya da bayram tatili girmişti, tatil dönüşü ‘ tamam gidiyorum’ dedim.
Bazı insanlar gideceği yeri önceden araştır bakarlar ama ben hiç bakma gereği bile duymadım. Bahreyn’in  nerede olduğunu kafamda şekillendiremiyordum bile. Ama 1996 yılında atladım gittim.

Moskova ile yollarınız nasıl kesişti?
Bahreyn çok gelişmiş bir yer değildi ama bölgenin merkezi konumunda idi. Arap- İsrail savaşından sonra doğan fırsatı iyi değerlendirmişler ve kendilerini dünyanın sayılı bankacılık merkezlerinden biri yapmışlardı. Dolayısı ile bankacılık anlamında çok hareketli bir yerdi. Oraya operasyondan sorumlu kişi olarak gittim ama hemen hemen bütün departmanlarda görev aldım.  2000 yılında Deniz Bank Finansal Hizmetler Gurubu Başkanı Hakan Ateş ile tanıştım. Bahreyn’e bir şube açmak ve yapılanmak için gelmişlerdi. Beni buldular ve projelerini anlattılar. Yapılanmada aktif rol almamı istediler. Görüşmelerimiz olumlu geçince görevi kabul ettim ama o yıllarda yaşanan kriz dolayısıyla lisans alma işlemi uzayınca ancak 2002 yılında projeyi başlatabildik. Tam anlamıyla sıfırdan bir şube kurduk. Alt yapısından, en üst sisteminin kurulmasına  kadar bizzat içinde yer aldım. Tabi o dönem gerek Hakan Bey, gerekse Genel Müdür Yardımcımız Nihat bey, bana inanılmaz bir destek verdiler. Ben de tabi bankayı  ve çarkın tek başına işler hale gelmesini sağladım. 2007 yılına geldiğimizde işler artık rutine binmişti. İşler kendi kendine dönüyordu. Ben de hareketi seven birisi olarak sıkılmıştım. Tam o anda bana Moskova’da büyüme kararı alındığını ve benimde bu büyümenin parçası olarak görev alıp almamak istediğimi sordular. Hemen kabul ettim. Ağustos ayında atlayıp Moskova’ya geldim. Büyüme kararımız hızla devam ederken ve tam son noktaya gelmişken geçen yılki olumsuz ekonomik koşullarla karşılaştık ve bunu durdurma kararı aldık. Benden önceki Genel Müdürümüz Derya Bey’de kurum içi yapılanma ve ihtiyaçlar çerçevesinde Türkiye’ye dönünce, geminin dümenine ben geçtim.

Zorlanmadınız mı?
Hayır, hiç zorlanmadım. Ben gittiğim yerlere çabuk adapte olan birisiyim. Hatta ben akşam koşularını çok severim. Bahreyn’de bıraktığım hayatıma kaldığım yerden devam ettim. Geldiğim gün şortumu giyip koşumu yapmıştım. İlk başlarda dilde zorlandım ama onu da çabuk söktüm. En çok market alışverişlerinde sıkıntı çektim ama uzun sürmedi.
Burada iyi personel bulmak zor oluyor. Ama dünyanın neresinde olursanız olun, önce kendiniz taşın altına elinizi koyacaksınız. Bir işin nasıl yapıldığını göstereceksiniz ve ondan sonra üretim bekleyeceksiniz. Bu işleyiş burada biraz yavaş oluyor. Ama onu da aşmanın yolu yine onlar gibi düşünmekten geçiyor. Eğer Türkiye’deki işleyişi buraya zorla adapte etmeye kalkarsanız sonu hüsran olur.

Peki son olarak girişimcilere tavsiyeleriniz…
Burada herkesin önü açık. İş potansiyeli çok yüksek bir coğrafya. Ama dünya ticaretinin koşulları dışında buranın kendine has ticari gerçekleri var. Onları görmezden gelirseniz en baştan kaybedersiniz. Burada ne yaparsanız yapın düzgün yaptıktan sonra kazanmamanız söz konusu değil.

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Send this to a friend