Takip Edin
gazetem

Yaşam Öyküleri

Kazım Özkayıt

Yayınlanma tarihi

-

Bu haftaki Rusya’dan Yaşam Öyküleri köşemizin konuğu Tokat Restoran’ın sahibi Kazım Özkayıt.

Doğduğu Tokat’ta aile mesleği olan çiftçilikle uğraşan Kazım Özkayıt, liseyi de bitirince tamamen kendini çiftçiliğe verir.Liseden sonra meyve ve meyve fidanı ihracatı yapan Özkayıt ilk olarak Ürdün’e daha sonra da Suudi Arabistan’a ihracat yapar fakat uzun sürmez. Daha sonra hayat ona değişik fırsatlar sunarak bugün ki yaptığı işte büyümesine yardımcı olur.

Moskova serüveniniz nasıl başladı ?

İstanbul’da bir arkadaşım tekstil işi ile uğraşıyordu ve beni beraber çalışmak için oraya çağırdı.Ben de 89 yılında İstanbul’a gittim.O arkadaşım Laleli’de dükkan açmak istiyordu ama tek başına yapamayacağı için benimle birlikte açmak istedi. Kiraladığımız dükkan bir iş hanının üçüncü katındaydı ve müşteri çok az çıkıyordu oraya ama yinede işlerimiz iyi gidiyordu.İlk zamanlar Romanya, Polonya’dan müşterilerimiz geliyordu.Daha sonra Rusya açılınca Ruslar gelmeye başladılar. Ama ben düşünüp neden Moskova’ya gidip müşterimize malı orda vermiyoruz deyince hemen yola çıkma kararı aldım ve 93’te önce Moskova’yı şöyle bir göreyim diye geldim. Sonrada 94’te de mallarla birlikte geldim ve öylece ticarete başladım.

İlk dönem nasıldı peki ?

İlk geldiğimde Yahudi bir müşterim vardı ve onunla beraber bir şeyler yapıyorduk ama o üç ay sonra İsrail’e dönme kararı alıp Rusya defterini kapatınca işi tek başına ben yürütmek zorunda kaldım. Müşterileri vardı hepsi benle iş yapmaya devam ettiler. O dönemler Moskova’ya direk uçak yoktu. Otobüsle geliyorduk. Mallarımızı da öyle otobüsle getiriyorduk.

İşleriniz nasıl gidiyordu?

İşlerim iyi gitmeye başlamıştı ama Rusça bilmediğimden zorlanıyordum. Azeri bir yardımcı aldım kendime. Uzun bir süre beraber çalıştık ama sonradan başıma gelince anladım arkamdan kuyumu kazıyormuş. Bana çok büyük kazık attı. Sayesinde bütün harcadığım enerji edindiğim pazarı kaybettim.

Lokanta fikri nasıl doğdu ?

Yeni bir arayış içindeydim. Eski Arbat sokağında yürürken bizim İstiklal Caddesi gibi olduğunu gördüm.Burada neden döner satılmasın deyip işe o sokaktaki tüm lokantalara,’Buranın önüne bir döner tezgahı kursam ne dersiniz?’ diye sormaya başladım. Gürcü bir lokanta teklifimi kabul etti ve hemen ertesi gün Türkiye’den getirdiğim döner tezgahını kurdurttum. İşler inanılmaz iyi gitmeye başladı ve kazancımız hızla artmaya başlayınca dükkan sahibi orayı benim işletmemi istedi. O günlerde gece saat 22’de hayat devam ediyordu ama lokantalar kapalıydı.Ben de dükkan sahiplerine ‘daha geç saatlere kadar çalışırsam kimse bir şey der mi’ dedim.Yok deyince de işe koyuldum ve inanın bana o günlerde saat 22’den sonra gündüz çalıştığımızın iki katı iş yapmaya başladık. Tek açık yer bizdik çünkü. 1997 yılına kadar çok iyi iş yaptım.O yıl daha görkemli ve daha büyük bir restoran açtım.Taganskaya da devlet erkanı da gelsin, iş adamı da gelsin diye bir Türk mutfağı açtık.Hatta Bolu’dan özel aşçı getirdim ama maalesef beklediği ilgiyi görmedi.Nedendir bilmem bunca yıldır edindiğim bir izlenim var oda Türklerin Türk lokantalarına gitmemesi. 98 krizinde ben de herkes gibi sıkıntılar yaşadım.Kiramı ve maaşları dolarla ödediğim için yaşandı bu sıkıntı ama onu da atlattık derken içinde bulunduğumuz bina komple mahkemelik oldu ve boşaltılması gerekti. Biz de mecburen Eski Arbat’tan ayrılmak zorunda kaldık. Ben de o arada bir Türkiye’de 6 ay geçirdim o arada ameliyat oldum ve neler yapabilirim diye düşündüm.

Tokat Restoran nasıl doğdu?

Ve en nihayetinde Moskova’ya geri dönüp TOKAT Restoranı açtım. Aynı isimlerle 2003,2004 ve 2005’te yeni yerler açtım.

Açtığım yeni yerlerde hep eski çalışanlarımı ortak yapıp işletmeleri onlara bıraktım.Bilsem ki birisi bir yeri iyi işletecek yine bütün malzemeleri kendimden olmak üzere yer açar ve onu da ortak ederim.

Türkiye’ye dönme fikriniz var mı ?

Ama artık dönme zamanı geldi diye düşünüyorum.Çocuğum büyüdü okul çağına geldi.Şimdi kalsam en az 8 yıl okulun bitmesini beklemek zorunda kalacağım.Eğitimi bölünmesin diye.Onun için en baştan okulunu memlekette oksun. Bende artık değişik periyotlarda buraya gelip gitmeyi planlıyorum.

Rusya’da iş yapacaklara ne önerirsiniz ?

Ruslara dürüst davranırsanız size asla zarar vermezler.Bu güne kadar hiçbir Rustan zarar görmedim ben.Burada iş yapacak iseniz mutlaka burayı bilen birisini veya yerli birisini kendinize ortak edinin. Zaten ticaretin kuralı dünyanın her yerinde aynı.Dürüst olacaksın.başka bir formülü yok.Evet Rusya’nın koşulları dünyada başka hiçbir yerde yok ama siz dürüst olursanız onları da aşmakta zorlanmazsınız.Birde şikayet etmeyeceksin.Her yeri oranın şartlarıyla kabul edeceksin.

 

Facebook Yorumlar

Yaşam Öyküleri

Cüneyt Vardar

Yayınlanma tarihi

-

Gazetem’in Rusya’da başarıya ulaşmış Türk işadamlarının ilginç öykülerini aktardığı sayfanın bu haftaki konuğu,Rusya pazarına 1990’ların başında giren ve başarı merdivenlerini teker teker çıkan Troy Group’un Yönetim Kurulu Başkanı Cüneyt Vardar.

Cüneyt Vardar,doğduğu şehir olan İstanbul’da babasının mesleğinden dolayı küçük yaşlarda ayrılmak zorunda kalmış ve 5 yıllık ilkokulu bile 8 ayrı yerde okumak zorunda kalmış. Sonrasında babasının yurt dışına yerleşmesi onu iki ülke arasında mekik dokumaya itmiş,Türkiye ve Kanada arasında. Toronto Üniversitesi’nde başladığı makine bölümünü yatay geçişle İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra iş hayatına ilk kez ENKA ile 1980 yılında Irak’ta başlamış. ‘İlk ve son maaşlı çalıştığım yer ENKA’ diyen Vardar, Irak’ta 4 yıl çimento fabrikaları ve petrol boru hattı projelerinde çalıştıktan sonra yurda dönmüş ve askerlik görevini yerine getirmiş.Ardından yeniden ENKA’da doğalgaz boru hattı projesinde çalışmış.Görevi Rusya’dan, Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye gelecek olan doğal gaz boru hattını Bulgaristan’dan Ankara’ya ulaştırmakmış.1992 başında yolu Moskova’ya düşmüş.

 -Neden gelmiştiniz Moskova’ya?

-ENKA‘da çalışan bazı arkadaşlarımı ziyaret için.İlk kez otelden arkadaşlarımın yanına gitmek için taksi durdurup beni götürmesini istediğimde beni dolaştırarak yürüyüş mesafesindeki yer için 50 dolar almıştı ve ben de o zaman ‘bu parayı buradan çıkaracağım’ demiştim kendime. Tabii bu işin şaka yanı fakat o arada ENKA’nın aldığı bazı projelerde benim alanımla ilgili ihtiyacı vardı ve ben onu da görerek Rusya’da bir şeyler yapma kararı aldım.

 -Ve işe koyuldunuz….

-Doğru.O dönem çok sayıda askeri proje vardı ve ENKA ile birlikte birçok firma bunlarla uğraşıyordu.Ben yanıma bir tercüman da alarak Rusya’da çelik üretim merkezi aradım ve buldum.

-Bu proje ne kadar sürdü?

-1996 yılına kadar bu böyle devam etti ve oradan hem iyi para kazandık hem de iyi bir Rusya tecrübesi edindik.Troy olarak o dönemde bir de Moskova’da merkez kurduk.1998 krizinde piyasadan çok sayıda firma çekilirken bazıları burada kalıp devam edenlerin peşine düştük.O arada Efes Pilsen’in yatırımı vardı ve onun işlerini yaptık.Hemen müteakibinde Philip Morris’in işleri ve Caterpillar bir de Radisson otelini yaptık St.Petersburg’da.

-Krizde burada kalmanın karşılığını aldınız…

-Doğru.2000 yılında bira fabrikalarında bir artış dönemi yaşandı ve bu işte tecrübeli olduğumuz için çok sayıda iş bizi buldu. Yaptığımız bir araştırmada bu işin can damarı olan büyük paslanmaz tanklar dışarıdan geliyordu ve pahalıya mal oluyordu. Almanya’da bu işi yapan köklü bir firmanın iş durdurma noktasına gelip kapatma kararı aldığını öğrenince gidip fabrikayı ekipmanı ve mühendisleriyle birlikte Rusya’ya transfer ettik ve üretimi burada kendi bünyemizde kendimiz yapmaya başladık.

 -Bildiğimiz kadarıyla başka alanlara da girdiniz…

-Evet,2002 yılında Troy Media’ yı kurarak matbaa ve reklamcılık işleri yapmaya başladık.Komsomolskaya Pravda gazetesinin Türkiye temsilciliğini alıp orada baskısını yapmaya başladık. Önümüzdeki günlerde de Troy Media’nın yeni bir kolu olan Troy Packing ambalajlama hizmeti verecek bir yapılanma hizmete sokacağız.2003 yılında ise şu anda bulunduğumuz alanı satın alarak Troy Bussines Park’ı kurduk.2005 yılında Heineken fabrikasını sıfırdan kurup anahtar teslimi yaptık. Zorlu Grubu’nun enerji alanında attığı büyük adımda mütteahhit olarak yer aldık ki bu çok önemli bir proje ve hizmete girdiğinde önemi daha da anlaşılacak. 2007 yılında ise Dubai işi doğdu. Son 15 yılda diyebilirim ki bir yerde 15 günden fazla kalmamışımdır. Sürekli hareket etmeyi ve bir şeyler yapmayı seviyorum.

 -Rusya’da yeni iş yapacaklara hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

 -Rusya’yı öğrendim,ben biliyorum derseniz baştan kaybedersiniz. Bunca yıldan sonra bile ben her sabah kalktığımda Rusya’yı yeniden öğrenmeye çalışıyorum. Bir de şu çok önemli ki Rusya’da inanılmaz bir birikim var. Sakın ola ki burayı geri kalmış gibi algılamayın. Çoğu iş adamımız buraya geldiğinde buranın eskimiş alt yapısına bakarak burayı ona göre değerlendiriyor,aman bu hataya düşmesinler. Her şeyden önemlisi burayı her şeyi ile sevmeleri gerekir. Ben inanın bana dünyanın neresine gidersem gideyim ki Kanada gibi gelişmiş olarak sayılan bir ülkede bile Rusya’yı özlüyorum. Burayı evim olarak görüyorum.

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Murat Başbay

Yayınlanma tarihi

-

Bu haftaki konuğumuz Rusya’da ki en büyük Türk sermayeli bankalarımızdan olan Credit Europe Bank (Eski Finansbank) Genel Müdürü Murat Başbay.

Galatasaray lisesinden mezun olduktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümünü tamamlayan Başbay, Moskova’ya ilk gelişine kadar ki hayat hikâyesini şöyle özetliyor: “Üniversite de okurken Bosfor adlı turizm firmasında iş hayatına başladım. Son sınıfta okurken de bizim üniversitede kariyer günleri olurdu. Büyük firmalar ve bankalar yeni mezun olacak öğrencilere firmalarını tanıtıp iş teklifi yaparlardı. O günlerde bana da çok teklif geldi. Ben, yüksek maaştan ziyade tecrübe kazanabileceğim, kendimi geliştirebileceğim bir denetim firması olan Artur Andersen’u tercih ettim. 1992 – 1997 yılları arasında İstanbul ve Dubai ofislerinde çalıştım ve bu beş yılda İspanya, Amerika, Libya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar birçok ülkede bulunarak çok şey gözlemleyip tecrübe edindim. Zaten 5 yılın sonunda herkes bilir ki Artur Andersen’da ya yönetici olup ofise çekileceksiniz ya da başka bir firmaya geçip daha hareketli işlerde yine yönetici pozisyonunda çalışacaksınız. Çünkü Artur Andersen’da çok iyi bir eğitim alıp tecrübe kazanırsınız. Ben de beşinci yılımı doldurmuş iken 1997 yılında Fiba grubundan, Finansbank Moskova’nın kuruluş döneminde mali işlerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev almam için teklif geldi. Kabul edip Moskova’ya geldim. Kuruluşu gerçekleştirip buradaki işleyişi rayına oturtunca şirket 1999 yılında bu seferde Hollanda’da ki yapılanmamızı güçlendirme kararı verip yetkilerimi de artırarak beni oraya transfer etti. Yaklaşık 6,5 yıl Hollanda’da kaldıktan sonra 2005 yılında Moskova’ya Finansbank Genel Müdürü olarak tekrar döndüm.”

Moskova’ya ilk geldiği günlerde şehrin kendisine çok gri gelmesine rağmen asla başka bir Avrupa şehriyle kıyaslamadığının altını çizen Başbay, ” Eğer bir yerde yabancı olarak bulunuyorsanız orayı olduğu gibi kabul edip benimsemezseniz iş hayatınızda da günlük hayatınızda da mutlu olmazsınız. Rusları tanıdıkça bize ne kadar benzediklerini görürsünüz. Onlar da birçok konuda bizim kadar duygusaldır. Rusya’da görevim 1999 yılında dolup Hollanda’ya gitmem gerektiğinde çok üzülmüştüm. Orada bana Rusya’dan sonra çok rahat edeceğim söylendiğinde, ‘Moskova’yı tercih ederim’ diyordum bana şaşırıyorlardı” diyor.

Murat Başbay, Türkiye’nin yanı başında ki fırsatı çok geç fark ettiğini fakat buna rağmen fırsatların daha tükenmediğini belirtiyor. Başbay, yurt dışında başarının temel şartlarını şöyle sıralıyor: “Önce iş yaptığınız ülkeye saygı duymalısınız. Değiştirmeye kalkmaktansa anlamaya çalışmalısınız.

İşi mutlaka uzun vadeli olarak düşünmelisiniz. Aynı maraton koşucusu gibi enerjinizi kontrollü harcamalısınız. Bu gün adım atarken yarını düşünmelisiniz ve en önemlisi ise gelişmek için güçleşen rekabet şartlarında rakiplerinizin ne yaptıklarını iyi takip ederek, kendinizle kıyaslamasını mutlaka yapmalısınız.”

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Nejati Öztürk

Yayınlanma tarihi

-

Pantamo Jeans ortaklarından Nejati Öztürk ,1989 yılında Turgut Özal’ın girişimiyle Türkiye’ye gelen Bulgar göçmeni bir Türk.

Bulgaristan’da endüstri meslek lisesini bitirdiği için Türkiye’de fabrikalarda tornacılık yaparak işe başlıyor. Öztürk, “Benim amacım üniversite okuyup tarih öğretmeni olmaktı ancak o günkü şartlar buna el vermedi. İki yıl kadar, bir demir-çelik fabrikasında tornacılık yaptım. Oradan ayrılıp kısa süre bir Fransız firmasında çalıştım. Sonra, bana serbest piyasayı öğretti diyebileceğim Feyzullah Öztan ile tanıştım. Yanında kaldığım iki yıl boyunca piyasanın mantığını, işleyişini öğrendim.’’diyor.

Öztürk, Laleli pazarının yeni yeni revaçta olduğu günlerde Ruslarla, 1994–1995’te derici olarak tanışır. Laleli pazarında deri atölyesinde çalışırken iş yerindeki huzursuzluktan dolayı ayrılarak, jean sektörüne girer ve büyük saygı duyduğu Pantamo Jeans ortaklarından Sıdık Şeker ile tanışır.

Öztürk, ” O günlerde jean sektöründen deri sektörüne hızlı bir geçiş vardı. Çünkü deride çok para vardı. Ben ise huzur aradığımdan, deriyi bırakıp jean sektörüne geçmiştim. Sıdık Bey Malatyalıydı ve o yaz kayısı bahçeleri için oraya gitmiş, işletmeyi her şeyiyle bana emanet etmişti. Döndüğünde işlerin ne kadar düzenli ve sorunsuz olduğunu görünce bana; “Ben seninle artık patron-işçi gibi çalışamam. Sana bir yer açalım.” dedi. Ne yapacağımı düşündüğüm sırada, Rusya’nın çıkış yolu olduğunu gördüm. Sıdık Bey bana her konuda destek olacağını söyledi. Ben de Moskova Lujnika pazarına, bir Rus ortak da bularak yer açtım. Her şey yoluna girmeye başladığı sırada meşhur 98 krizini yaşadık ve sıfıra indik. Sıdık Bey orada da ortaya çıktı ve bana; “Sen bu parayı kumarda ya da başka bir yerde kaybetmedin ki. Devam edeceksen ben yine sana destek olurum.” dedi. Bu beni daha da kamçıladı ve işime yine sarılmama neden oldu.” diyor.

‘‘2001 yılına girdiğimizde pazardaki kısır döngüyü fark ederek, pazardan çıkma kararı aldım. Ortağım bu cesareti gösteremediği için ayrıldık. O hala Lujnike pazarında aynı işlere devam ederken, ben Pantamo Jeans’i Rusya’nın birçok bölgesinde tanınan marka haline getirdim. Yaptığım en büyük hamle mağazalaşmaya önem vermek oldu ve şu anda zincir haline geldik. Bir de bölgelere açılmak gerekiyordu, onu yaptım. Moskova’ya tıkanıp kalanlar hala aynı durumdalar.’’diyor ve ekliyor: ‘‘Genç girişimcilerin hala bir şansları var. Bölgelere zaman kaybetmeden gidip inceleyerek, bir şeyler yapmalılar. Yoksa bu boşluğu onların yerine başkası görür de doldurursa, iş işten çoktan geçmiş olur.’’

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Çok Okunanlar