Bize ile Bağlan

Merhaba, ne arıyorsun?

Yaşam Öyküleri

George N.Tufar

“Rusya’dan Yaşam Öyküleri’’ bölümüne bu hafta alışılmışın dışında Türk girişimci ve iş adamlarının dışında Rus iş adamı Rosavtur co.ltd. kurucusu ve sahibi George N.Tufar konuk oldu.

1949 Moldova doğumlu olan George Tufar, Türkiye ile Rusya arasında ilk doğal gaz anlaşmasının aktörlerinden birisi oldu. Sovyetler Birliği’nin Ankara Ticaret Mümessilliği’nde yıllarca çalışan Tufar, Türkiye-Rusya arasındaki ticaret köprüsünün de mimarlarından birisi.

Tufar, doğduğu Moldova’nın Vulkaneştı ilçesinde ilkokulu bitirdikten sonra önünde üç seçenek vardır;  ya direk hayata atılacak, ya meslek okuluna gidip meslek sahibi olacak ya da normal okula devam ederek sonrasında üniversiteye gidecekti. Tufar,  günün koşullarına göre meslek okulunu seçer ve burada ziraat bölümünü 1969 yılında bitirir. Sonrasında ilçesinde mesleğine başlayan Tufar, birkaç ay sonra iki yıl sürecek olan askerlik görevi için asker ocağına gider. Askerlik yaptığı dönemde okulda başarılı bir geçmişinin olduğunu öğrenen komutanı ona ‘mutlaka üniversite okumalısın’ tavsiyesinde bulunur. Tufar da bu tavsiye üzerine üniversite sınavlarına girmek için 1971’de Moskova’ya gelir.

Amacının Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Üniversitesi (MGİMO) sınavlarını vererek okumak olduğunu ifade eden Tufar, o günleri şöyle anlattıyor:
“ Aslında komutanım bana yol göstermezse ben Kiev’de ziraat üzerine bir üniversitede okumak istiyordum. İlk defa geldiğim Moskova’da hazırlıksız olarak sınava girmek için başvurdum. Sınav 4 etaptan oluşuyordu ve benim gibi okulu çok iyi derece sayılan kırmızı diploma ile bitirenler için sınavın ilk 2 etabını 5’er puanla verince diğer iki sınava girmeye gerek yoktu. Bunlardan bir tanesi dil sınavı diğeri coğrafya idi. Bende meslek okulunda yabancı dil olarak Fransızca öğrenmiştim ve ondan sınava girmek için hazırlık yapıyordum. Sınavın yapılacağı yerde eski bir tanıdık çıktı. Ve ‘ Sen Gagavuz asıllısın Türkçe biliyor olmalısın. Neden Türkçe’den sınava girmiyorsun’ sorusu üzerine girdiğim Türkçe sınavında başarılı oldum.

Geriye coğrafya sınavı kalmıştı ve bundan da 5 almak zorundaydım, yoksa diğer iki sınav olan Rus dili ve edebiyatı ile matematikten de sınava girecektim. Ancak coğrafya sınavında çok küçük bir detay yüzünden 4 alınca, diğer sınavlara da girmek zorunda kaldım. Benim gibi askerden gelen ve kırmızı diploma sahibi kişilerin üniversite okuması için 4 sınavdan toplam 17 puan alması gerekiyordu. Ancak ben matematik ve Rus dilinde çok başarılı değildim. Sınavın birinden 4 diğerinden de 3 alınca topladığım puan 16 oldu ve 1 puanla üniversiteye giremedim. Ancak benim durumumda olan ve başarı seviyesi yüksek olmasına rağmen kendilerini gösteremeyen başka öğrencilerde vardı ve sınavı yapan komisyon bize bir şans tanıdı ve bir yıl hazırlık okuttuktan sonra üniversiteye devam ettirdi. Bende böylece üniversiteye bir sene hazırlık okuduktan sonra dahil oldum.

Ancak çok ilginçtir ben üniversiteye girdikten sonra gördüm ki yabancı dil seçimim diplomamda yazdığı için Fransızca olmuş. Benim okuduğum Uluslararası Ekonomik İlişkiler bölümünde en az iki yabancı dil öğrenme şartı vardı ve ben ikinci dil olarak yine Türkçe’yi seçtim. Ancak bizim fakültede Türkçe dersi olmadığı için bu dersi de Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nde görmek zorunda kaldım. 1976 yılında staj yapmam için beni Türkiye’de ki Sovyetler Birliği Ticaret Mümesilliği’ne gönderdiler. Orada dört ay kadar staj yaptıktan sonra tekrar Moskova’ya döndüm ve 1977’de üniversiteyi bitirdim. “

Ankara yılları
Dış Ticaret Bakanlığı Devlet Dış Ticaret Kuruluşu bünyesindeki Doğu Ülkeleri İle Ticaret Bölümü’nde işe giren George Tufar, Türkiye, İran, Afganistan, Yemen ve Mongolya ile olan dış ticaret ilişkileriyle ilgilendi. Tufar, daha sonra 1979’da Sovyetler Birliği’nin Ankara’da ki Ticaret Mümesilliği’ne tercüman olarak gönderildi. Burada bir yıl kadar tercüman olarak çalıştıktan sonra Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye ihracat bölümünün başına getirilen Tufar, görevi sırasında 1981 yılında Büyükelçilikte düzenlenen bir resepsiyona katılan dönemin Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Turgut Özal’ın yalnız kaldığını görünce konuşmak isteyen Ticaret Ataşesi ile birlikte sohbet etme fırsatı bulur. Konuşma esnasında ataşenin, “Sayın Özal siz çok büyük petrol alıcısısınız. Neden daha ucuz olan gaza yönelmiyorsunuz. Hem taşıma derdi yok hem daha ucuz. Hem de biz size kolayca bunu kapınıza kadar getirebiliriz” dediğini söyleyen Tufar, Özal’ın öneriye sıcak baktığını ve kendilerine, “ Neden olmasın. Bu konu hakkında bize daha fazla bilgi verebilir misiniz” deyince ayak üstü açılan bir konu çok ciddi bir projeye dönüşür.

Başbakan’ın Koltuğu
O dönemde Sovyetler Birliği’nden olumlu yanıt alınınca, Türkiye ile gaz alım satımı konusunda resmen ülkeler arası görüşmelere başladıklarını ifade eden George Tufar, konunun çıkışından imzaların atılış aşamasına kadar bütün toplantılara katıldığını söyleyerek yaşadığı ilginç bir anıyı ise şöyle anlatıyor:
 “ Hatta hiç unutmam bir toplantıyı Ankara’da Başbakanlık toplantı salonunda yapıyoruz, bizim heyetimiz masanın bir tarafında, Türk heyeti de masanın öbür tarafında oturuyor. Bende simultane tercüme yapıyorum. Hem Türk tarafına çeviri yapıyorum hem de bizimkilere. Çünkü o zaman Türk tarafında tercüman yoktu. Bende her iki tarafı görebilecek şekilde masanın baş tarafına oturmak zorunda kalmıştım. O zamanlar Türk heyetinden Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşar Yardımcısı Sayın Ekrem Pakdemirli bana, ‘Bak Tufar, oturduğun koltuk Başbakan koltuğu dikkat et’ diye espri yapınca o anda çok heyecanlanmıştım ve bir süre heyecandan tercüme yapamamıştım. Görev sürem 1982’de dolunca tekrar Moskova’ya Dış Ticaret Bakanlığı Devlet Dış Ticaret Kuruluşu bünyesindeki Doğu Ülkeleri İle Ticaret Bölümü’nde Türkiye’nin ithalat masası tekstil bölümünün müdür yardımcısı oldum. Ancak bu arada gaz ile ilgili görüşmelere bende girip çıkmaya devam ediyorum. En nihayetinde başından sonuna kadar içinde olduğum ilk gaz anlaşması 25 yıllık olarak 1984 Eylül ayında imzalanmış oldu.

Bu arada Türkiye’den dönmemin üzerinden henüz iki yıl geçmişti ve bir gün Ankara’daki Ticaret Ateşemiz bana ‘Sana ihtiyacım var Türkiye’ye tekrar gelmek ister misin’ diye sordu. Bende şaka yapıyor zannettim çünkü diplomatlarda bir gelenek var ve 5 yıldan önce tekrar aynı yere gidemiyorsunuz. Olur deyince 1984 Aralık ayında tekrar Türkiye’nin yolunu tuttum. Bu sefer Türkiye’den Sovyetler Birliği’ne alım bölümünün başına geldim. Çok önemli bir görevdi ve Türkiye’den alınacak olan mallar ile ilgili piyasa ve fiyat araştırması yapıp teklifler alarak Moskova’ya bildiriyor ve verilen karara göre alım yapıyorduk. Bu görevde tam 5 yıl kaldım ve 89 sonu tekrar Moskova’ya tekstil bölümüne bu sefer müdür olarak döndüm. Burada bir yıl görevde kaldıktan sonra 1991 yılında yeni kurulan bir birim olan Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında ekonomik ilişkiler kurulunun başına geçtim.”

Ticarete ilk adım
1992 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bürokratik hayatına noktayı koyan Tufar,  kurduğu firmayla uluslararası ticarete adımını atar. Ticarette en iyi bildiği ülke Türkiye ile başlayan Tufar, ayakkabı başta olmak üzere, sabun ve tekstil getirip Rusya’da dağıtımını yapar. Bu şekilde 2000 yılına kadar çok güzel işler yapıp çok iyi kazandıklarını anlatan ve Türk esnafını da öven Tufar, “ Sağolsunlar çalıştığım dönemden beni tanıyan Türk esnafı sözümü senet gibi görüp tek telefonla para bile sormadan mal gönderiyordu. Bende buradan satışını yapıp paralarını yolluyordum” diyor.
2001 yılında Serpuhov şehrinde Cankurtaran Holding’e ait Aymasan ve Nurol Holding ile ortaklık kurduklarını ve 2004 yılında ayakkabı fabrikası açtıklarını da anlatan George Tufar, yönetim eksikliğinden dolayı işin uzun süre yürütülemediğini ve iki sene sonra fabrikayı kapatmak zorunda kaldıklarını söylüyor.

Tufar, Türkiye’deki fiyatların piyasadaki rekabet koşullarına ayak uyduramaması üzerine de Çin’e yöneldiklerini, oradaki fabrikalarda fason ürettirip buradaki büyük marketler zincirinde sattıklarını ve halen de aynı işi devam ettirdiklerini, Türkiye ile ise sadece dostluk ilişkilerinin devam ettiği ticaret yapmadıklarını söylüyor.

“Fenerbahçeliyim”
İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi adına elinden geleni yaptığını söyleyen Tufar, Türk- Rus İşadamları Birliği’nin kuruluşundan son yapılan seçimlere kadar, yönetim kurulunda olduğunu belirtiyor.

İyi bir Fenerbahçe taraftarı olduğunu da ifade eden George Tufar, kendisini iş adamı ve eski kulüp başkanlarından Ali Şen’in Fenerbahçeli yaptığını söylemeden geçmiyor. Tufar, o günü “Sayın Ali Şen ve Cankurtaran Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emin Cankurtaran İstanbul’da maç izliyoruz. O anda Emin Bey bana ‘Tufar sen hangi takımı tutuyorsun’ diye sorunca, ben ‘Dinamo Kiev’ dedim. Bana ‘Türkiye’den hangi takım ’ diye sordu, bende bu sefer ‘Milli Takım’  dedim o arada Ali Şen araya girdi ve ‘Sen bundan sonra Fenerbahçelisin’ dedi o gün bugündür 20 yıldan fazla Fenerbahçe taraftarıyım” diye anlatıyor.

“Rusya eski Rusya değil”
George Tufar, Rusya’da iş yapacaklara da tavsiyelerde bulunarak, “ Burada iş yapacaklar şunu artık bilmeliler ki köşeyi çabuk dönme fikri burada geçerli değil. Rusya eski Rusya değil, ticaret de eskisi gibi işlemiyor” diyor. Rusya’da önce şartlara ve kanunlara uyulması gerektiğini vurgulayan Tufar, gelenek ve göreneklere dikkat ve ona göre hareket edilmesi halinde başarının sağlanabileceğinin altını çiziyor.

“Rusya’dan Yaşam Öyküleri’’ bölümüne bu hafta alışılmışın dışında Türk girişimci ve iş adamlarının dışında Rus iş adamı Rosavtur co.ltd. kurucusu ve sahibi George N.Tufar konuk oldu.

1949 Moldova doğumlu olan George Tufar, Türkiye ile Rusya arasında ilk doğal gaz anlaşmasının aktörlerinden birisi oldu. Sovyetler Birliği’nin Ankara Ticaret Mümessilliği’nde yıllarca çalışan Tufar, Türkiye-Rusya arasındaki ticaret köprüsünün de mimarlarından birisi.

Tufar, doğduğu Moldova’nın Vulkaneştı ilçesinde ilkokulu bitirdikten sonra önünde üç seçenek vardır;  ya direk hayata atılacak, ya meslek okuluna gidip meslek sahibi olacak ya da normal okula devam ederek sonrasında üniversiteye gidecekti. Tufar,  günün koşullarına göre meslek okulunu seçer ve burada ziraat bölümünü 1969 yılında bitirir. Sonrasında ilçesinde mesleğine başlayan Tufar, birkaç ay sonra iki yıl sürecek olan askerlik görevi için asker ocağına gider. Askerlik yaptığı dönemde okulda başarılı bir geçmişinin olduğunu öğrenen komutanı ona ‘mutlaka üniversite okumalısın’ tavsiyesinde bulunur. Tufar da bu tavsiye üzerine üniversite sınavlarına girmek için 1971’de Moskova’ya gelir.

Amacının Moskova Devlet Uluslararası İlişkiler Üniversitesi (MGİMO) sınavlarını vererek okumak olduğunu ifade eden Tufar, o günleri şöyle anlattıyor:
“ Aslında komutanım bana yol göstermezse ben Kiev’de ziraat üzerine bir üniversitede okumak istiyordum. İlk defa geldiğim Moskova’da hazırlıksız olarak sınava girmek için başvurdum. Sınav 4 etaptan oluşuyordu ve benim gibi okulu çok iyi derece sayılan kırmızı diploma ile bitirenler için sınavın ilk 2 etabını 5’er puanla verince diğer iki sınava girmeye gerek yoktu. Bunlardan bir tanesi dil sınavı diğeri coğrafya idi. Bende meslek okulunda yabancı dil olarak Fransızca öğrenmiştim ve ondan sınava girmek için hazırlık yapıyordum. Sınavın yapılacağı yerde eski bir tanıdık çıktı. Ve ‘ Sen Gagavuz asıllısın Türkçe biliyor olmalısın. Neden Türkçe’den sınava girmiyorsun’ sorusu üzerine girdiğim Türkçe sınavında başarılı oldum.

Geriye coğrafya sınavı kalmıştı ve bundan da 5 almak zorundaydım, yoksa diğer iki sınav olan Rus dili ve edebiyatı ile matematikten de sınava girecektim. Ancak coğrafya sınavında çok küçük bir detay yüzünden 4 alınca, diğer sınavlara da girmek zorunda kaldım. Benim gibi askerden gelen ve kırmızı diploma sahibi kişilerin üniversite okuması için 4 sınavdan toplam 17 puan alması gerekiyordu. Ancak ben matematik ve Rus dilinde çok başarılı değildim. Sınavın birinden 4 diğerinden de 3 alınca topladığım puan 16 oldu ve 1 puanla üniversiteye giremedim. Ancak benim durumumda olan ve başarı seviyesi yüksek olmasına rağmen kendilerini gösteremeyen başka öğrencilerde vardı ve sınavı yapan komisyon bize bir şans tanıdı ve bir yıl hazırlık okuttuktan sonra üniversiteye devam ettirdi. Bende böylece üniversiteye bir sene hazırlık okuduktan sonra dahil oldum.

Ancak çok ilginçtir ben üniversiteye girdikten sonra gördüm ki yabancı dil seçimim diplomamda yazdığı için Fransızca olmuş. Benim okuduğum Uluslararası Ekonomik İlişkiler bölümünde en az iki yabancı dil öğrenme şartı vardı ve ben ikinci dil olarak yine Türkçe’yi seçtim. Ancak bizim fakültede Türkçe dersi olmadığı için bu dersi de Uluslararası İlişkiler Fakültesi’nde görmek zorunda kaldım. 1976 yılında staj yapmam için beni Türkiye’de ki Sovyetler Birliği Ticaret Mümesilliği’ne gönderdiler. Orada dört ay kadar staj yaptıktan sonra tekrar Moskova’ya döndüm ve 1977’de üniversiteyi bitirdim. “

Ankara yılları
Dış Ticaret Bakanlığı Devlet Dış Ticaret Kuruluşu bünyesindeki Doğu Ülkeleri İle Ticaret Bölümü’nde işe giren George Tufar, Türkiye, İran, Afganistan, Yemen ve Mongolya ile olan dış ticaret ilişkileriyle ilgilendi. Tufar, daha sonra 1979’da Sovyetler Birliği’nin Ankara’da ki Ticaret Mümesilliği’ne tercüman olarak gönderildi. Burada bir yıl kadar tercüman olarak çalıştıktan sonra Sovyetler Birliği’nden Türkiye’ye ihracat bölümünün başına getirilen Tufar, görevi sırasında 1981 yılında Büyükelçilikte düzenlenen bir resepsiyona katılan dönemin Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Turgut Özal’ın yalnız kaldığını görünce konuşmak isteyen Ticaret Ataşesi ile birlikte sohbet etme fırsatı bulur. Konuşma esnasında ataşenin, “Sayın Özal siz çok büyük petrol alıcısısınız. Neden daha ucuz olan gaza yönelmiyorsunuz. Hem taşıma derdi yok hem daha ucuz. Hem de biz size kolayca bunu kapınıza kadar getirebiliriz” dediğini söyleyen Tufar, Özal’ın öneriye sıcak baktığını ve kendilerine, “ Neden olmasın. Bu konu hakkında bize daha fazla bilgi verebilir misiniz” deyince ayak üstü açılan bir konu çok ciddi bir projeye dönüşür.

Başbakan’ın Koltuğu
O dönemde Sovyetler Birliği’nden olumlu yanıt alınınca, Türkiye ile gaz alım satımı konusunda resmen ülkeler arası görüşmelere başladıklarını ifade eden George Tufar, konunun çıkışından imzaların atılış aşamasına kadar bütün toplantılara katıldığını söyleyerek yaşadığı ilginç bir anıyı ise şöyle anlatıyor:
 “ Hatta hiç unutmam bir toplantıyı Ankara’da Başbakanlık toplantı salonunda yapıyoruz, bizim heyetimiz masanın bir tarafında, Türk heyeti de masanın öbür tarafında oturuyor. Bende simultane tercüme yapıyorum. Hem Türk tarafına çeviri yapıyorum hem de bizimkilere. Çünkü o zaman Türk tarafında tercüman yoktu. Bende her iki tarafı görebilecek şekilde masanın baş tarafına oturmak zorunda kalmıştım. O zamanlar Türk heyetinden Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşar Yardımcısı Sayın Ekrem Pakdemirli bana, ‘Bak Tufar, oturduğun koltuk Başbakan koltuğu dikkat et’ diye espri yapınca o anda çok heyecanlanmıştım ve bir süre heyecandan tercüme yapamamıştım. Görev sürem 1982’de dolunca tekrar Moskova’ya Dış Ticaret Bakanlığı Devlet Dış Ticaret Kuruluşu bünyesindeki Doğu Ülkeleri İle Ticaret Bölümü’nde Türkiye’nin ithalat masası tekstil bölümünün müdür yardımcısı oldum. Ancak bu arada gaz ile ilgili görüşmelere bende girip çıkmaya devam ediyorum. En nihayetinde başından sonuna kadar içinde olduğum ilk gaz anlaşması 25 yıllık olarak 1984 Eylül ayında imzalanmış oldu.

Bu arada Türkiye’den dönmemin üzerinden henüz iki yıl geçmişti ve bir gün Ankara’daki Ticaret Ateşemiz bana ‘Sana ihtiyacım var Türkiye’ye tekrar gelmek ister misin’ diye sordu. Bende şaka yapıyor zannettim çünkü diplomatlarda bir gelenek var ve 5 yıldan önce tekrar aynı yere gidemiyorsunuz. Olur deyince 1984 Aralık ayında tekrar Türkiye’nin yolunu tuttum. Bu sefer Türkiye’den Sovyetler Birliği’ne alım bölümünün başına geldim. Çok önemli bir görevdi ve Türkiye’den alınacak olan mallar ile ilgili piyasa ve fiyat araştırması yapıp teklifler alarak Moskova’ya bildiriyor ve verilen karara göre alım yapıyorduk. Bu görevde tam 5 yıl kaldım ve 89 sonu tekrar Moskova’ya tekstil bölümüne bu sefer müdür olarak döndüm. Burada bir yıl görevde kaldıktan sonra 1991 yılında yeni kurulan bir birim olan Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında ekonomik ilişkiler kurulunun başına geçtim.”

Ticarete ilk adım
1992 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bürokratik hayatına noktayı koyan Tufar,  kurduğu firmayla uluslararası ticarete adımını atar. Ticarette en iyi bildiği ülke Türkiye ile başlayan Tufar, ayakkabı başta olmak üzere, sabun ve tekstil getirip Rusya’da dağıtımını yapar. Bu şekilde 2000 yılına kadar çok güzel işler yapıp çok iyi kazandıklarını anlatan ve Türk esnafını da öven Tufar, “ Sağolsunlar çalıştığım dönemden beni tanıyan Türk esnafı sözümü senet gibi görüp tek telefonla para bile sormadan mal gönderiyordu. Bende buradan satışını yapıp paralarını yolluyordum” diyor.
2001 yılında Serpuhov şehrinde Cankurtaran Holding’e ait Aymasan ve Nurol Holding ile ortaklık kurduklarını ve 2004 yılında ayakkabı fabrikası açtıklarını da anlatan George Tufar, yönetim eksikliğinden dolayı işin uzun süre yürütülemediğini ve iki sene sonra fabrikayı kapatmak zorunda kaldıklarını söylüyor.

Tufar, Türkiye’deki fiyatların piyasadaki rekabet koşullarına ayak uyduramaması üzerine de Çin’e yöneldiklerini, oradaki fabrikalarda fason ürettirip buradaki büyük marketler zincirinde sattıklarını ve halen de aynı işi devam ettirdiklerini, Türkiye ile ise sadece dostluk ilişkilerinin devam ettiği ticaret yapmadıklarını söylüyor.

“Fenerbahçeliyim”
İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi adına elinden geleni yaptığını söyleyen Tufar, Türk- Rus İşadamları Birliği’nin kuruluşundan son yapılan seçimlere kadar, yönetim kurulunda olduğunu belirtiyor.

İyi bir Fenerbahçe taraftarı olduğunu da ifade eden George Tufar, kendisini iş adamı ve eski kulüp başkanlarından Ali Şen’in Fenerbahçeli yaptığını söylemeden geçmiyor. Tufar, o günü “Sayın Ali Şen ve Cankurtaran Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emin Cankurtaran İstanbul’da maç izliyoruz. O anda Emin Bey bana ‘Tufar sen hangi takımı tutuyorsun’ diye sorunca, ben ‘Dinamo Kiev’ dedim. Bana ‘Türkiye’den hangi takım ’ diye sordu, bende bu sefer ‘Milli Takım’  dedim o arada Ali Şen araya girdi ve ‘Sen bundan sonra Fenerbahçelisin’ dedi o gün bugündür 20 yıldan fazla Fenerbahçe taraftarıyım” diye anlatıyor.

“Rusya eski Rusya değil”
George Tufar, Rusya’da iş yapacaklara da tavsiyelerde bulunarak, “ Burada iş yapacaklar şunu artık bilmeliler ki köşeyi çabuk dönme fikri burada geçerli değil. Rusya eski Rusya değil, ticaret de eskisi gibi işlemiyor” diyor. Rusya’da önce şartlara ve kanunlara uyulması gerektiğini vurgulayan Tufar, gelenek ve göreneklere dikkat ve ona göre hareket edilmesi halinde başarının sağlanabileceğinin altını çiziyor.

İlginizi Çekebilir

Send this to a friend