“Evet, hayır, hallederiz”

Toplum olarak her şeye çare olmayı seven bir karakter yapısına sahibiz. Belki de bölgesel bir özelliktir; detaylarına inmeyeceğim. Ancak yapabileceklerimiz kadar yapamayacağımız da bir o kadar iş var ama nedense biz toplum olarak ona rağmen bir şey duyunca “Hallederiz” demeyi seviyoruz.

Bu konuyu daha önce de kaleme almıştım. “Evet” kadar “Hayır” demenin de çok büyük bir erdem olduğunu belirtmiştim. Çünkü bir şeyi “Evet, yaparım” deyip yaptığınızda iyiliğiniz dokunduğu kadar “Hayır, kusura bakma yapamayacağım” demek de karşınızdakine bir iyiliktir. Üzülecek diye korkmayın “Hayır” derken, inanın bana onu o anda üzüp siz “Hallederiz merak etme” deyip size bel bağlayarak boşu boşuna umutlanıp zaman kaybetmesinden onlarca kez daha iyidir.

Nietzsche’nin bir aforizmasında dediği gibi “Umut en büyük kötülüktür çünkü işkenceyi uzatır.” Bu söz tam da bu durum için kullanılmış. Elbette umutsuz yaşamamak lazım. Umutlar insanı mutlu eder ama umut ettiği ile karşılaşmadığında ilk etapta yaşayacağı kısa süreli mutsuzluk bu defa mükemmel bir hayal kırıklığı yaşatır. İşte bu öylesine kolayca söylenen “Hallederiz” kelimesinin karşıdakine yaşattıkları kadar farkında olmadan söyleyene de zararı oluyor. Öyle ki sonu gelmeyen halletme vaadleri güven kaybına neden oluyor.
Bu konuda en meşhur davranış biçimi de yapamayacağı bir sözü verip kendisini arayanın telefonlarına çıkmama olarak gösteriyor.

Köroğlu destanındaki “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” dizesindeki tüfek kelimesini çıkarıp telefonu koyduğunuzda sanki bunun için söylenmiş gibi.

Yani bir insanın telefona cevap verememesi için kaç tane bahanesi olabilir?
Sizi yormadan ben söyleyeyim; İki. Evet, iki tane nedeni var, bunlardan birincisi gerçekten meşguliyettir diğeri ise size söyleyecek bir sözü olmadığı için kaçıyordur. Bu cevap vermemelerinde büyük çoğunluğu “Hallederiz” tarzı söylemler sonrası ortaya çıkan gereksiz bir durum.

Yani demem o ki bu evet, hayır ve hallederiz kelimelerini kullanırken öyle bonkör davranmayın…

Facebook Yorumlar