Takip Edin

Gündem

Erdoğan: Fırat’ın batısında da Rusya’nın başı çekmesi gerekir ki bölgenin tamamında huzuru sağlayalım

Yayınlanma tarihi

-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, güvenli bölgenin lojistiğini başta ABD olmak üzere temin etmek durumunda olduklarını ifade ederek, “Hatta hatta Fırat’ın batısında da Rusya‘nın başı çekmesi gerekir ki bölgenin tamamında huzuru sağlayalım. İdlib’te huzur var mı? hala yok. Orada da sıkıntılar var. Soçi mutabakatıyla da İdlib’in sıkıntısını gidermeye çalışıyoruz.” dedi.

Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde yabancı medya temsilcileriyle bir araya gelen Erdoğan, Türkiye’nin Suriye meselesindeki duruşunu ve dün yaşanan gelişmelere kadar ki süreci paylaşmak istediğini söyledi.

Müttefiklere özellikle de Amerika’ya yapılan tüm ikazlara rağmen bu konuda bekledikleri adımların atılmadığını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bize de kendi göbeğimizi kendimiz kesmekten başka çare kalmadı. Önce Zeytin Dalı Harekatı’yla Fırat’ın batısındaki Afrin ve çevresini PKK/ YPG terör örgütünden temizledik. Ardından Rusya ve İran’la birlikte yürüttüğümüz Astana süreci ve Soçi mutabakatıyla İdlib’te  yaşanması muhtemel büyük bir insani dramın önüne geçtik. Sonra da Fırat’ın doğusundaki toprakları terör örgütünden temizlemek üzere hazırlıklara başladık. Diplomasi yolunu sonuna kadar kullanmaya devam ettik. Buna rağmen ne Amerika’nın ne de Avrupa ülkelerinin PKK/YPG terör örgütün desteğinin önüne geçemedik. Sonuçta bir kez daha kendi başımızın çaresine bakmaya mecbur kaldık. Türkiye Barış Pınarı Harekatı’na işte böyle bir sürecin sonunda gelmiştir.”

Erdoğan, Barış Pınarı Harekatı’nın iki temel amacı olduğunu dile getirerek, “Birincisi, PKK/YPG terör örgütünü sınırlarımızdan uzaklaştırmaktır. İkincisi de ülkemizde yaşayan 3,6 milyon Suriyeli’nin bir kısmını oluşturacağımız güvenli bölgede iskan etmektir.” dedi.

“Buralarda kalmak diye derdimiz yok” 

Salı günü Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşeceğine işaret eden Erdoğan, “Bu meselenin Rusya‘yı ve rejimi ilgilendiren taraflarını görüşeceğiz. Dün bunu Sayın Pence ile görüştüm. Bilindiği gibi Münbiç, Ayn el-Arab ve Kamışlı tarafında güvenli bölgemiz Rusya ve rejim güçlerinin faaliyetleriyle çakışıyor. Ayrıca, İdlib’de de zaman zaman sıkıntılar yaşanıyor. Amacımız Rusya ile bu konularda makul ve herkes tarafından kabul edilebilir bir uzlaşmaya varmaktır. Bir tek şartımız, rejimin bulunduğu yerlerde PKK/YPG’nin tamamen temizlenmesidir. Maalesef Tel Rıfat’ta bu yapılmamıştır.” diye konuştu.

“ABD’nin YPG’yi çekilmeye ikna edeceğini söylediniz 120 saat içerisinde. Acaba 440 kilometre boyunca mı, yoksa belli alanlarda mı geri çekilecekler? Kobane’den de (Ayn-El Arab) Kamışlı’dan da mı çıkacaklar? Buralarda ne olacak? YPG’yi buradan çıkmaya ikna edemezlerse, kalmak isterlerse ne olacak?” sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bizim görüşmemiz çok mevzi, lokal bir yer için değil. Bu görüşmemiz Ayn-El Arab’dan Irak sınıra kadar olan bölüm. Yani 440 kilometre, derinlik olarak da 32 kilometrelik bir bölge. Halbuki burada bildiğiniz gibi, aynı zamanda, örneğin Kamışlı’da, Rusya ve bunun yanında da rejimin askerleri de var. Biz onların da bu terör örgütlerinden rahatsız olduklarını biliyoruz. Buralar müşterek çalışmayla -ki salı günü Sayın Putin ile yapacağımız görüşmede de ayrıca bunları konuşacağız- çok kısa bir zamanda da bu terör örgütlerinden buralar temizlenecektir. İnancımız budur. Onun için de şu an itibariyle, bizim askerimiz ve Suriye Milli Ordusu ne yapmıyor, araziyi terk etmiyor.”

“Süreç devam ediyor”

“SDF Komutanı Mazlum, Kürt televizyonculara demiş ki: ‘SDF ateşkesi  kabul eder.’ Sadece Tel Abyad ve Resulayn arasındaki bir alandan bahsediyorsak 120 kilometre. Halbuki siz 440 kilometreden bahsediyorsunuz? Bu görüşlerinde ısrarcı olurlarsa ne olacak? 120 saat sonra çatışma yeniden mi başlayacak? Onlar sadece bu alanda geçerli olacağına inanıyorlarsa ve böyle davranırlarsa?” sorusuna Erdoğan, “Bizim görüşmelerimiz 32 kilometre derinlik ve 440 kilometre uzunluğu kapsıyor. Güvenli bölge dediğimiz budur. Güvenli bölge dediğimiz, ifade ettiğiniz şekilde Ayn-El Arab ile Tel Abyad arası değildir. Şu anda Tel Abyad ile Resulayn arası temizlenmiş durumda. Bu bitmiş değil. Süreç devam ediyor şu anda. Bundan sonra da kararlı şekilde devam edecek.” diye yanıt verdi.

“Bölgeyi huzur bölgesi haline getirmenin hesabı içerisindeyiz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu:

“Ayn-El Arab bir Kürt toprağı değil burası Araplara aitti, ismiyle müsemma. Fakat daha sonra teröristler Arapları, Arap nüfusu çıkardılar. Hatırlayın Obama döneminde de burada Kürtler bizim topraklarımıza geldiler ki bu rakam da 350 bin civarında. Şu anda bizde yerleşik konumdalar. Ayn-El Arab ile Tel Abyad arasında, burada sıkıntılı bir durum söz konusu. Tel Abyad ile Resulayn arası ise şu anda bu bölge kontrolümüzde. Fakat Resulayn ile aynı şekilde Irak sınırı, burada da yine mücadele devam ediyor. Kamışlı’da Rus askerleri var. Aynı zamanda rejimin askerleri değişik yerlerde var. Salı günü yapacağımız görüşmeler neticesinde Sayın Putin ile de bunları neticeye kavuşturacağımıza inanıyorum. Ve böylece ABD, Rusya, rejim ve bunun dışında belki koalisyon güçlerinin de dahliyle burada neticeye varır ve böylece bölgeyi huzur bölgesi haline getirmenin hesabı içerisindeyiz. Zira ayın sonunda Cenevre’ye çok daha hazırlıklı gidelim istiyoruz.”

“Rejiminin bulunduğu yerlere de Suriyeli mülteciler yerleştirilecek mi?” sorusu üzerine Erdoğan, “Biz burada yapacağımız anlaşmalar neticesinde, hele hele Kamışlı bölgesi civarı Rusya‘nın da bulunduğu bir bölge. Bu mutabakatta yapacağımız görüşmelerde uluslararası donörler toplantısına, onların da katkısı neticesinde işimiz daha da kolaylaşacaktır.” diye konuştu.

Suriyeli vatandaşların Türkiye’ye rejimden kaçıp geldiklerini söyleyen bir gazeteciye Erdoğan, “Rejimden kaçmadılar, rejimden korktular. Çünkü o varil bombaları bu insanların üzerine yağdı. Bu bombaların yağması neticesinde hala herhalde ölümü bekleyecek halleri yoktu. Kendimizi onların yerine koyalım. Böyle bir durum olsa acaba biz ne yapardık? Suriye 3 milyon 650 bin insanı mı öldürecek? O dünyaya savaş açmaktır. Harp ilan etmektir. İlk önce karşılarında bizi bulurlar. Bizler bu insanlara kapımızı açtık, sahiplendik. Bundan sonraki süreçte biz ABD ile Rusya ile diğer koalisyon güçleriyle görüşmelerimizi yapacağız, adımlarımızı da ona göre atacağız.” karşılığını verdi.

“Terör örgütleri bu sınırların dışına çıktığından itibaren harekatı durduracağımızı ilan ettik”

Erdoğan, “5. günün sonunda Türkiye çıkıldığına ikna olursa, harekat sona erer diyebilir miyiz?” sorusu üzerine şunları söyledi:

“Bunu ben baştan beri arkadaşlara söylüyorum zaten. Şu anda hallolduğu andan itibaren, terör örgütleri bu sınırların dışına çıktığından itibaren harekatı durduracağımızı dün akşam ki görüşmede de ilan ettik. Basın açıklaması yapan Dışişleri Bakanım da ilan etti. Dolayasıyla bizim bütün probleminiz 120 saattir. Bu iş hallolmuş olursa biz işimizi bitiririz, ama bizim oradan çekilmemiz değil, harekatı durdurmamız anlamında. Güvenliği temin edeceğiz. Güvenlik temin edilmeden çekilmek söz konusu olamaz. Biz bunu ABD ile Rusya ile rejimle tüm bunların hepsi görüşülecek. Soçi mutabakatı olan İran’la görüşmek suretiyle bu adımlarımızı atmış olacağız. Ay sonundaki Cenevre o da önem arz ediyor.”

 

“Güvenli bölgenin lojistiğini temin etmek durumundayız”

Erdoğan, “Siz ve ABD güvenli bölgenin nasıl olacağı konusunda aynı anlayışa sahip misiniz? Farklı ölçeklerde güvenli belgeden bahsedildi. O alandan YPG’yi temizleyebilecekler mi?” sorusunu ise şöyle cevapladı:

“444 kilometreyi hep andık, hep söyledik. Sayın Trump’ın ifadesiyle 20 mil 32 kilometre yapıyor. Bu alan güvenli bölgedir. Bu güvenli bölgede müşterek çalışmayı teklif ediyoruz, arzu ediyoruz. Ortaklarımız bu konuda ne derler? Başta bunları konuştuk. 20 mili ifade eden Trump’ın kendisi olmuştur. Daha sonra en batından en doğuya bunu teklif eden de biz olduk. Olumsuz bir cevap gelmiş değil. Eğer burayı biz halleder temizlersek, o zaman bu 1 milyon insan güvenli bölgeye yerleştirilebilir. Güvenli bölgenin lojistiğini başta ABD olmak üzere temin etmek durumundayız. Hatta hatta Fırat’ın batısında da Rusya‘nın başı çekmesi gerekir ki bölgenin tamamında huzuru sağlayalım. İdlib’te huzur var mı? hala yok. Orada da sıkıntılar var. Soçi mutabakatıyla da İdlib’in sıkıntısını gidermeye çalışıyoruz. Bu konudaki görüşmelerimizi 13 Kasım ziyaretimizde ikili görüşmelerde bunları enine boyuna ele alma imkanımız olacak. Şu andaki ABD’li muhataplarıyla görüşmelerini bu noktada kararlılıkla devam ettirecekler. Temenni ediyorum ki dün akşam ki başarılı çalışmayı aynen devam ettiririz. Tabii Sayın Trump’ın bu olumlu yaklaşımına çerçevesindekilerin de olumlu cevap vermesi işimizi kolaylaştıracaktır.”

Rusya‘nın İdlib için 31 Ağustos’ta ilan edilen ateşkese uyduğunu belirten Erdoğan, şu anda hava saldırı gibi durumların olmadığını, bunun hassasiyetle bu şekilde gittiğini söyledi.

“Amerika ile ilişkilerinizde risk görüyor musunuz?” sorusuna Erdoğan, “Beyaz Saray’ın dışından herhangi bir risk olur mu olmaz mı onlar ayrı konu. Ben şu anda sadece Sayın Trump’la aramdaki ilişkiye bakıyorum. O ilişkiyi de şu anda iyi bir konumda görüyorum. Bir de Sayın Trump’ın baskı altında olduğunu anlıyorum. Bu baskılardan da kendisi nasıl kurtarabiliriz, buna da önem veriyorum.” yanıtını verdi.

“12 gözlem noktamız var”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gözlem noktalarının hatırlatılması üzerine, “Bunlar özellikle rejimin şu anda kendisi için belirlemiş olduğu gözlem noktalarıdır. Bizim ayrıca İdlib bölgesinin orada 12 gözlem noktamız var.” dedi.

Suriye rejiminin Münbiç’te olduğunu anımsatan Erdoğan, “Ayn el-Arap’ta var ve oradan Irak sınırına doğru mesela Kamışlı’da var ve orada yine 3 tane ayrı nokta var.” ifadesini kullandı.

Erdoğan, Suriye Milli Ordusu’na ilişkin bir soru üzerine, “Rejim nasıl kendi topraklarına şu anda hakim olmanın gayreti içerisindeyse Suriye Milli Ordusu da topraklarından çıkarılmak, edilmek istenen adeta direnişçiler noktasındalar. Bunlar da topraklarına, evlerine sahip olmanın gayreti içerisindeler.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Soçi’deki toplantıda Suriye rejiminden bir temsilci olmayacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, basın mensuplarının harita üzerindeki noktalara ilişkin soruları üzerine, “Bu noktalar silahlı kuvvetlerimizin, güvenli bölge olarak ilan edilmesi halinde buralar bizim kurmayı planladığımız askeri noktadaki gözlem noktalarımız diyelim. Bunun bir benzeri de aynı şekilde İdlib tarafında var.” dedi.

Basın mensuplarının “12 yeni gözlem noktası olarak görüyoruz.” sözlerine Erdoğan, “Evet” yanıtını verdi.

anadolu ajansı



Facebook Yorumlar

Gündem

Kalın: S-400 ve F-35 için bugün itibarıyla çalışmaya başladık

Yayınlanma tarihi

-

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, S-400 ve F-35 meselelerine ilişkin, “Beyaz Saray’daki görüşmede benle (ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Robert) O’Brien’ı iki başkan görevlendirdi. Biz bir çalışma başlatıyoruz şu anda, hatta bugün itibarıyla da o çalışmaya başladık.” dedi. Kalın ayrıca Rusya Devlet Başkanı Putin’in ocak ayının ilk yarısında Türkiye’yi ziyaret etmesinin planladığını açıkladı.

Kalın, TRT Haber’de katıldığı canlı yayında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyaretine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Görüşmeye perspektif ve vizyon ortaya koyan bir hazırlıkla gidildiğini belirten İbrahim Kalın, Türkiye’nin tezlerini çok açık ve net şekilde orada ortaya koyduğunu söyledi.

Büyük başlıkların ele alındığı bir görüşme olduğunu aktaran Kalın, “Örneğin güvenli bölge meselesi konuşuldu. Trump çok detaylı şekilde Cumhurbaşkanımıza Türkiye’de kaç mülteci olduğunu, ne kadarını geri döndürebileceğimizi, nerelere geri döneceklerini detaylı şekilde sordu. Dar katılımlı kısımda ‘Avrupa’nın size mutlaka yardım etmesi gerekiyor, size yeterince yardım etmiyor ve ben de bunu Avrupa’ya söylüyorum’ diye Cumhurbaşkanımıza iletti.” diye konuştu.

Sözcü Kalın, Donald Trump’ın bunu görüp dile getirmesinin görüşmenin ana ayaklarından biri olduğunu ifade etti.

İki liderin bu konuyu NATO’da mutlaka görüşme konusunda mutabık kaldıklarını belirten Kalın, “NATO Zirvesi’nde de Cumhurbaşkanımız zaten bu konuyu gündeme getirecek ama Sayın Trump ile bu konuda hemfikir kaldıktan sonra NATO zirvesine bu ana fikrin taşınması da bu ziyaretin önemli neticelerinden bir tanesi.” şeklinde konuştu.

İbrahim Kalın, bütün sorunların çözülmediğini, ancak bunun bir süreç olduğunu ve bu süreci yönetebilmenin önem taşıdığını dile getirdi.

“Müstakil kullanılabilecek bir sistem”

S-400 ve F-35 konularının çözümüne ilişkin nasıl bir çalışma yapılacağının sorulması üzerine Kalın, “Beyaz Saray’daki görüşmede benle O’Brien’ı iki başkan görevlendirdi. Biz bir çalışma başlatıyoruz şu anda, hatta bugün itibarıyla da o çalışmaya başladık.” yanıtını verdi.

Çalışmanın NATO koordinatörlüğünde değil ikili düzeyde yürüyeceğini aktaran Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, S-400 sisteminin NATO Savunma Sistemi’ne entegre edilmeden müstakil kullanılabileceğini belirtti.

Türkiye’nin aynı anda 3 terör örgütüne karşı mücadele eden tek NATO üyesi ülke olduğunu belirterek, NATO ittifakının bu alanda somut olarak Türkiye’ye ne kadar destek verdiğini soran Kalın, DEAŞ’a karşı Fırat Kalkanı Harekatı’nı da Türkiye’nin tek başına başlattığını kaydetti.

Bu noktada Türkiye’nin ihtiyaçlarının karşılanmadığının altını çizen İbrahim Kalın, Türkiye’nin Patriot alımı da yapmak istediğini, bu iki sistemin birbirine tehdit oluşturmadan kullanılabileceğini söyledi.

Kalın, çalışmalar sonunda belli bir noktaya varılamaması halinde Türkiye’nin S-400’ü aktif etmemesi gibi bir durumun söz konusu olup olmadığı sorusuna karşılık, “Hayır, şu anda öyle bir şey yok. Cumhurbaşkanımız da orada açıkça ifade etti. Anlaşmalar yapıldı, bu süreç belli bir noktaya geldi. S-400’den geri adım yok. Geri adım atmamız söz konusu değil.” cevabını verdi.

“YPG, DEAŞ’ın geri gelmesini istiyor”

17 Ekim’de varılan mutabakatın büyük oranda başarılı şekilde ilerlediğini belirten İbrahim Kalın, o kapsamın dışında kalan bölgelerde YPG’nin taciz atışları yaptığını kaydetti.

Tel Tamir kasabasında yaşanan hadiselerin çok açık bir provakasyon olduğunu ifade eden Kalın, orada küçük bir Hristiyan nüfus olduğunu, YPG’nin taciz atışları yaparak Türkiye’nin oraya saldırmasını istediğini anlattı.

Türkiye’nin bu oyuna gelmeyeceğini aktaran Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, “Bugün DEAŞ’ın geri gelmesini YPG istiyor. Çünkü onlar için bir meşruiyet kaynağı ve koruma kalkanı. DEAŞ tehdidi ortadan kalktığında YPG’ye verilen silah desteğinin zemini kalmayacak.” diye konuştu.

Bölgede bir Ermeni din adamının Kamışlı’nın güneyinde öldürüldüğünü, saldırıyı DEAŞ’ın üstlendiğini hatırlatan Kalın, “Bu bölge, 2-3 hafta öncesine kadar YPG’nin kontrolündeydi değil mi? YPG bunlara göz yummak suretiyle ve bir Ermeni din adamının öldürülmesine göz yummak suretiyle gene aynı oyunu oynuyor. O yüzden diyorum, DEAŞ’ın tekrar canlanmasını herkesten çok YPG istiyor.” ifadelerini kullandı.

İbrahim Kalın, bir soru üzerine, Ferhat Abdi Şahin (Mazlum Kobani) adlı teröriste ilişkin CIA belgelerinin ABD heyetine verildiğini ve bu teröristin ABD’ye davet edilmemesi gerektiğini görüşmede dile getirdiklerini anlattı.

DEAŞ’lıların iadesine yönelik soru üzerine de Kalın, Barış Pınarı Harekatı başladıktan sonra YPG/PKK’nın DEAŞ’lıları serbest bıraktığını, Türkiye’nin bunların çoğunu yeniden yakaladığını belirtti.

İbrahim Kalın, Türk vatandaşı olanların Türkiye’ye getirildiğini, diğerlerinin iadesiyle ilgili sürecin devam ettiğini ve mesafe alınmaya başlandığını da bildirdi.

“Putin’in ocak ayının ilk yarısında Türkiye’yi ziyareti planlanıyor”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ocak ayının ilk yarısında Türkiye’yi ziyaret etmesinin planlandığını bildiren Kalın, hem Türk Akımı projesinin tamamlanmasına binaen belki bir tören planlanacağını, hem de ikili ilişkiler ve bölgesel konuların konuşulacağını kaydetti.

Devriyelerin devam edeceğini belirten İbrahim Kalın, “Kamışlı ve Aynularap’tan halen YPG’li teröristler tam manasıyla çıkmış değiller. Son telefon görüşmesinde Sayın Cumhurbaşkanımız bunu Sayın Putin’e açık net bir şekilde ifade etti. Onların verdiği rakamlar var ’34 bin kişi çıktı’ diye. Bunlar bizim kaynaklarımız tarafından henüz doğrulanmış değil. Bunu da bir süreç olarak görüyoruz. Anlaştığımız şekilde 30 kilometre derinlikte Cerablus’tan Irak sınırına kadar olan bölgede terörden arındırılmış güvenli bölge oluşturulması için Rus tarafının daha fazla konuya eğilmesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

YPG’nin üniforma değiştirerek sivil nüfusa ya da Suriye ordusuna karışmamasını istediklerini dile getiren Kalın, Soçi’de varılan mutabakatın son derece açık olduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, 2-3 ay öncesine kadar Suriye’nin neredeyse 3’te 1’inin PYD/YPG’nin kontrolünde görünürken bu haritanın artık değiştiğini anlatarak, “Bundan sonra o terör unsurları şurada burada varlık göstermeye çalışabilirler. Farklı üniformalar altında konumlarını muhafaza etmeye çalışabilirler ama eski güçlerine asla kavuşamayacaklar, biz de buna müsaade etmeyeceğiz.” şeklinde konuştu.

anadolu ajansı

 

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Gündem

TTK Başkanı Turan: 1918-2019, bu 101 yıl belki de Türk-Rus beraberliğinde altın çağdır

Yayınlanma tarihi

-

Türk Tarih Kurumu Başkanı (TTK) Prof. Dr. Refik Turan, 1918 ve 2019 yılları arasındaki 101 yıllık dönemde iki ülkenin hiç savaşmadığını belirterek bu dönemi “altın çağ” olarak nitelendirdi.

Türk Tarih Kurumu ve Gazi Üniversitesi iş birliği, Ahmet Yesevi Üniversitesi ve Lomonosov Moskova Devlet Üniversitesinin katkılarıyla “Uluslararası Türk-Rus Dünyası Akademik Araştırmalar Kongresi (UTRAK)” Ankara’da düzenlendi.

Kongrede, Türk ve Rus bilim insanlarının katılımıyla iki ülke ilişkilerinin siyasi, sosyal ve askeri geçmişine ışık tutacak bilgiler paylaşılacak.

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Refik Turan, Gazi Üniversitesi ev sahipliğinde bu yıl ikincisi gerçekleştirilen kongrenin açılış konuşmasında, Türk-Rus ilişkilerinin tarihsel seyrine ilişkin bilgi verdi. Türk-Rus temaslarının çağlar boyunca çeşitli savaşlarla devam ettiğini, 1918’den sonra Türk ve Rus ilişkilerinde yeni bir çağ başladığını anlatan Turan, şöyle konuştu:

“Bu çağ şöyledir, Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolda birinci temel faktör Ruslardır, bunu da unutmamak gerekiyor. Her zaman tarih aleyhte akmayabiliyor, bakıyorsunuz ki  karşınızda hasım olan, hiç anlaşamadığınız yapılar size doğrudan destek vermiş, işte böyle bir dönem başlıyor. Nitekim Ruslarla bir dostluk dönemi başlıyor. Dostluk dönemi 13 Ekim 1921 Kars Antlaşması’nı getirecektir. Bunun devamı 20 Ekim 1921 Ankara İtilafnamesi’dir. Bu şekilde hem Rusya hem Fransa, Ankara’yı tanımaktadır. Yeni Türk devletine yol veren ve Türkiye Cumhuriyeti’ne giden çizgiyi takip eden ana hat budur.”

Turan, 1918’den itibaren yan yana yaşayan bu iki devletin bir daha savaşmadıklarını, Türkiye Cumhuriyeti’ne giden yolda yapılan yardımların Rusya üzerinden geldiğini anlatan Turan, “O zaman yeni teşekkül etmekte olan ve bizi Büyük Taarruz’a götüren Türk ordusunun büyük çaptaki silahları da Rusya‘dan gelen silahlarla gerçekleşmiştir. 1918-2019, bu 101 yıl belki de Türk-Rus beraberliğinde altın çağdır. Arada Sovyet ve Soğuk Savaş dönemleri, Türkiye’de ideolojik mücadeleler dönemi ve o zamanki Sovyetlerin tesir ettiği dönemler yaşandı ama her halükarda Türkiye ve Rusya bu 101 yıllık dönemde artık hiç savaşmadılar. Bunun çağ ve zaman dilimi olarak çok kıymetli bir dönem olduğunu söyleyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.

“Artık Rusya ile uzak komşu değiliz.” diyen Turan, bir noktada ilişkilerin siyasetten, askeriyeden sosyolojik bir beraberliğe dönüştüğünü, ekonomik bağlantılar noktasında da akademik bağlantılar haline geldiğini söyledi.

Bunun güzel bir yansıma olduğuna işaret eden Turan, bu kapsamda yapılan toplantının da kıymetli olduğunu dile getirdi.

“Türk-Rus ilişkilerinin geçmişine ışık tutacak”

Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Uslan da kongreye ev sahipliği yapmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek “Türk-Rus ilişkilerinin siyasi, sosyal ve askeri geçmişine ışık tutacak olan bu etkinlikte geçmişten bugüne Türk-Rus ilişkilerini şekillendiren savaşlar, ittifaklar ve güç mücadeleleri irdelenecektir. Türkiye ve Rusya‘nın en köklü devlet üniversiteleri ve kurumları arasındaki bu işbirliğinin devam ettirilmesi, kongre ile Türkiye’nin akademik ve entelektüel profilini de batı dünyası ve Rusya coğrafyası arasında bilgi üretimi ve paylaşımında kilit bir köprü konumuna getirecektir.” dedi.

“Büyüyerek devam etmeli”

Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mücahit Küçükyılmaz da Türkiye ve Rusya ilişkilerinin yüz yıllardır tarih, siyaset ve diplomasinin kesiştiği bir alanda şekillenmeye devam ettiğini belirterek Türk-Rus ilişkilerinde akademisyenler ve bilim insanlarının önemini vurguladı. Kongrenin bu anlamda önemine işaret eden Küçükyılmaz, “Büyüyerek devam etmeli, başka girişimler, öğrenci ve akademisyen değişim programları, akademik iş birlikleri ve ortak projelerle taçlandırılmalıdır.” dedi.

Türkiye ve Rusya arasında araştırmaya muhtaç çok sayıda konu olduğuna ve bu konuda derinlemesine çalışmalar yapılması gerektiğine değinen Küçükyılmaz, “Bu alanı akademi, bilimin ve sanatın ışığıyla aydınlatmadığın zaman, Türkiye-Rusya ilişkilerinin üzerine ideolojilerin, savaşların ve magazinin gölgesi düşebilmektedir.” dedi.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin, devasa tarih, kültür, sanat ve bilimsel birikimiyle kendisini yorumlayacak bir akademik akla ihtiyaç duyduğunu anlatan Küçükyılmaz, şöyle devam etti:

“Zira akademik akıl asırları avuçlayabilecek öngörü ve vizyona sahip olan elimizdeki tek seçenektir. Bugün Türkiye ile Rusya, nasıl ki ABD-Avrupa sarkacından çıkabildiği ölçüde kendi tarihi ve siyasi rollerini bölgesel ve küresel aktörler olarak oynayabiliyorsa akademik alanda da birer özne olarak davranmalı, tarihini ve kültürünü ve bilim dünyasını da aynı şekilde hiçbir etki altında kalmadan inşa edebilmelidir.”

Kongrenin koordinatörlüğünü yapan Polis Akademisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Köse de kongrenin yaklaşık bir yıl süren hazırlık süreci ve takvimine ilişkin bilgi verdi ve kongre kapsamında toplam 23 oturum yapılacağını belirtti.

Kongre çıktılarının 2 ay içinde kitap haline getirileceğini belirten Köse, emeği geçenlere teşekkür etti.

Türk ve Rus eserlerinden oluşan müzik dinletisinin de sunulduğu kongre, 17 Kasım’da sona erecek.

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Gündem

Polyanskiy, ABD’den petrol yataklarını Suriye’ye iade etmesini istedi

Yayınlanma tarihi

-

Rusya’nın Birleşmiş Milletle (BM) Daimi Temsilcisi Yardımcısı Dmitriy Polyanskiy, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye’ye petrol yataklarını iade ederek insani yardım konusunda katkıda bulunabileceğini belirtti.

Polyanskiy BM Güvenlik Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada “Suriye, ABD için petrol gibi önemli bir kaynak olsa bile, derhal yasadışı yabancı askeri mevcudiyetten kurtarılmalıdır” diye konuştu.

Polyanskiy, petrolün ABD’ye ait olmadığını, Washington’un eylemlerinin soygun gibi göründüğünü belirten Suriyelilere ait olduğunu belirterek açıklamalarında “Bu arada ABD’nin Suriye’ye petrol yataklarını iade etmesi gerçekten bu ülke nüfusu için insani yardım çabalarına gerçek bir katkı olacak” dedi.

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Çok Okunanlar