Takip Edin
gazetem

Yaşam Öyküleri

Cem Toksoy

Yayınlanma tarihi

-

Cem Toksoy, 1997 yılında Rusya’ya çalışmak için gelip, gösterdiği iş tecrübesi ile de, müteahhitlikten tutun mağazacılığa çeşitli alanlarda kendi yatırımları olan başarılı bir iş adamımız.
Toksoy, çocukluğundan beri iş hayatında olmak istese de babası tarafından zorla üniversite okumaya ikna olarak, Kıbrıs’ta Doğu Akdeniz Üniversitesi işletme okur. Toksoy, Rusya’ya gelişini şöyle anlatıyor: “Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre dayım ile çalıştım. Fakat benim başka arayışlarım vardı. Derken bir gün arkadaşım olan Muya terlikleri sahibi Kamil Bilgiç bana, ‘Rusya’da bir oluşuma gidiyoruz başında sen dururmusun ? ’ dedi. Bende kabul ettim ve 1997 yılında Moskova’ya geldim. Bir kaç yıl toptan mal satımı yaptım. Buradaki işleyişi, pazarı çok iyi gözlemliyordum. Derken kriz geldi. Biz o dönemde şanslı olanlardandık ve krizden etkilenmedik çünkü bizde sezon sonuydu ve biz alacaklarımızın çoğunu almıştık. O dönemlerde sabah 6’dan akşam 5’e kadar pazarlardaydık. O dönem mallar kolay satılıyor bürokrasi basitti. Alışık olmadığımız sadece Rusya’ya özgü olan tecrübeleri edindik. Kriz sonrası Muya yatırım kararı alarak burada fabrika kurmak istedi. Bende o dönem kendi başıma bir şeyler yapabileceğimi görmüştüm. Çocukluk arkadaşım vardı onunla bir şeyler yapmaya karar verdik ve Türkiye’den birkaç firma ile anlaşarak Rusya’da distribütörlüklerini aldık. İşlerimiz iyi gitti. Bizde işimizle iyi ilgilendik ve hızlıca büyüdük. Zaten bu ülke pazarı o kadar cömert ki siz yeter ki işinizin hakkını verin o size fazlasını veriyor. Sonrasında bir ayakkabı markasına ortak oldum ve ürünleri Rusya’da satıyoruz yine İj Prom Stroy inşaat firmamızla çeşitli müteahhitlik işleri yapıyoruz. Yine gayrimenkul alımı ile ilgileniyoruz.”

Toksoy, ülke olarak Rusları çok sevdiğimizi, ticari ilişkilerimizin çok hızlı geliştiğini bu gün bakıldığında başta İstanbul Laleli’de olmak üzere Antalya’dave birçok şehrimizde iş hanları ve otellerin Ruslarla olan ticaretimiz sayesinde yapıldığını söylüyor.

Rusların seyahat eden bir toplum olduğunu ve işleriyle ilgili dünyada ki tüm fuarlarda onları görmenin mümkün olduğunu belirten Toksoy, “Rusların ticaret yapmayı çok hızlı öğrendiler. Ülkede sermaye çok büyük olduğundan sizi planlarınızın üzerine çıkarıyor. Yeter ki siz işinizle ilgilenin ve uzun vadeli planlar yapın. Şimdi bakıyorum da o günlerde revaçta olan pazarlar günümüzde değerini kaybetti. Pazarda kalanlar hala o günlerdeki şartlarda ticari hayatını sürdürürken oradan çıkıp dışarıda araştırma yapanlar çok büyük işlerin altına imza attılar. Burada artık dünya rekabet ediyor. Eskisi gibi boşluklar pek kalmadı. Bedeller yükseldi. Bazı işleyişlerin oturması daha uzun zaman almaya başladı. Rusların çoğu hangi malı nereden nasıl alacağını çok iyi biliyor. Ruslar ile iş başlarken zor oluyor fakat güvenini kazanırsanız birçok şey sandığınızdan çok daha kolay çözülüyor” diyor.

Facebook Yorumlar

Yaşam Öyküleri

Metin Malkoç

Yayınlanma tarihi

-

Gazetem’in “Nasıl Başardılar” köşesinin bu haftaki konuğu, Rusya’da et sektörünün önemli isimlerinden birisi olan,ancak bu noktaya ulaşmasından önce başına gelmedik kalmayan Malkoç Group’un sahibi Metin Malkoç.
Malkoç, ilkokulu doğduğu Erzincan’da okuduktan sonra abileri ve dayılarının iş yaptığı İstanbul’a gelir. Orta öğrenimini burada tamamlar, liseyi Gürsoy Koleji’nde okur,bir yandan da çalışmaya başlar. Lise 2. sınıftayken İngilizcesini geliştirmek için İngiltere’nin bir küçük kasabası olan Gilfert’e gider. Arkadaşları ona “sözlük” diye takılırken İngilizce konusunda kendisini bir hayli geliştirir. Lise bitirince önce Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi bölümünü bir yıl sonra ise Bilkent Üniversitesi Amerikan Dili ve Edebiyatını kazanır. Ancak,o sıralarda Rusya ile sebze-meyve ticareti yapan dayısı ve Beykent Üniversitesi kurucularından olan öğretmeni Mustafa Melek’in tavsiyesi ile Moskova’nın yolunu tutar.
Malkoç, öykünün devamını şöyle anlatıyor:
“Hocam bana Rusya ile ilgili öngörüsünü aktardı ve ‘Yakında orası çok büyük ve işlek bir pazar olacak’ dedi. Dayımın da o dönem Rusya’ya öğrenci gönderen bir şirketi vardı. Bana,’Hem orada okursun,hem de dil öğrenmiş olursun’dedi.3 günde karar verdim ve 19 yaşındayken Moskova’ya geldim. Hiç unutmam, Rusça bilmeden el işaretleriyle ve sözlükten bakarak bir tava ve yumurta aldım ve karnımı doyurarak işe koyuldum. O yıl MGU’da dil hazırlık sınıfında okudum.Ardından Uluslaarası Ekonomik İlişkiler bölümüne kaydımı yaptırdım.Ama dayımın işleri iyi gitmemeye başladı ve ben üniversite paramı kendim ödeme durumuyla karşı karşıya kalıverdim.Önce Türk arkadaşlar vasıtasıyla Kanikova Pazarı’nda birkaç deri mont sattım ve biraz para kazandım. Bu parayla o dönem çok ilgi gören kazak işine girdim.

“Yırtık kazakları kaldığım yurttaki bayanlara diktirip sattım…”
Türkiye’den sipariş ettiğim kazaklar geldiğinde şoke olmuştum. Hep yırtık pırtık kazaklar yollamışlardı.Yurtta hizmetli olan bayanlarla para karşılığı anlaşarak defolu kazakları onarttım ve yine onların vasıtasıyla hepsini sattım.İkinci sınıftaydım ve  okulun ücretini ödemem gerekiyordu.Afganistanlı öğrenci arkadaşım Belarus’dan sigara getirip satıyordu. Çok karlı olduğunu anlatınca ben de yapmaya karar verdim ve birkaç kez gidip geldim.Trenle gidip sigaraları alıp geliyor ve Moskova’da sigaracılara satıyordum.Ama gümrüklerdeki problemlerden dolayı uzun sürmedi. Bu sefer ekmek satma işine girdim. Pazarda açıkta soğukta ekmek satmaya başladım.İlk gün 300 ekmek spariş etmiştim ve öğlene kadar hepsi bitmişti.Ben farkında değildim,meğerse o gün Rusların bir bayram öncesiymiş,o nedenle çok satmışım!Bu bilmezlik beni yanılttı ve sonraki gün 600 ekmek sipariş ettim ama tabii ki satamadım.Sabaha kadar metroda bekleyip o ekmekleri de elimden çıkardım.O yıl Türk fırını sahibi Şevket Atmaca ile tanıştım,ondan simit alarak satmaya başladım.100 simitle başladığım işte günde 500 simit satar olmuştum.Yine arayış içindeyken gazete ilanlarından  bir marketin ekmek reyonunu kiraya verdiğini gördüm.Çok çalıştımve günde 700 olan ekmek satışını 3000-3500’lere çıkardım.Ama bir yıl sonra mekan sahibi işi elimden alınca ben gene açıkta kaldım ve tabii yeni arayışlara başladım.

“Yakında 7 hektarlık bir çiftlikte et tesisi kurmayı planlıyorum”

Bu arada Eski Arbat’ta bir Türk Kafesi işleten Kazım Özkayıt ile tanıştım.Döner sattıkları için ete ihtiyaçları vardı.1997 yılıydı,bu işle ilgili Kazım Bey’le fikir alışverişinde bulundum. Bana güvendi,sanıyorum ben de onu mahçup etmedim.Bir süre sonra satış noktaları kurdum. 1999’da mezun olunca işime yoğunlaştım ve ne mutlu bana ki et sektörünün önemli şirketlerinden biri konumuna geldim. Yeni aldığımız 7 hektarlık bir çiftlikte önümüzdeki yıllarda bir et kombine tesisi kurmayı planlıyorum.”
Rus insanı ile dürüst çalıştığınız sürece onların da çok dürüst ve samimi yaklaşacaklarını belirten Malkoç,“ Başarımızı ve kazancımızı Ruslara borçluyuz.Ben Rusları yaşadığım bu 15 yılda çok net buldum.Herşeyi ile netler.Siz onlara açık davranırsanız onlar da sizinle herşeylerini paylaşıp kendilerinden görüyorlar.En önemlisi paylaşmasını biliyorlar”diyor.
Rusya’da iş yapmak isteyenlere tavsiyesinin yaşama ve çalışma kanunlarına uygun ve sağlam temellere dayalı olarak evraklarına çok dikkat etmeleri gerektiğini öğütleyen Malkoç, “Burada iş yapacağınız alan ne olursa olsun bir defa önce kendiniz inanmalısınız ve hayatınızın bir parçası olarak görmelisiniz.İnsanları çok iyi tanımadan sözlere bağlı anlaşmalar yapmasınlar. Ayrıca bence Moskova’ya bağlı kalmasınlar,dışarıya çıksınlar.Bir de ekip kurma konusunu çok cidiye alsınlar,çünkü burada işin sürekliliğini ekip sağlıyor “ diye sözlerini tamamlıyor.

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Murat Başbay

Yayınlanma tarihi

-

Bu haftaki konuğumuz Rusya’da ki en büyük Türk sermayeli bankalarımızdan olan Credit Europe Bank (Eski Finansbank) Genel Müdürü Murat Başbay.

Galatasaray lisesinden mezun olduktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümünü tamamlayan Başbay, Moskova’ya ilk gelişine kadar ki hayat hikâyesini şöyle özetliyor: “Üniversite de okurken Bosfor adlı turizm firmasında iş hayatına başladım. Son sınıfta okurken de bizim üniversitede kariyer günleri olurdu. Büyük firmalar ve bankalar yeni mezun olacak öğrencilere firmalarını tanıtıp iş teklifi yaparlardı. O günlerde bana da çok teklif geldi. Ben, yüksek maaştan ziyade tecrübe kazanabileceğim, kendimi geliştirebileceğim bir denetim firması olan Artur Andersen’u tercih ettim. 1992 – 1997 yılları arasında İstanbul ve Dubai ofislerinde çalıştım ve bu beş yılda İspanya, Amerika, Libya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar birçok ülkede bulunarak çok şey gözlemleyip tecrübe edindim. Zaten 5 yılın sonunda herkes bilir ki Artur Andersen’da ya yönetici olup ofise çekileceksiniz ya da başka bir firmaya geçip daha hareketli işlerde yine yönetici pozisyonunda çalışacaksınız. Çünkü Artur Andersen’da çok iyi bir eğitim alıp tecrübe kazanırsınız. Ben de beşinci yılımı doldurmuş iken 1997 yılında Fiba grubundan, Finansbank Moskova’nın kuruluş döneminde mali işlerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev almam için teklif geldi. Kabul edip Moskova’ya geldim. Kuruluşu gerçekleştirip buradaki işleyişi rayına oturtunca şirket 1999 yılında bu seferde Hollanda’da ki yapılanmamızı güçlendirme kararı verip yetkilerimi de artırarak beni oraya transfer etti. Yaklaşık 6,5 yıl Hollanda’da kaldıktan sonra 2005 yılında Moskova’ya Finansbank Genel Müdürü olarak tekrar döndüm.”

Moskova’ya ilk geldiği günlerde şehrin kendisine çok gri gelmesine rağmen asla başka bir Avrupa şehriyle kıyaslamadığının altını çizen Başbay, ” Eğer bir yerde yabancı olarak bulunuyorsanız orayı olduğu gibi kabul edip benimsemezseniz iş hayatınızda da günlük hayatınızda da mutlu olmazsınız. Rusları tanıdıkça bize ne kadar benzediklerini görürsünüz. Onlar da birçok konuda bizim kadar duygusaldır. Rusya’da görevim 1999 yılında dolup Hollanda’ya gitmem gerektiğinde çok üzülmüştüm. Orada bana Rusya’dan sonra çok rahat edeceğim söylendiğinde, ‘Moskova’yı tercih ederim’ diyordum bana şaşırıyorlardı” diyor.

Murat Başbay, Türkiye’nin yanı başında ki fırsatı çok geç fark ettiğini fakat buna rağmen fırsatların daha tükenmediğini belirtiyor. Başbay, yurt dışında başarının temel şartlarını şöyle sıralıyor: “Önce iş yaptığınız ülkeye saygı duymalısınız. Değiştirmeye kalkmaktansa anlamaya çalışmalısınız.

İşi mutlaka uzun vadeli olarak düşünmelisiniz. Aynı maraton koşucusu gibi enerjinizi kontrollü harcamalısınız. Bu gün adım atarken yarını düşünmelisiniz ve en önemlisi ise gelişmek için güçleşen rekabet şartlarında rakiplerinizin ne yaptıklarını iyi takip ederek, kendinizle kıyaslamasını mutlaka yapmalısınız.”

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Nejati Öztürk

Yayınlanma tarihi

-

Pantamo Jeans ortaklarından Nejati Öztürk ,1989 yılında Turgut Özal’ın girişimiyle Türkiye’ye gelen Bulgar göçmeni bir Türk.

Bulgaristan’da endüstri meslek lisesini bitirdiği için Türkiye’de fabrikalarda tornacılık yaparak işe başlıyor. Öztürk, “Benim amacım üniversite okuyup tarih öğretmeni olmaktı ancak o günkü şartlar buna el vermedi. İki yıl kadar, bir demir-çelik fabrikasında tornacılık yaptım. Oradan ayrılıp kısa süre bir Fransız firmasında çalıştım. Sonra, bana serbest piyasayı öğretti diyebileceğim Feyzullah Öztan ile tanıştım. Yanında kaldığım iki yıl boyunca piyasanın mantığını, işleyişini öğrendim.’’diyor.

Öztürk, Laleli pazarının yeni yeni revaçta olduğu günlerde Ruslarla, 1994–1995’te derici olarak tanışır. Laleli pazarında deri atölyesinde çalışırken iş yerindeki huzursuzluktan dolayı ayrılarak, jean sektörüne girer ve büyük saygı duyduğu Pantamo Jeans ortaklarından Sıdık Şeker ile tanışır.

Öztürk, ” O günlerde jean sektöründen deri sektörüne hızlı bir geçiş vardı. Çünkü deride çok para vardı. Ben ise huzur aradığımdan, deriyi bırakıp jean sektörüne geçmiştim. Sıdık Bey Malatyalıydı ve o yaz kayısı bahçeleri için oraya gitmiş, işletmeyi her şeyiyle bana emanet etmişti. Döndüğünde işlerin ne kadar düzenli ve sorunsuz olduğunu görünce bana; “Ben seninle artık patron-işçi gibi çalışamam. Sana bir yer açalım.” dedi. Ne yapacağımı düşündüğüm sırada, Rusya’nın çıkış yolu olduğunu gördüm. Sıdık Bey bana her konuda destek olacağını söyledi. Ben de Moskova Lujnika pazarına, bir Rus ortak da bularak yer açtım. Her şey yoluna girmeye başladığı sırada meşhur 98 krizini yaşadık ve sıfıra indik. Sıdık Bey orada da ortaya çıktı ve bana; “Sen bu parayı kumarda ya da başka bir yerde kaybetmedin ki. Devam edeceksen ben yine sana destek olurum.” dedi. Bu beni daha da kamçıladı ve işime yine sarılmama neden oldu.” diyor.

‘‘2001 yılına girdiğimizde pazardaki kısır döngüyü fark ederek, pazardan çıkma kararı aldım. Ortağım bu cesareti gösteremediği için ayrıldık. O hala Lujnike pazarında aynı işlere devam ederken, ben Pantamo Jeans’i Rusya’nın birçok bölgesinde tanınan marka haline getirdim. Yaptığım en büyük hamle mağazalaşmaya önem vermek oldu ve şu anda zincir haline geldik. Bir de bölgelere açılmak gerekiyordu, onu yaptım. Moskova’ya tıkanıp kalanlar hala aynı durumdalar.’’diyor ve ekliyor: ‘‘Genç girişimcilerin hala bir şansları var. Bölgelere zaman kaybetmeden gidip inceleyerek, bir şeyler yapmalılar. Yoksa bu boşluğu onların yerine başkası görür de doldurursa, iş işten çoktan geçmiş olur.’’

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Çok Okunanlar