Takip Edin
gazetem

Yaşam Öyküleri

Barış Açık

Yayınlanma tarihi

-

Moskova iş dünyasına yeşil sahalardan transfer olan Art Cafe sahiplerinden eski futbolcu Barış Açık “Rusya’dan Yaşam Öyküleri” nin bu haftaki konuğu oldu.

1978 yılında Diyarbakır’da doğan Barış Açık 6 yaşında, köy ağası olan babasının sahibi olduğu köyü arazilerle birlikte satmasıyla Ankara’ya yerleşti. Babasının dayısının nakliye firmasına ortak olmasıyla ilk orta ve lise eğitimini Ankara’da aldı. Lise 1’ci sınıfta iken babasının kalp rahatsızlığı geçirmesi, nakliyeciliği bırakıp birikimi ile süper market açmasıyla ticarete iyice alışan Açık, okuldan boş kalan zamanlarını markette çalışarak değerlendirdi.

Eğitim gördüğü Keçiören Lisesi’nde okulun futbol takımında oynayan Açık, Yeni Mahalle Şentepe Spor kulübünün de antrenörlüğünü yapan beden eğitimi öğretmeninin dikkatini çekti ve kulübe girdi. Buradaki performansı ile İç Anadolu Bölgesi karmasına seçilen Açık, daha sonra Gençlerbirliği’ne transfer oldu. Gençlerbirliği genç takımı ile antrenmanlara çıkmaya başlayan Açık, ilk olarak yıldızlarda oynadı ve daha sonra genç takımla sahaya çıktı. Zaman zaman da A takımla antrenmanlara çıkan Açık, “ Ancak bu futbol oynama işini babamdan tamamen gizli yapıyordum. Maç günü veya antrenman zamanı ‘bir yere gidip geliyorum’ diyordum ve öyle maça ve ya antrenmana gidiyordum” diye konuştu.

Barış Açık şöyle devam etti:
“ Ancak bizim marketin müşterilerinden birisi Almancı aile idi ve onun ile sohbetimiz iyiydi. Onunda oğlu Almanya’da Bayer Münih’te alt yapıda oynuyordu. Bir gün maçımı izlemeye gelmiş ve videoya alarak Almanya’da kulübe izletmiş onlarda “gelsin görüşelim” demişler. İşte o zaman iş ciddiye binince babam futbol oynadığımı öğrendi. Ancak bu sırada ikinci ligde mücadele eden Diyarbakırspor beni Gençlerbirliği’nden takip ediyormuş ve babamı bir şekilde bularak benden habersiz el sıkışmışlar. Bende baba ocağı diye Diyarbakır’a gittim. Ancak orada büyük bir talihsizlik yaşadım ve ilk maçımızda ciddi bir sakatlık geçirip kenara alındım. Yaklaşık altı ay süren bir tedaviden sonra yanıt almadığımızı görünce bu sefer bıçak altına yattım ve dizimden ameliyat oldum. Ancak bu da çok başarılı olmadı ve istediğim verimi alamayınca tekrar Gençlerbirliği’ne döndüm ve onların genç takımı ile yeniden antrenmanlara çıkmaya başladım. Burada da sakatlığım aynı şekilde nüksedince futbol hayatım çok kısa sürmüş oldu ve bende üzülerek olsa bırakmak zorunda kaldım. Genetik midir bilmiyorum ama bizim ailemizde çok profesyonel sporcu var. Bir kuzenim Galatasaray profesyonel basketbol takımında oynuyor, bir kuzenim Antalyaspor futbol takımında oynadı, bir başka kuzenim de Adanaspor futbol takımında profesyonel olarak mücadele etti. Ama talihsizlik işte ben erken veda etmek zorunda kaldım.”

KENDİ İŞİNE İLK ADIM
Barış Açık, geçen bu süre içinde babasının marketteki işlerinin de kötü gitmesiyle önce döviz bürosu olan bir akrabasının yanında işe girip işi öğrendi, sonra da amcasının desteğiyle oraya ortak olduğunu anlattı. 

İşler iyi gidip para kazanmaya başlayınca araştırmalara başlayan Açık, bir arkadaşının Rusya pazarına davetiyle Moskova’ya geldi. 

“KRİZDEN ÇOK FAZLA ETKİLENMEDİM”
İlk geldiğinde çok zorluk çekmediğini ifade eden Açık o günleri şöyle anlatıyor:
“ Çünkü döviz bürosundan müşterilerimiz arasında Ruslar da vardı ve zaman zaman sohbet ediyorduk. Onlardan dinlediğim kadarı ile Rusya hakkında biraz bilgi sahibiydim. Ama yine de çevreyi ve iş koşullarını öğrenmek için birkaç ay gözlem yaptım. Sonrasında da sıhhi tesisat malzemeleri satan bir toptancı yeri açtım. Burada piyasanın dilinden konuşmayı çözüp işin gereğini yerine getirince işlerim çok iyi gitti. Hatta 2008 global krizinden bile etkilenmedim diyebilirim. Benim müşterilerim pazar müşterisi gelip malını alıp ödemesini yapıp gider. Sistemi de kurunca o sıkıntılı dönemde zorlanmadım. Sonra bir gün bir arkadaşım şu anda ortağı olduğum adını Art Cafe koyduğumuz bu mekândan bahsetti ve dedi ki ‘Böyle bir yer var. Ben tek başına altından kalkamam birlikte girelim bu işe.’ Bende inceledim. Ölçtüm biçtim ve kafama yatınca hemen çalışmalarına başladık ve 2010 yılının ilk aylarında hizmete açtık burayı. Hala da işletmeye devam ediyoruz. Bir yandan da kendi işim olana sıhhi tesisat malzemesi toptan satışımız devam ediyor. Bu yıl içinde kısmet olursa o konuda üretime de geçmeyi planlıyorum.”

“KİMSEYİ BURADA ZORLA TUTMUYORLAR”
İnsanlarla kolay iletişim kurabildiğini ve bu sayede çok fazla Rus arkadaş edindiğini ifade eden Açık, “ Zaten ilk geldiğimde oturduğum evin karşısında bir futbol sahası vardı ve orada top oynuyorduk. Onlarla sohbet ederek buraları daha iyi tanımaya başladım” dedi.
Gazetem’in birkaç yıl önce düzenlediği futbol turnuvasında yıldız seçildiğini de anlatan Açık şunları söyledi:
“ O dönemdeki büyükelçimiz Sayın Halil Akıncı’nın elinden takım kaptanı olarak bu turnuvanın ilk kupasını almıştım. Orada da çok sayıda arkadaş edinince buradaki hayata iyice alıştım. 

Ruslarla bazı konularda bir birimize benziyoruz ama bazı konularda da taban tabana zıt olduğumuz şeyler var. Bunlardan en belirgini bence biz olaylar karşısında çok daha tez canlı ve çabuk öfkelenirken onlar daha sakin ve zamana yayarak aynı işi yapıyorlar. Trafikte saatlerce dursalar bile bir tanesi kornaya basmaz, ama bizde olsa ortalık korna sesinden inler.

Ben bir de şuna dikkat çekmek istiyorum. Şimdi biz buraya kendi isteğimizle geldik. Bazen konuşmalardan duyuyorum ‘yok böyle kötü yok şöyle kötü’ diye. Bence onları burada zorla tutan kimse yok. Madem buraya geldik buranın kurallarına göre ve şartlarına göre yaşamamız lazım. Biri sizin evinize misafirliğe gelse ve sizin evinizi beğenmediğini söylese ne düşünürsünüz? Beğenmeyen istediği zaman istediği yere gitmekte özgür. Ben burada bulunmaktan son derece memnunum. 

Bir gözlemim de bizim insanların burada inanılmaz çok para harcaması. Onunda yabancı olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Mesele bin rublelik bir şey alacak, hiç hesaplamadan paranın değerini ölçmeden hemen o miktarı harcayabiliyor. Örneğin ayakkabı alacaksınız. Fiyatına bakıyorsunuz, dokuz bin ruble. O anda para birimi gözünüze gelmiyor, hemen elinizi cebinize atıp alıyorsunuz. ama Türk parası ile düşünüp ‘Aaa bu 450 liraya denk geliyor buna bu alınır mı?’ dese belki o meblağı harcamayacak.” 

Moskova iş dünyasına yeşil sahalardan transfer olan Art Cafe sahiplerinden eski futbolcu Barış Açık “Rusya’dan Yaşam Öyküleri” nin bu haftaki konuğu oldu.

1978 yılında Diyarbakır’da doğan Barış Açık 6 yaşında, köy ağası olan babasının sahibi olduğu köyü arazilerle birlikte satmasıyla Ankara’ya yerleşti. Babasının dayısının nakliye firmasına ortak olmasıyla ilk orta ve lise eğitimini Ankara’da aldı. Lise 1’ci sınıfta iken babasının kalp rahatsızlığı geçirmesi, nakliyeciliği bırakıp birikimi ile süper market açmasıyla ticarete iyice alışan Açık, okuldan boş kalan zamanlarını markette çalışarak değerlendirdi.

Eğitim gördüğü Keçiören Lisesi’nde okulun futbol takımında oynayan Açık, Yeni Mahalle Şentepe Spor kulübünün de antrenörlüğünü yapan beden eğitimi öğretmeninin dikkatini çekti ve kulübe girdi. Buradaki performansı ile İç Anadolu Bölgesi karmasına seçilen Açık, daha sonra Gençlerbirliği’ne transfer oldu. Gençlerbirliği genç takımı ile antrenmanlara çıkmaya başlayan Açık, ilk olarak yıldızlarda oynadı ve daha sonra genç takımla sahaya çıktı. Zaman zaman da A takımla antrenmanlara çıkan Açık, “ Ancak bu futbol oynama işini babamdan tamamen gizli yapıyordum. Maç günü veya antrenman zamanı ‘bir yere gidip geliyorum’ diyordum ve öyle maça ve ya antrenmana gidiyordum” diye konuştu.

Barış Açık şöyle devam etti:
“ Ancak bizim marketin müşterilerinden birisi Almancı aile idi ve onun ile sohbetimiz iyiydi. Onunda oğlu Almanya’da Bayer Münih’te alt yapıda oynuyordu. Bir gün maçımı izlemeye gelmiş ve videoya alarak Almanya’da kulübe izletmiş onlarda “gelsin görüşelim” demişler. İşte o zaman iş ciddiye binince babam futbol oynadığımı öğrendi. Ancak bu sırada ikinci ligde mücadele eden Diyarbakırspor beni Gençlerbirliği’nden takip ediyormuş ve babamı bir şekilde bularak benden habersiz el sıkışmışlar. Bende baba ocağı diye Diyarbakır’a gittim. Ancak orada büyük bir talihsizlik yaşadım ve ilk maçımızda ciddi bir sakatlık geçirip kenara alındım. Yaklaşık altı ay süren bir tedaviden sonra yanıt almadığımızı görünce bu sefer bıçak altına yattım ve dizimden ameliyat oldum. Ancak bu da çok başarılı olmadı ve istediğim verimi alamayınca tekrar Gençlerbirliği’ne döndüm ve onların genç takımı ile yeniden antrenmanlara çıkmaya başladım. Burada da sakatlığım aynı şekilde nüksedince futbol hayatım çok kısa sürmüş oldu ve bende üzülerek olsa bırakmak zorunda kaldım. Genetik midir bilmiyorum ama bizim ailemizde çok profesyonel sporcu var. Bir kuzenim Galatasaray profesyonel basketbol takımında oynuyor, bir kuzenim Antalyaspor futbol takımında oynadı, bir başka kuzenim de Adanaspor futbol takımında profesyonel olarak mücadele etti. Ama talihsizlik işte ben erken veda etmek zorunda kaldım.”

KENDİ İŞİNE İLK ADIM
Barış Açık, geçen bu süre içinde babasının marketteki işlerinin de kötü gitmesiyle önce döviz bürosu olan bir akrabasının yanında işe girip işi öğrendi, sonra da amcasının desteğiyle oraya ortak olduğunu anlattı. 

İşler iyi gidip para kazanmaya başlayınca araştırmalara başlayan Açık, bir arkadaşının Rusya pazarına davetiyle Moskova’ya geldi. 

“KRİZDEN ÇOK FAZLA ETKİLENMEDİM”
İlk geldiğinde çok zorluk çekmediğini ifade eden Açık o günleri şöyle anlatıyor:
“ Çünkü döviz bürosundan müşterilerimiz arasında Ruslar da vardı ve zaman zaman sohbet ediyorduk. Onlardan dinlediğim kadarı ile Rusya hakkında biraz bilgi sahibiydim. Ama yine de çevreyi ve iş koşullarını öğrenmek için birkaç ay gözlem yaptım. Sonrasında da sıhhi tesisat malzemeleri satan bir toptancı yeri açtım. Burada piyasanın dilinden konuşmayı çözüp işin gereğini yerine getirince işlerim çok iyi gitti. Hatta 2008 global krizinden bile etkilenmedim diyebilirim. Benim müşterilerim pazar müşterisi gelip malını alıp ödemesini yapıp gider. Sistemi de kurunca o sıkıntılı dönemde zorlanmadım. Sonra bir gün bir arkadaşım şu anda ortağı olduğum adını Art Cafe koyduğumuz bu mekândan bahsetti ve dedi ki ‘Böyle bir yer var. Ben tek başına altından kalkamam birlikte girelim bu işe.’ Bende inceledim. Ölçtüm biçtim ve kafama yatınca hemen çalışmalarına başladık ve 2010 yılının ilk aylarında hizmete açtık burayı. Hala da işletmeye devam ediyoruz. Bir yandan da kendi işim olana sıhhi tesisat malzemesi toptan satışımız devam ediyor. Bu yıl içinde kısmet olursa o konuda üretime de geçmeyi planlıyorum.”

“KİMSEYİ BURADA ZORLA TUTMUYORLAR”
İnsanlarla kolay iletişim kurabildiğini ve bu sayede çok fazla Rus arkadaş edindiğini ifade eden Açık, “ Zaten ilk geldiğimde oturduğum evin karşısında bir futbol sahası vardı ve orada top oynuyorduk. Onlarla sohbet ederek buraları daha iyi tanımaya başladım” dedi.
Gazetem’in birkaç yıl önce düzenlediği futbol turnuvasında yıldız seçildiğini de anlatan Açık şunları söyledi:
“ O dönemdeki büyükelçimiz Sayın Halil Akıncı’nın elinden takım kaptanı olarak bu turnuvanın ilk kupasını almıştım. Orada da çok sayıda arkadaş edinince buradaki hayata iyice alıştım. 

Ruslarla bazı konularda bir birimize benziyoruz ama bazı konularda da taban tabana zıt olduğumuz şeyler var. Bunlardan en belirgini bence biz olaylar karşısında çok daha tez canlı ve çabuk öfkelenirken onlar daha sakin ve zamana yayarak aynı işi yapıyorlar. Trafikte saatlerce dursalar bile bir tanesi kornaya basmaz, ama bizde olsa ortalık korna sesinden inler.

Ben bir de şuna dikkat çekmek istiyorum. Şimdi biz buraya kendi isteğimizle geldik. Bazen konuşmalardan duyuyorum ‘yok böyle kötü yok şöyle kötü’ diye. Bence onları burada zorla tutan kimse yok. Madem buraya geldik buranın kurallarına göre ve şartlarına göre yaşamamız lazım. Biri sizin evinize misafirliğe gelse ve sizin evinizi beğenmediğini söylese ne düşünürsünüz? Beğenmeyen istediği zaman istediği yere gitmekte özgür. Ben burada bulunmaktan son derece memnunum. 

Bir gözlemim de bizim insanların burada inanılmaz çok para harcaması. Onunda yabancı olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Mesele bin rublelik bir şey alacak, hiç hesaplamadan paranın değerini ölçmeden hemen o miktarı harcayabiliyor. Örneğin ayakkabı alacaksınız. Fiyatına bakıyorsunuz, dokuz bin ruble. O anda para birimi gözünüze gelmiyor, hemen elinizi cebinize atıp alıyorsunuz. ama Türk parası ile düşünüp ‘Aaa bu 450 liraya denk geliyor buna bu alınır mı?’ dese belki o meblağı harcamayacak.” 
Facebook Yorumlar
Yorum Yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yaşam Öyküleri

Cüneyt Vardar

Yayınlanma tarihi

-

Gazetem’in Rusya’da başarıya ulaşmış Türk işadamlarının ilginç öykülerini aktardığı sayfanın bu haftaki konuğu,Rusya pazarına 1990’ların başında giren ve başarı merdivenlerini teker teker çıkan Troy Group’un Yönetim Kurulu Başkanı Cüneyt Vardar.

Cüneyt Vardar,doğduğu şehir olan İstanbul’da babasının mesleğinden dolayı küçük yaşlarda ayrılmak zorunda kalmış ve 5 yıllık ilkokulu bile 8 ayrı yerde okumak zorunda kalmış. Sonrasında babasının yurt dışına yerleşmesi onu iki ülke arasında mekik dokumaya itmiş,Türkiye ve Kanada arasında. Toronto Üniversitesi’nde başladığı makine bölümünü yatay geçişle İstanbul Teknik Üniversitesi’nde tamamladıktan sonra iş hayatına ilk kez ENKA ile 1980 yılında Irak’ta başlamış. ‘İlk ve son maaşlı çalıştığım yer ENKA’ diyen Vardar, Irak’ta 4 yıl çimento fabrikaları ve petrol boru hattı projelerinde çalıştıktan sonra yurda dönmüş ve askerlik görevini yerine getirmiş.Ardından yeniden ENKA’da doğalgaz boru hattı projesinde çalışmış.Görevi Rusya’dan, Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye gelecek olan doğal gaz boru hattını Bulgaristan’dan Ankara’ya ulaştırmakmış.1992 başında yolu Moskova’ya düşmüş.

 -Neden gelmiştiniz Moskova’ya?

-ENKA‘da çalışan bazı arkadaşlarımı ziyaret için.İlk kez otelden arkadaşlarımın yanına gitmek için taksi durdurup beni götürmesini istediğimde beni dolaştırarak yürüyüş mesafesindeki yer için 50 dolar almıştı ve ben de o zaman ‘bu parayı buradan çıkaracağım’ demiştim kendime. Tabii bu işin şaka yanı fakat o arada ENKA’nın aldığı bazı projelerde benim alanımla ilgili ihtiyacı vardı ve ben onu da görerek Rusya’da bir şeyler yapma kararı aldım.

 -Ve işe koyuldunuz….

-Doğru.O dönem çok sayıda askeri proje vardı ve ENKA ile birlikte birçok firma bunlarla uğraşıyordu.Ben yanıma bir tercüman da alarak Rusya’da çelik üretim merkezi aradım ve buldum.

-Bu proje ne kadar sürdü?

-1996 yılına kadar bu böyle devam etti ve oradan hem iyi para kazandık hem de iyi bir Rusya tecrübesi edindik.Troy olarak o dönemde bir de Moskova’da merkez kurduk.1998 krizinde piyasadan çok sayıda firma çekilirken bazıları burada kalıp devam edenlerin peşine düştük.O arada Efes Pilsen’in yatırımı vardı ve onun işlerini yaptık.Hemen müteakibinde Philip Morris’in işleri ve Caterpillar bir de Radisson otelini yaptık St.Petersburg’da.

-Krizde burada kalmanın karşılığını aldınız…

-Doğru.2000 yılında bira fabrikalarında bir artış dönemi yaşandı ve bu işte tecrübeli olduğumuz için çok sayıda iş bizi buldu. Yaptığımız bir araştırmada bu işin can damarı olan büyük paslanmaz tanklar dışarıdan geliyordu ve pahalıya mal oluyordu. Almanya’da bu işi yapan köklü bir firmanın iş durdurma noktasına gelip kapatma kararı aldığını öğrenince gidip fabrikayı ekipmanı ve mühendisleriyle birlikte Rusya’ya transfer ettik ve üretimi burada kendi bünyemizde kendimiz yapmaya başladık.

 -Bildiğimiz kadarıyla başka alanlara da girdiniz…

-Evet,2002 yılında Troy Media’ yı kurarak matbaa ve reklamcılık işleri yapmaya başladık.Komsomolskaya Pravda gazetesinin Türkiye temsilciliğini alıp orada baskısını yapmaya başladık. Önümüzdeki günlerde de Troy Media’nın yeni bir kolu olan Troy Packing ambalajlama hizmeti verecek bir yapılanma hizmete sokacağız.2003 yılında ise şu anda bulunduğumuz alanı satın alarak Troy Bussines Park’ı kurduk.2005 yılında Heineken fabrikasını sıfırdan kurup anahtar teslimi yaptık. Zorlu Grubu’nun enerji alanında attığı büyük adımda mütteahhit olarak yer aldık ki bu çok önemli bir proje ve hizmete girdiğinde önemi daha da anlaşılacak. 2007 yılında ise Dubai işi doğdu. Son 15 yılda diyebilirim ki bir yerde 15 günden fazla kalmamışımdır. Sürekli hareket etmeyi ve bir şeyler yapmayı seviyorum.

 -Rusya’da yeni iş yapacaklara hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

 -Rusya’yı öğrendim,ben biliyorum derseniz baştan kaybedersiniz. Bunca yıldan sonra bile ben her sabah kalktığımda Rusya’yı yeniden öğrenmeye çalışıyorum. Bir de şu çok önemli ki Rusya’da inanılmaz bir birikim var. Sakın ola ki burayı geri kalmış gibi algılamayın. Çoğu iş adamımız buraya geldiğinde buranın eskimiş alt yapısına bakarak burayı ona göre değerlendiriyor,aman bu hataya düşmesinler. Her şeyden önemlisi burayı her şeyi ile sevmeleri gerekir. Ben inanın bana dünyanın neresine gidersem gideyim ki Kanada gibi gelişmiş olarak sayılan bir ülkede bile Rusya’yı özlüyorum. Burayı evim olarak görüyorum.

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Caner Erkin

Yayınlanma tarihi

-

 

Gazetem’in bu hafta ki yaşam öyküleri’nin konuğu Milli Takım ve CSKA Moskova’nın genç oyuncusu Caner Erkin.

Mahalle arasında top oynarken bile profesyonelce düşündüğünü, bu yüzden de futbol için gereken neyse tek başına yaptığını belirten Caner Erkin, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi büyük takımların seçmelerinde beğenilmesine rağmen, yine de halı sahada keşfedilmiş.

Caner Erkin, halı sahada keşfedilmesiyle başlayan futbol kariyerini A Milli Takım’da oynayarak ve de yurt dışına transfer olan en genç oyuncu unvanını elinde bulundurarak taçlandıran genç bir yetenek.

Caner,futbola nasıl başladın?

Ben ilkokulda iken, okul bahçesinde ve mahalle arasında futbol oynardım ve hep futbolcu olmayı hayal ederdim. Ailemin hep karşı çıkmasına rağmen ben vazgeçmedim. İlkokul bitip ortaokula gelince hala da aklımda hep futbol vardı. Yaşadığım Edremit’ten ortaokul 3. sınıfta öğrenciyken atlayıp İstanbul’a Fenerbahçe’nin seçmelerine gittim. Beğendiler ama bize hazır futbolcu lazım deyip almadılar. Sonra döndüğüm Edremit’te küçük yaşıma rağmen amatör takımda oynadım. Bir yıl sonrada Beşiktaş’ın seçmelerine gittim. Orada beni çok beğendiler ve gel başla dediler. Ben de bana kalacak yer ayarlamalarını istedim onlarda bu imkânı sunamayacaklarını söyleyince vazgeçip Edremit’e tekrar geri döndüm.

Peki, nasıl keşfedildin?

İşte bu kısmı çok ilginç oldu. O kadar şansımı denememe ve beğenilmeme rağmen olmayan şey, bir gün tesadüf eseri halı saha maçı yaparken oldu. Vestel Manisa Spor’un eski çalışanlarından biri beni görüp babama bu çocuğu istersen götürelim demiş. Babam da bana söyledi. Ben de tereddütsüz kabul ettim. O zaman Manisa 2. ligde oynuyordu. Beni hemen antrenmanlara çıkardılar ve de genç takımda oynamaya başladım. Bir sene sonrada A takımla oynamaya başladım. Birkaç maç yapmıştık ki 17 yaş altı Milli Takıma çağrıldım. Orda Avrupa Şampiyonu olduk. Sonrasında da Dünya üçüncüsü olduk. Bu arada da Vestel Manisa Spor’u Birinci Lige taşıdık ve ben de Süper Ligde oynamaya başladım.

O yıl Ersun Yanal hocamız başımızdaydı. Benim üzerimde çok emeği vardır. Geldiği gün beni A Takımla oynattı. Ben de giydiğim formayı bir daha bırakmadım. O sene çok iyi bir performans elde ettik ve 8 puan farkla ligde liderdik. Ben bu arada 19 yaş altı milli talkımda da oynuyordum. Fatih Terim hocamız bir gün bizi izlemeye gelmiş ve oyuncu alacağını söylemiş. O gün sadece beni seçti ve böylece A Milli takım kariyerime de başlamış oldum.

Rusya’ya gelişin nasıl oldu?

Çok iyi geçirdiğim bir sezondu. Özellikle bir Fenerbahçe maçı var ki hayatımın kırılma noktalarından birsi oldu. O maçta bir gol atıp birde asist yaptım. Sonra 17 yaş altı Milli Takım’da gösterdiğim performansım çok iyiydi. Birçok yabancı kulüp beni istemeye başladı. PSV Eindhoven, Paris Saint Germain, Monaco ve CSKA Moskova bunlardan bazılarıydı. Bir gün antrenmandayken hocam Ersun Yanal beni yanına çağırdı. Odasına girdiğimde annem ve babamı da orda görünce şaşırdım. Acaba bir hatamı yaptım diye düşünürken bana Rusya’ya gitmeye ne dersin dedi bende hemen kabul ettim. Zaten kulüplerde kendi arasında anlaşmışlardı.

Ben CSKA ile 5 yıllık bir anlaşma yaptım. Gelir gelmez İsrail’e kampa gittik. Orada çok kötü bir sakatlık yaşadım ve uzun sürdü. Sonrasında toparlanmam zaman aldı. Toparlandım derken bu sefer Rusya’nın en iyi sol açığı Yuri Zhirkov (şu anda Chelsae’de oynuyor) ile forma savaşına girdik. O benden yaşça da tecrübeyle de üstündü. Ama yine de takıma girme şansım oluyordu.

Zico ile yaşadığın problem…

Aslında ben onunla bir problem yaşamıyorum. Sanırım kendisi benimle problem yaşıyor. Geldiği günden bu yana bana soğuk davranıyor ve bulduğu ilk fırsatta da beni kadro dışı bıraktığını söyledi. Üstelik ortada hiçbir sebep yokken. Medyada, yok Caner onun elini sıkmamış, yok direk soyunma odasına gitmiş diye yer aldı. Ama bunların hepsi yalan. Maç bitiminde dahi hocamla bir birimizi tebrik ettik. Sonrasında bu olaylar gelişti. Bugüne kadar çalıştığım hiçbir hocama saygısızlığım olmamıştır. Aksine onlardan daha fazla ne alabilirim diye düşünmüşümdür. Zaten bir hafta sonra tekrar A Takıma döndüm.

Rusya’yı seviyormusun?

Kesinlikle evet. Ben adaptasyon sorunu yaşamadım. Hatta şimdi çok iyi Rusça bile konuştuğumu iddia edebilirim. Zaten işinizi seviyorsanız her yer de başarılı olursunuz. Önemli olan bulunduğunuz yeri benimsemek ve orayı oranın şartlarıyla kabul etmekten geçiyor.

 

 

Gazetem’in bu hafta ki yaşam öyküleri’nin konuğu Milli Takım ve CSKA Moskova’nın genç oyuncusu Caner Erkin.

Mahalle arasında top oynarken bile profesyonelce düşündüğünü, bu yüzden de futbol için gereken neyse tek başına yaptığını belirten Caner Erkin, Fenerbahçe, Beşiktaş gibi büyük takımların seçmelerinde beğenilmesine rağmen, yine de halı sahada keşfedilmiş.

Caner Erkin, halı sahada keşfedilmesiyle başlayan futbol kariyerini A Milli Takım’da oynayarak ve de yurt dışına transfer olan en genç oyuncu unvanını elinde bulundurarak taçlandıran genç bir yetenek.

Caner,futbola nasıl başladın?

Ben ilkokulda iken, okul bahçesinde ve mahalle arasında futbol oynardım ve hep futbolcu olmayı hayal ederdim. Ailemin hep karşı çıkmasına rağmen ben vazgeçmedim. İlkokul bitip ortaokula gelince hala da aklımda hep futbol vardı. Yaşadığım Edremit’ten ortaokul 3. sınıfta öğrenciyken atlayıp İstanbul’a Fenerbahçe’nin seçmelerine gittim. Beğendiler ama bize hazır futbolcu lazım deyip almadılar. Sonra döndüğüm Edremit’te küçük yaşıma rağmen amatör takımda oynadım. Bir yıl sonrada Beşiktaş’ın seçmelerine gittim. Orada beni çok beğendiler ve gel başla dediler. Ben de bana kalacak yer ayarlamalarını istedim onlarda bu imkânı sunamayacaklarını söyleyince vazgeçip Edremit’e tekrar geri döndüm.

Peki, nasıl keşfedildin?

İşte bu kısmı çok ilginç oldu. O kadar şansımı denememe ve beğenilmeme rağmen olmayan şey, bir gün tesadüf eseri halı saha maçı yaparken oldu. Vestel Manisa Spor’un eski çalışanlarından biri beni görüp babama bu çocuğu istersen götürelim demiş. Babam da bana söyledi. Ben de tereddütsüz kabul ettim. O zaman Manisa 2. ligde oynuyordu. Beni hemen antrenmanlara çıkardılar ve de genç takımda oynamaya başladım. Bir sene sonrada A takımla oynamaya başladım. Birkaç maç yapmıştık ki 17 yaş altı Milli Takıma çağrıldım. Orda Avrupa Şampiyonu olduk. Sonrasında da Dünya üçüncüsü olduk. Bu arada da Vestel Manisa Spor’u Birinci Lige taşıdık ve ben de Süper Ligde oynamaya başladım.

O yıl Ersun Yanal hocamız başımızdaydı. Benim üzerimde çok emeği vardır. Geldiği gün beni A Takımla oynattı. Ben de giydiğim formayı bir daha bırakmadım. O sene çok iyi bir performans elde ettik ve 8 puan farkla ligde liderdik. Ben bu arada 19 yaş altı milli talkımda da oynuyordum. Fatih Terim hocamız bir gün bizi izlemeye gelmiş ve oyuncu alacağını söylemiş. O gün sadece beni seçti ve böylece A Milli takım kariyerime de başlamış oldum.

Rusya’ya gelişin nasıl oldu?

Çok iyi geçirdiğim bir sezondu. Özellikle bir Fenerbahçe maçı var ki hayatımın kırılma noktalarından birsi oldu. O maçta bir gol atıp birde asist yaptım. Sonra 17 yaş altı Milli Takım’da gösterdiğim performansım çok iyiydi. Birçok yabancı kulüp beni istemeye başladı. PSV Eindhoven, Paris Saint Germain, Monaco ve CSKA Moskova bunlardan bazılarıydı. Bir gün antrenmandayken hocam Ersun Yanal beni yanına çağırdı. Odasına girdiğimde annem ve babamı da orda görünce şaşırdım. Acaba bir hatamı yaptım diye düşünürken bana Rusya’ya gitmeye ne dersin dedi bende hemen kabul ettim. Zaten kulüplerde kendi arasında anlaşmışlardı.

Ben CSKA ile 5 yıllık bir anlaşma yaptım. Gelir gelmez İsrail’e kampa gittik. Orada çok kötü bir sakatlık yaşadım ve uzun sürdü. Sonrasında toparlanmam zaman aldı. Toparlandım derken bu sefer Rusya’nın en iyi sol açığı Yuri Zhirkov (şu anda Chelsae’de oynuyor) ile forma savaşına girdik. O benden yaşça da tecrübeyle de üstündü. Ama yine de takıma girme şansım oluyordu.

Zico ile yaşadığın problem…

Aslında ben onunla bir problem yaşamıyorum. Sanırım kendisi benimle problem yaşıyor. Geldiği günden bu yana bana soğuk davranıyor ve bulduğu ilk fırsatta da beni kadro dışı bıraktığını söyledi. Üstelik ortada hiçbir sebep yokken. Medyada, yok Caner onun elini sıkmamış, yok direk soyunma odasına gitmiş diye yer aldı. Ama bunların hepsi yalan. Maç bitiminde dahi hocamla bir birimizi tebrik ettik. Sonrasında bu olaylar gelişti. Bugüne kadar çalıştığım hiçbir hocama saygısızlığım olmamıştır. Aksine onlardan daha fazla ne alabilirim diye düşünmüşümdür. Zaten bir hafta sonra tekrar A Takıma döndüm.

Rusya’yı seviyormusun?

Kesinlikle evet. Ben adaptasyon sorunu yaşamadım. Hatta şimdi çok iyi Rusça bile konuştuğumu iddia edebilirim. Zaten işinizi seviyorsanız her yer de başarılı olursunuz. Önemli olan bulunduğunuz yeri benimsemek ve orayı oranın şartlarıyla kabul etmekten geçiyor.

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Ayhan Kara

Yayınlanma tarihi

-

İlk olarak 1992 yılında eğitim görmek için geldiği  Rusya’da taşımacılık sektörünün en prestijli ödülü olan “Altın Atarabası”na uzanan Ayhan Kara’nın ve Has Tur’un çok ilginç başarı öyküleri var.

Ayhan Kara, Ankara Gazi Üniversitesi İngilizce öğretmenliği bölümü mezunu ve ayrıca Rusya’da da inşaat mühendisliği okumuş. Kara, “1992 yılında eğitim amacıyla Rusya’ya geldim ve burada inşaat mühendisliğini okudum.Öğrenciyken 3 yıl Rusça öğretmenliği kurslarına katıldım ve şimdi Rusça öğretmenliği diplomasına da sahibim. 1997 yılında mezun olunca 1 yıl ara verip yurda dönmek zorunda kaldım. Askerlik, aile derken ağustos 1998’de Rusya’ya tekrar döndüm. Hiç unutmam buraya dönüşümden 9 gün sonra,  Rusya tarihindeki en büyük kriz patlak vermişti” diyor.

Aslında Ayhan Kara daha Rusya’ya gelmeden baba şirketi olan Has Turizm 1986’da ENKA firmasının işçilerini Rusya’ya taşıyarak pazara girmiş.Fakat kriz öncesinde de çok kötü durumda olan şirket, bu krizle birlikte batmanın eşiğine gelir ve yönetim kurulu kararıyla kapatılmasına karar verilir.İşte bu nokta da Ayhan Kara devreye girerek şirketle ilgili neler yapılabileceği, bu krizin şirket açısından nasıl atlatılabileceği konusunda kafa yormaya başlar. Kara, şöyle anlatıyor; “Belli tedbirlerden sonra şirketi yaşatmaya karar verdik. Daha önce var olan Türkiye-Rusya hattını kapattık. Çünkü otobüsler, çok meşakkatli bir yolculuk gerektiriyordu. Yaklaşık 2,5 -3 gün süren bu yolculuklarda 8 gümrük geçiliyordu.Tabi dolayısıyla tercih edilmiyordu. 1998–2000 yılları arasında büyük sıkıntılar yaşadık. 2000 yılında aldığımız kararla filomuzu yenilemeye başladık. Daha önce var olan şehirler arası hatlarımızı da, Rusya’da karayolu taşımacılığına gerekli önemin verilmemesi, iklim şartlarının uygun olmaması gibi nedenlerle kapattık. Sadece, Moskova içinde turist taşımacılığına yöneldik. 2003 yılında bu işi daha çok önemseyerek büyük şirketlerle anlaşmalar imzaladık. Balşoy Tiyatrosu’nun açmış olduğu taşımacılık ihasini iki yıldır üst üste kazanma başarısı gösterdik ki bence çok önemli bir olay. Şirketimizin çizgisini: Rus kültürü, Avrupa standartları ve Türk misafirperverliği çerçevesinde çizdik. Bu çalışma disiplinimiz ile de 14 Haziran 2006 da ödül almamız tesadüf olmadı diye düşünüyorum.”

Ayhan Kara, Moskova’da yaşamanın kendisini her anlamda tatmin ettiğini belirterek, “Moskova’da istediğiniz her şey var, siz ne kadarını alabileceksiniz mevcudun? Kültürel, sportif, sanatsal bağlamda istediğiniz her şeye ulaşabilirsiniz burada. Mevcut müzelerin yüzde 80’ini gördüm, var olan tiyatroların yüzde  60’ında 70’inde performans izledim ve izlemeye de devam ediyorum. Hayatımda her yaptığım şeyi mutlaka sanat ve ya kültür ile kesiştirmeye çalışırım.Belkide başarımın kaynağı kültüre ve sanata olan ilgim ve estetik kaygı ile yaşıyor olmamdır ” diyor.

 

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Çok Okunanlar