Barış Açık

Moskova iş dünyasına yeşil sahalardan transfer olan Art Cafe sahiplerinden eski futbolcu Barış Açık “Rusya’dan Yaşam Öyküleri” nin bu haftaki konuğu oldu.

1978 yılında Diyarbakır’da doğan Barış Açık 6 yaşında, köy ağası olan babasının sahibi olduğu köyü arazilerle birlikte satmasıyla Ankara’ya yerleşti. Babasının dayısının nakliye firmasına ortak olmasıyla ilk orta ve lise eğitimini Ankara’da aldı. Lise 1’ci sınıfta iken babasının kalp rahatsızlığı geçirmesi, nakliyeciliği bırakıp birikimi ile süper market açmasıyla ticarete iyice alışan Açık, okuldan boş kalan zamanlarını markette çalışarak değerlendirdi.

Eğitim gördüğü Keçiören Lisesi’nde okulun futbol takımında oynayan Açık, Yeni Mahalle Şentepe Spor kulübünün de antrenörlüğünü yapan beden eğitimi öğretmeninin dikkatini çekti ve kulübe girdi. Buradaki performansı ile İç Anadolu Bölgesi karmasına seçilen Açık, daha sonra Gençlerbirliği’ne transfer oldu. Gençlerbirliği genç takımı ile antrenmanlara çıkmaya başlayan Açık, ilk olarak yıldızlarda oynadı ve daha sonra genç takımla sahaya çıktı. Zaman zaman da A takımla antrenmanlara çıkan Açık, “ Ancak bu futbol oynama işini babamdan tamamen gizli yapıyordum. Maç günü veya antrenman zamanı ‘bir yere gidip geliyorum’ diyordum ve öyle maça ve ya antrenmana gidiyordum” diye konuştu.

Barış Açık şöyle devam etti:
“ Ancak bizim marketin müşterilerinden birisi Almancı aile idi ve onun ile sohbetimiz iyiydi. Onunda oğlu Almanya’da Bayer Münih’te alt yapıda oynuyordu. Bir gün maçımı izlemeye gelmiş ve videoya alarak Almanya’da kulübe izletmiş onlarda “gelsin görüşelim” demişler. İşte o zaman iş ciddiye binince babam futbol oynadığımı öğrendi. Ancak bu sırada ikinci ligde mücadele eden Diyarbakırspor beni Gençlerbirliği’nden takip ediyormuş ve babamı bir şekilde bularak benden habersiz el sıkışmışlar. Bende baba ocağı diye Diyarbakır’a gittim. Ancak orada büyük bir talihsizlik yaşadım ve ilk maçımızda ciddi bir sakatlık geçirip kenara alındım. Yaklaşık altı ay süren bir tedaviden sonra yanıt almadığımızı görünce bu sefer bıçak altına yattım ve dizimden ameliyat oldum. Ancak bu da çok başarılı olmadı ve istediğim verimi alamayınca tekrar Gençlerbirliği’ne döndüm ve onların genç takımı ile yeniden antrenmanlara çıkmaya başladım. Burada da sakatlığım aynı şekilde nüksedince futbol hayatım çok kısa sürmüş oldu ve bende üzülerek olsa bırakmak zorunda kaldım. Genetik midir bilmiyorum ama bizim ailemizde çok profesyonel sporcu var. Bir kuzenim Galatasaray profesyonel basketbol takımında oynuyor, bir kuzenim Antalyaspor futbol takımında oynadı, bir başka kuzenim de Adanaspor futbol takımında profesyonel olarak mücadele etti. Ama talihsizlik işte ben erken veda etmek zorunda kaldım.”

KENDİ İŞİNE İLK ADIM
Barış Açık, geçen bu süre içinde babasının marketteki işlerinin de kötü gitmesiyle önce döviz bürosu olan bir akrabasının yanında işe girip işi öğrendi, sonra da amcasının desteğiyle oraya ortak olduğunu anlattı. 

İşler iyi gidip para kazanmaya başlayınca araştırmalara başlayan Açık, bir arkadaşının Rusya pazarına davetiyle Moskova’ya geldi. 

“KRİZDEN ÇOK FAZLA ETKİLENMEDİM”
İlk geldiğinde çok zorluk çekmediğini ifade eden Açık o günleri şöyle anlatıyor:
“ Çünkü döviz bürosundan müşterilerimiz arasında Ruslar da vardı ve zaman zaman sohbet ediyorduk. Onlardan dinlediğim kadarı ile Rusya hakkında biraz bilgi sahibiydim. Ama yine de çevreyi ve iş koşullarını öğrenmek için birkaç ay gözlem yaptım. Sonrasında da sıhhi tesisat malzemeleri satan bir toptancı yeri açtım. Burada piyasanın dilinden konuşmayı çözüp işin gereğini yerine getirince işlerim çok iyi gitti. Hatta 2008 global krizinden bile etkilenmedim diyebilirim. Benim müşterilerim pazar müşterisi gelip malını alıp ödemesini yapıp gider. Sistemi de kurunca o sıkıntılı dönemde zorlanmadım. Sonra bir gün bir arkadaşım şu anda ortağı olduğum adını Art Cafe koyduğumuz bu mekândan bahsetti ve dedi ki ‘Böyle bir yer var. Ben tek başına altından kalkamam birlikte girelim bu işe.’ Bende inceledim. Ölçtüm biçtim ve kafama yatınca hemen çalışmalarına başladık ve 2010 yılının ilk aylarında hizmete açtık burayı. Hala da işletmeye devam ediyoruz. Bir yandan da kendi işim olana sıhhi tesisat malzemesi toptan satışımız devam ediyor. Bu yıl içinde kısmet olursa o konuda üretime de geçmeyi planlıyorum.”

“KİMSEYİ BURADA ZORLA TUTMUYORLAR”
İnsanlarla kolay iletişim kurabildiğini ve bu sayede çok fazla Rus arkadaş edindiğini ifade eden Açık, “ Zaten ilk geldiğimde oturduğum evin karşısında bir futbol sahası vardı ve orada top oynuyorduk. Onlarla sohbet ederek buraları daha iyi tanımaya başladım” dedi.
Gazetem’in birkaç yıl önce düzenlediği futbol turnuvasında yıldız seçildiğini de anlatan Açık şunları söyledi:
“ O dönemdeki büyükelçimiz Sayın Halil Akıncı’nın elinden takım kaptanı olarak bu turnuvanın ilk kupasını almıştım. Orada da çok sayıda arkadaş edinince buradaki hayata iyice alıştım. 

Ruslarla bazı konularda bir birimize benziyoruz ama bazı konularda da taban tabana zıt olduğumuz şeyler var. Bunlardan en belirgini bence biz olaylar karşısında çok daha tez canlı ve çabuk öfkelenirken onlar daha sakin ve zamana yayarak aynı işi yapıyorlar. Trafikte saatlerce dursalar bile bir tanesi kornaya basmaz, ama bizde olsa ortalık korna sesinden inler.

Ben bir de şuna dikkat çekmek istiyorum. Şimdi biz buraya kendi isteğimizle geldik. Bazen konuşmalardan duyuyorum ‘yok böyle kötü yok şöyle kötü’ diye. Bence onları burada zorla tutan kimse yok. Madem buraya geldik buranın kurallarına göre ve şartlarına göre yaşamamız lazım. Biri sizin evinize misafirliğe gelse ve sizin evinizi beğenmediğini söylese ne düşünürsünüz? Beğenmeyen istediği zaman istediği yere gitmekte özgür. Ben burada bulunmaktan son derece memnunum. 

Bir gözlemim de bizim insanların burada inanılmaz çok para harcaması. Onunda yabancı olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Mesele bin rublelik bir şey alacak, hiç hesaplamadan paranın değerini ölçmeden hemen o miktarı harcayabiliyor. Örneğin ayakkabı alacaksınız. Fiyatına bakıyorsunuz, dokuz bin ruble. O anda para birimi gözünüze gelmiyor, hemen elinizi cebinize atıp alıyorsunuz. ama Türk parası ile düşünüp ‘Aaa bu 450 liraya denk geliyor buna bu alınır mı?’ dese belki o meblağı harcamayacak.” 

Moskova iş dünyasına yeşil sahalardan transfer olan Art Cafe sahiplerinden eski futbolcu Barış Açık “Rusya’dan Yaşam Öyküleri” nin bu haftaki konuğu oldu.

1978 yılında Diyarbakır’da doğan Barış Açık 6 yaşında, köy ağası olan babasının sahibi olduğu köyü arazilerle birlikte satmasıyla Ankara’ya yerleşti. Babasının dayısının nakliye firmasına ortak olmasıyla ilk orta ve lise eğitimini Ankara’da aldı. Lise 1’ci sınıfta iken babasının kalp rahatsızlığı geçirmesi, nakliyeciliği bırakıp birikimi ile süper market açmasıyla ticarete iyice alışan Açık, okuldan boş kalan zamanlarını markette çalışarak değerlendirdi.

Eğitim gördüğü Keçiören Lisesi’nde okulun futbol takımında oynayan Açık, Yeni Mahalle Şentepe Spor kulübünün de antrenörlüğünü yapan beden eğitimi öğretmeninin dikkatini çekti ve kulübe girdi. Buradaki performansı ile İç Anadolu Bölgesi karmasına seçilen Açık, daha sonra Gençlerbirliği’ne transfer oldu. Gençlerbirliği genç takımı ile antrenmanlara çıkmaya başlayan Açık, ilk olarak yıldızlarda oynadı ve daha sonra genç takımla sahaya çıktı. Zaman zaman da A takımla antrenmanlara çıkan Açık, “ Ancak bu futbol oynama işini babamdan tamamen gizli yapıyordum. Maç günü veya antrenman zamanı ‘bir yere gidip geliyorum’ diyordum ve öyle maça ve ya antrenmana gidiyordum” diye konuştu.

Barış Açık şöyle devam etti:
“ Ancak bizim marketin müşterilerinden birisi Almancı aile idi ve onun ile sohbetimiz iyiydi. Onunda oğlu Almanya’da Bayer Münih’te alt yapıda oynuyordu. Bir gün maçımı izlemeye gelmiş ve videoya alarak Almanya’da kulübe izletmiş onlarda “gelsin görüşelim” demişler. İşte o zaman iş ciddiye binince babam futbol oynadığımı öğrendi. Ancak bu sırada ikinci ligde mücadele eden Diyarbakırspor beni Gençlerbirliği’nden takip ediyormuş ve babamı bir şekilde bularak benden habersiz el sıkışmışlar. Bende baba ocağı diye Diyarbakır’a gittim. Ancak orada büyük bir talihsizlik yaşadım ve ilk maçımızda ciddi bir sakatlık geçirip kenara alındım. Yaklaşık altı ay süren bir tedaviden sonra yanıt almadığımızı görünce bu sefer bıçak altına yattım ve dizimden ameliyat oldum. Ancak bu da çok başarılı olmadı ve istediğim verimi alamayınca tekrar Gençlerbirliği’ne döndüm ve onların genç takımı ile yeniden antrenmanlara çıkmaya başladım. Burada da sakatlığım aynı şekilde nüksedince futbol hayatım çok kısa sürmüş oldu ve bende üzülerek olsa bırakmak zorunda kaldım. Genetik midir bilmiyorum ama bizim ailemizde çok profesyonel sporcu var. Bir kuzenim Galatasaray profesyonel basketbol takımında oynuyor, bir kuzenim Antalyaspor futbol takımında oynadı, bir başka kuzenim de Adanaspor futbol takımında profesyonel olarak mücadele etti. Ama talihsizlik işte ben erken veda etmek zorunda kaldım.”

KENDİ İŞİNE İLK ADIM
Barış Açık, geçen bu süre içinde babasının marketteki işlerinin de kötü gitmesiyle önce döviz bürosu olan bir akrabasının yanında işe girip işi öğrendi, sonra da amcasının desteğiyle oraya ortak olduğunu anlattı. 

İşler iyi gidip para kazanmaya başlayınca araştırmalara başlayan Açık, bir arkadaşının Rusya pazarına davetiyle Moskova’ya geldi. 

“KRİZDEN ÇOK FAZLA ETKİLENMEDİM”
İlk geldiğinde çok zorluk çekmediğini ifade eden Açık o günleri şöyle anlatıyor:
“ Çünkü döviz bürosundan müşterilerimiz arasında Ruslar da vardı ve zaman zaman sohbet ediyorduk. Onlardan dinlediğim kadarı ile Rusya hakkında biraz bilgi sahibiydim. Ama yine de çevreyi ve iş koşullarını öğrenmek için birkaç ay gözlem yaptım. Sonrasında da sıhhi tesisat malzemeleri satan bir toptancı yeri açtım. Burada piyasanın dilinden konuşmayı çözüp işin gereğini yerine getirince işlerim çok iyi gitti. Hatta 2008 global krizinden bile etkilenmedim diyebilirim. Benim müşterilerim pazar müşterisi gelip malını alıp ödemesini yapıp gider. Sistemi de kurunca o sıkıntılı dönemde zorlanmadım. Sonra bir gün bir arkadaşım şu anda ortağı olduğum adını Art Cafe koyduğumuz bu mekândan bahsetti ve dedi ki ‘Böyle bir yer var. Ben tek başına altından kalkamam birlikte girelim bu işe.’ Bende inceledim. Ölçtüm biçtim ve kafama yatınca hemen çalışmalarına başladık ve 2010 yılının ilk aylarında hizmete açtık burayı. Hala da işletmeye devam ediyoruz. Bir yandan da kendi işim olana sıhhi tesisat malzemesi toptan satışımız devam ediyor. Bu yıl içinde kısmet olursa o konuda üretime de geçmeyi planlıyorum.”

“KİMSEYİ BURADA ZORLA TUTMUYORLAR”
İnsanlarla kolay iletişim kurabildiğini ve bu sayede çok fazla Rus arkadaş edindiğini ifade eden Açık, “ Zaten ilk geldiğimde oturduğum evin karşısında bir futbol sahası vardı ve orada top oynuyorduk. Onlarla sohbet ederek buraları daha iyi tanımaya başladım” dedi.
Gazetem’in birkaç yıl önce düzenlediği futbol turnuvasında yıldız seçildiğini de anlatan Açık şunları söyledi:
“ O dönemdeki büyükelçimiz Sayın Halil Akıncı’nın elinden takım kaptanı olarak bu turnuvanın ilk kupasını almıştım. Orada da çok sayıda arkadaş edinince buradaki hayata iyice alıştım. 

Ruslarla bazı konularda bir birimize benziyoruz ama bazı konularda da taban tabana zıt olduğumuz şeyler var. Bunlardan en belirgini bence biz olaylar karşısında çok daha tez canlı ve çabuk öfkelenirken onlar daha sakin ve zamana yayarak aynı işi yapıyorlar. Trafikte saatlerce dursalar bile bir tanesi kornaya basmaz, ama bizde olsa ortalık korna sesinden inler.

Ben bir de şuna dikkat çekmek istiyorum. Şimdi biz buraya kendi isteğimizle geldik. Bazen konuşmalardan duyuyorum ‘yok böyle kötü yok şöyle kötü’ diye. Bence onları burada zorla tutan kimse yok. Madem buraya geldik buranın kurallarına göre ve şartlarına göre yaşamamız lazım. Biri sizin evinize misafirliğe gelse ve sizin evinizi beğenmediğini söylese ne düşünürsünüz? Beğenmeyen istediği zaman istediği yere gitmekte özgür. Ben burada bulunmaktan son derece memnunum. 

Bir gözlemim de bizim insanların burada inanılmaz çok para harcaması. Onunda yabancı olmamızdan kaynaklandığını düşünüyorum. Mesele bin rublelik bir şey alacak, hiç hesaplamadan paranın değerini ölçmeden hemen o miktarı harcayabiliyor. Örneğin ayakkabı alacaksınız. Fiyatına bakıyorsunuz, dokuz bin ruble. O anda para birimi gözünüze gelmiyor, hemen elinizi cebinize atıp alıyorsunuz. ama Türk parası ile düşünüp ‘Aaa bu 450 liraya denk geliyor buna bu alınır mı?’ dese belki o meblağı harcamayacak.” 
Facebook Yorumlar