Takip Edin
gazetem

Yaşam Öyküleri

Argun Koçulu

Yayınlanma tarihi

-

Nasıl başardılar köşemizin bu haftaki konuğu Argun Koçulu. Moscow city kompleksi içerisinde yükselecek olan 73 katlı Mercury City Tower’ın proje müdürü Argun Koçulu1991 yılından bu yana Rusya’da bulunuyor.

Koçulu, 1991’de ODTÜ inşaat Mühendisliğinden mezun olduğunda gazetede gördüğü bir ilan sonrası Messa firması ile anlaşarak Rusya’ya gelmiş. 1997 yılına kadar oldukça başarılı işler çıkaran Koçulu, daha sonra güvendiği bir teklif ile iş değiştirir Yeni firmada henüz bir yılı dolduğunda ise 98 krizi patlak verince sekiz yıl kaldığı ve evlenip çocuk sahibi olduğu Rusya’dan Türkiye’ ye dönmeye karar verir. “Ben ailemden önce gidip orada kendi işimi kurmayı planlıyordum. Bu belki bir küçük mütteahitlik şirketi olacaktı ve Rusya’da yapılandırabileceğim bir firmanın zeminini oluşturacak diye düşünüyordum. Şirketi kurdum Rusya’ya döndüm ardından kesin dönüş için bavullarımızı topladık. Ertesi gün ülkemizin yaşadığı acı Marmara depremi gerçekleşti. Biz dönüş kararımızı verdiğimiz için fikir değiştirmeden Ankara’ya döndük.” diyor

Koçulu bu kez de Ankara’da kurduğu şirketinde Türkiye’de üst üste gelen deprem ve ekonomik krizlerle karşılaşır ve bu kez Rusya’ya dönmeye karar verir. Farklı bir şirketle Moskova’ya dönen Koçulu, 2004 yılına kadar da 34 katlı dört blokun proje müdürlüğü yapar. Ardından da Türklerin gurur diye nitelendirebilecek olan Moscow city projesindeki 67 katlı Miraks kulesinin proje müdürlüğünü yapar teslim ederler. Bu gökdelen aynı zamanda birçok rekor kırarak Koçulu’nun başarı hanesine yazılır. Gökdelen yapımındaki deneyimi ve elde ettiği başarılar Koçulu’yu bu alanda aranılan isimler arasına eklemiş. Koçulu şu anda yine bir Türk firması tarafından gerçekleştirilen 73 katlı Mercury City Tower’ın proje müdürlüğünü yapıyor.

Argun Koçulu’nun Rusya ile ilgili izlenimleri ise şöyle; “Bu ülkede başarılı olmak için Ruslar ile birlikte çalışmalı ve onların çıkarlarını gözetmelisiniz. Burada Türk firmalarına da bir mesaj vermek istiyorum. Firmalar çok çeşitlilik gösterebilirler ama kimse bize A veya B firması diye bakmıyor bize Türk diye bakıyorlar.Başarılarımız da, başarısızlıklarımız da ülkemizin hanesine yazılıyor. Bu yüzden Türk firmaları kendi aralarında bir koordinasyon ve bilgi alış verişi sistemi kurmalı belki bir Müşavirlik sisteminde bilgi havuzu da gerçekleştirilebilir” diyor.

Facebook Yorumlar

Yaşam Öyküleri

Alper Kalmuoğlu

Yayınlanma tarihi

-

“Rusya’dan Yaşam Öyküleri’’ köşemizin  bu haftaki konuğu Taç Tekstil Pazarlama ve Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Alper Kalmuoğlu oldu.

Karadeniz’in güzel,i Rusya’nın bağlantılar sağladığı liman kenti Trabzon doğumlu Alper Kalmuoğlu, ilk, orta ve lise eğitimi sonrası üniversite  eğitimini de doğduğu şehir olan Trabzon’da tamamlamış. Kalmukoğlu, Karadeniz Teknik Üniversitesi İktisadi  ve İdari bilimler  Fakültesini bitirdikten sonra  Amerika’ya gitmeyi ve orada hayatına yön vermeyi düşündü. Ama bu kararından ‘’ şimdilik’’ vazgeçerek  askere giderek vatani görevini tamamlamış.  Amerika hevesini  asker dönüşüne saklamış ama bu sefer de çalışma yaşamına ansızın başlayıvermiş. Kalmuoğlu’nun  iş hayatıyla tanışması da yine Zorlu Gruba ait Taç Tekstil’in Trabzon’da ki ev tekstili satışı gerçekleştiren oluşumuna yaptığı  iş başvurusu ile başlamış.

Rize’de iş başı
İlk olarak 2001 yılında Rize’de bölge satış ve pazarlama sorumlusu olarak çalışan Kalmuoğlu,  buradaki başarılı iş tecrübesinden çok kısa bir süre sonra da Zorlu Grubu bünyesinde bulunan LİNENS markası ile Rize’de açılan mağazanın Müdürlüğü’nü de üstlendi.

Yaklaşık bir yıl bu görevde kaldıktan sonra 2002 Eylül ayında İstanbul’da ev tekstili üzerine çalışan bir başka tekstil firması olan SELEN Tekstil’den teklif alınca İstanbul serüveni de başladı.

Selen Tekstil de Genel Müdür olarak göreve başlayan  Kalmuoğlu, iş hayatına bir süre daha ticaretin kalbi İstanbul’da devam eder. Selen Tekstil ile en çok yurt dışına, özellikle de Balkan ülkeleri, Rusya Federasyonu, Bağımsız Devletler Topluluğu başta olmak üzere, Afrika ve İran’a  ihracat yapan Alper Kalmuoğlu, bu sürede dış ticaret konusunda da çok şey öğrendi ve tecrübe sahibi oldu.

Rusya Macerası Alper Kalmuoğlu sonraki dönemini de şöyle anlatıyor:
“Ama bu iş hayatı da uzun sürmedi çünkü Taç Tekstil beni yeniden davet etti ve Rusya’da LİNENS mağazası açacaklarını beni de bu oluşumun başında düşündüklerini söyleyip fikrimi sordular. Bende yapı gereği meraklıyımdır. Zaten doğduğum şehir olan Trabzon’un kıyı olduğu Karadeniz’in öbür yakasını da merak ediyordum. Teklifi kabul ederek 2003 yılının ikinci çeyreğinde Rusya’ya geldim.

Moskova’ya gelip çalışmalara tam başlamıştık ki mağazanın yeri konusunda son dakikada bazı pürüzler çıktı ve can sıktı. Bunun üzerine Türkiye’den beni buraya yönlendiren yöneticilerimiz, aynı anda Rusya’da oluşuma giden Taç Tekstil’in toptan satış bölümünde de faydalı olacağımı düşünerek benim burada Muhasebe ve Finanstan sorumlu Müdür yardımcısı olarak kalmamı istediler. Bende kabul ettim. Ama firma Rusya’da yeni yapılandığı için bunun dışında oluşum faaliyetlerini de bütün ekip beraber yürütüyorduk.

İlk yıl çok zorlansam da sonrasında şartlara alıştım. 2003-2009 ikinci yarısına kadar bu görevde kaldım. Bu süre içerisinde firma olarak iyi bir ekip kurduk ve Rusya’da aranan bir marka haline geldik.  2009 Haziran ayında da firmamız beni Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür yardımcısı olarak atadı.

Rusya’da kurulduğundan beri iş hayatına da ilk adımımı attığım Taç Tekstildeyim.  Burada Rusya genelinde toptan satış yapıp hemen hemen her bölgede toptan dağıtım yapıyoruz. Birçok Franchising çalıştığımız mağaza ve birde kendimize ait Moskova’da iki satış mağazamız var.

“Güven verin kaynaşın’’
Rusya’ya ilk geldiğim bir yıl çok zorlanmıştım. Ancak sonrasında alıştım. Bu hep böyle oluyor zaten. Buraya ilk gelen herkes aynı sıkıntıyı yaşıyor. Rus’lara güven verdiğiniz de hemen sizinle kaynaşıyorlar. Öyle göründükleri gibi soğuk değiller. Ufak tefek kültür farklılıklarından doğan anlaşmazlıklar olsa da bu sorunlar çok çabuk çözülüyor. İklimlerimiz farklı da olsa ben aynı coğrafyanın insanları olduğumuzu düşünüyorum. Birbirimizi anlamakta bence çok zorlanmıyoruz.


“Tavsiyeler’’

Buraya gelen kurumsal ve bireysel firmalar var. Kurumsal gelenler zaten uzun vadeli düşündüğü için sorunları da ona göre çözme yolunu seçiyorlar. Ayrıca buranın şartlarına göre hareket ediyorlar. Onlarda genellikle pek sorun yaşanmıyor. Ama bireysel gelen girişimcilerimiz genellikle öğrendikleri ticari zihniyeti buraya taşımaya çalışıyorlar. İşte o zamanda başarısız oluyorlar. Eğer kendi bildiklerini buranın yaşam koşulları ve ticari işleyişi ile harmanlaştırabilirseler o zaman başarıyı yakalayabilirler. Unutmasınlar ki, Rusya’nın kendine has şartları ve ticari kuralları var. Norveç ile ticaret yapan birisi, ticari bilgileri ve sistemiyle kolaylıkla İsveç’e veya Yunanistan’a uyum sağlayabilir. Ama aynı koşulları Rusya için diretirse başarıyı bir kenara bırakın, getirdiğini de kaybeder. Burada işe koyulmadan mutlaka bir ön araştırma yapsınlar. Yapamıyorlarsa uzmanlara danışsınlar. Yoksa  Rusya macerası onlar için turistik seyahat,  para  ve umut kaybından ileri gitmez.’’

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Mehmet Aktoprak

Yayınlanma tarihi

-

“Rusya’dan Yaşam Öyküleri’’ne bu hafta Copymos sahibi ve Genel Müdürü Mehmet Aktoprak’ı konuk aldık.

 İlk orta ve lise eğitimini doğduğu şehir İstanbul’da tamamlayan Aktoprak, Yapı Meslek Lisesi İnşaat Teknikerliğini bitirince, iş hayatına atıldı. 1983 yılında çıkan imar affı ile başlayan yoğun bir çalışma sürecinde Gazi Osman Paşa Belediyesi başkanının kardeşi yanında teknik ressam olarak çalışan Aktoprak, Açık Öğretim Üniversitesi İşletme bölümünü kazanıp çalışırken okumayı da sürdürdü. 1987’de yaşanılan bir trafik kazasında anne ve babasını kaybeden Aktoprak ve kardeşleri için dönüm noktasına girildi. Mehmet Aktoprak ani bir kararla askere gider ve okumayı bırakır.

Rusya’ya ilk adım
 Asker dönüşü yine teknik ressam olarak bir İngiliz-Türk ortaklığındaki şirkette işe giren Aktoprak o günler şöyle anlatıyor:
“Burada Edirne-Kınalı Otoyolu kontrol firmasının teknik ressamlığını yapıyordum. O dönem çalışma hayatına yeni yeni girmeye başlayan bilgisayarları da kullanmayı öğrenmiş ve kendimi orada da geliştirmiştim. Özellikle bizim meslek için sonradan vazgeçilmez olan AutoCat programını o dönemlerde öğrenmiş ve iyi derecede kullanır olmuştum. Bu programı bilmem o zamanlar beni öne çıkaran bir unsurdu zira kullanan çok fazla kişi yoktu. Bu firmada yaklaşık 5 sene çalıştım.

Buradan bir mimar arkadaşım TEKSER firması vasıtası ile Rusya’ya gelmişti. Buradaki görüşmelerinde proje müdürüne benden bahsetmiş ve benimle çalışmak istediğini söylemiş. Onlarda kabul edince apar topar 3 ay sürecek bir projede çalışmak üzere geçici olarak Moskova’ya geldim.  İş bitince de benim Rusya’ya gelmeme sebep olan mimar arkadaşım bir başka proje için Mosenka ile anlaşınca, bu defa yine beni yanında istedi ve oraya gittik. Çünkü artık onca yıl beraber çalışınca bir birimizin dilinden anlar olmuş ve uyum içinde çalışıyorduk.Bende Türkiye’ye dönmekten vazgeçip burada kaldım.”

Kendi işini kuruyor
1997 yılına kadar Enka bünyesinde çeşitli projelerde çalışan Aktoprak, son olarak Rusya’daki ilk Ramstore mağazası olan Maladojnaya Ramstore’nin yapımında teknik ressam olarak görev aldı. İş yoğunluğundan projeleri dışarıda ozalit işi yapan yerlerde çoğaltma ve büyütme yapmak zorunda olduklarını anlatan Aktoprak, “ Orada karşılaştığımız uygulama bugün bu işe sahip olmamı sağladı. Biz ozalit işi yapan firmalarda iş yaptırmak için, önce parayı ödüyorduk, ardından projeyi verip yapmalarını istiyorduk. İş ise 4-5 günde bitip bize teslim ediliyordu. Ne çıkarsa da şansımıza, razı oluyorduk.  Paramıza rağmen alamadığımız hizmet kafamda bir kıvılcım uyandırdı’’ diye konuştu.

Mehmet Aktoprak, Türkiye’deki ozalit işi yapan bir firmayı kendilerine model olarak aldı ve Ramstore işinin bitmesiyle 3 arkadaşıyla birlikte bu ozalit firmasını kurmaya karar verdi. 1998 yılının Nisan ayında küçük bir yer açarak işe başladıklarını ve 1998 krizine kadar gece gündüz çalıştıklarını anlatan Aktoprak, “ Kriz buradan çok firmayı beraberinde götürdü ama götürdüğü firmalar Türk firmaları değildi. Türkler burada kalıp mücadele yolunu seçtiler. Zaten inşaat o dönem burada Türk firmalarının tekeline girdi. Bizde normal yaşamımızı sürdürecek bir sirkülasyon ile o bir yılı atlattık’’ dedi.

Altın yıl
 1999 yılı ortalarında tekrar canlanmaya başlayan inşaat piyasasıyla yeniden hareketlenen Aktoprak, 2000 yılında bir ortağın ayrılmasıyla iki ortak olarak yola devam ederek yükselişe geçen bir ivme yakaladı. 2005 yılına kadar altın yılını yaşadıklarını ifade eden Aktoprak, şube sayısını 3’e çıkardı ve bütün Türk firmaları ve diğer yabancı inşaat firmalarının işlerini yapmaya başladı. Verilen hizmetin beğeni aldığını belirten Mehmet Aktoprak, “ İşin içinden geldiğimden ne istendiğini biliyordum. Bize proje disketle gönderilir biz bunları çoğaltır, büyütmesini yaparak hızlıca yine inşaata götürürdük. Bizimle olan işler çoğaldıkça bizde daha iyi hizmet vermek için kendimizi geliştiriyorduk. Bir dönem Moskova’da ki en iyi 3 ozalit firmasından birisi konumuna bile geldik’’ diye konuştu.

Tek başına işin başında
2005 yılında kiradaki şubelerden 2’ sinin aynı anda mülkiyeti satılıp restoran yapılmaya karar verilince onları kapamak zorunda kaldıklarını, ancak daha sonra bir şube açtıklarını anlatan Aktoprak, 2005 yılından sonra inşaat piyasasında inanılmaz bir rekabet yaşanmaya başladığını söyledi. Aktoprak, şöyle devam etti:
” Öyle bir rekabet oluştu ki kar marjları inanılmaz düştü. Bu doğal olarak bize de yansıdı.  Bu süreç 2008 dünya ekonomik krizine kadar sürdü. O krizle birlikte de çok sayıda firma yok olup gitti. Biz gene her iki ofisimizde mütevazı bir şekilde işimize devam ediyoruz. Şu anda zaten birkaç büyük çaplı Türk firması ve yabancı firmaların işlerini yapıyoruz. Bu arada 2010 Şubat ayından itibaren de diğer ortağımdan da ayrılıp yoluma tek başına devam ediyorum.

İlk krizi kolay atlatmıştık ama bu ikinci krizi atlatmak kolay gibi gözükmüyor. Zaten ben bütün arkadaşlarıma da, ‘beni ne zaman çalışırken görürseniz, bilin ki o zaman inşaat piyasası krizden çıktı demek’ diyorum. “
    
 Rusya gözlemleri
Üç aylığına bir projede çalışmak için Rusya’nın yolunu tutan Mehmet Aktoprak tam 17 yıldır Moskova’da yaşıyor.
Gençlik yıllarında Rusya’ya gelmeden okuduğu kitaplardan Rusya’ya bir hayranlık beslediğini, geldikten sonra da ilk metroya bindiğinde insanların elinde kitapları görünce hayranlığının daha da arttığını anlatan Aktoprak,  bu yönüyle Rusya’yı çok sevdiğini vurguluyor.

Rusya’dan evlenen Mehmet Aktoprak gözlem ve önerilerini ise şöyle anlatıyor:
“ Ben Rusları bize çok yakın buluyorum. Buraya gelip eleştirenlere de anlam veremiyorum zaten. Kimse sizi burada zorla tutmuyor. Beğenmezsen gidersin. Burada yaşamak istiyorsan ve iş yapmak istiyorsan da mutlaka buradaki yaşama kurallarına uymak zorundasınız. Ancak o şekilde burada mutlu ve başarılı bir hayat kurabilirsiniz.”

“Rusya’dan Yaşam Öyküleri’’ne bu hafta Copymos sahibi ve Genel Müdürü Mehmet Aktoprak’ı konuk aldık.

 İlk orta ve lise eğitimini doğduğu şehir İstanbul’da tamamlayan Aktoprak, Yapı Meslek Lisesi İnşaat Teknikerliğini bitirince, iş hayatına atıldı. 1983 yılında çıkan imar affı ile başlayan yoğun bir çalışma sürecinde Gazi Osman Paşa Belediyesi başkanının kardeşi yanında teknik ressam olarak çalışan Aktoprak, Açık Öğretim Üniversitesi İşletme bölümünü kazanıp çalışırken okumayı da sürdürdü. 1987’de yaşanılan bir trafik kazasında anne ve babasını kaybeden Aktoprak ve kardeşleri için dönüm noktasına girildi. Mehmet Aktoprak ani bir kararla askere gider ve okumayı bırakır.

Rusya’ya ilk adım
 Asker dönüşü yine teknik ressam olarak bir İngiliz-Türk ortaklığındaki şirkette işe giren Aktoprak o günler şöyle anlatıyor:
“Burada Edirne-Kınalı Otoyolu kontrol firmasının teknik ressamlığını yapıyordum. O dönem çalışma hayatına yeni yeni girmeye başlayan bilgisayarları da kullanmayı öğrenmiş ve kendimi orada da geliştirmiştim. Özellikle bizim meslek için sonradan vazgeçilmez olan AutoCat programını o dönemlerde öğrenmiş ve iyi derecede kullanır olmuştum. Bu programı bilmem o zamanlar beni öne çıkaran bir unsurdu zira kullanan çok fazla kişi yoktu. Bu firmada yaklaşık 5 sene çalıştım.

Buradan bir mimar arkadaşım TEKSER firması vasıtası ile Rusya’ya gelmişti. Buradaki görüşmelerinde proje müdürüne benden bahsetmiş ve benimle çalışmak istediğini söylemiş. Onlarda kabul edince apar topar 3 ay sürecek bir projede çalışmak üzere geçici olarak Moskova’ya geldim.  İş bitince de benim Rusya’ya gelmeme sebep olan mimar arkadaşım bir başka proje için Mosenka ile anlaşınca, bu defa yine beni yanında istedi ve oraya gittik. Çünkü artık onca yıl beraber çalışınca bir birimizin dilinden anlar olmuş ve uyum içinde çalışıyorduk.Bende Türkiye’ye dönmekten vazgeçip burada kaldım.”

Kendi işini kuruyor
1997 yılına kadar Enka bünyesinde çeşitli projelerde çalışan Aktoprak, son olarak Rusya’daki ilk Ramstore mağazası olan Maladojnaya Ramstore’nin yapımında teknik ressam olarak görev aldı. İş yoğunluğundan projeleri dışarıda ozalit işi yapan yerlerde çoğaltma ve büyütme yapmak zorunda olduklarını anlatan Aktoprak, “ Orada karşılaştığımız uygulama bugün bu işe sahip olmamı sağladı. Biz ozalit işi yapan firmalarda iş yaptırmak için, önce parayı ödüyorduk, ardından projeyi verip yapmalarını istiyorduk. İş ise 4-5 günde bitip bize teslim ediliyordu. Ne çıkarsa da şansımıza, razı oluyorduk.  Paramıza rağmen alamadığımız hizmet kafamda bir kıvılcım uyandırdı’’ diye konuştu.

Mehmet Aktoprak, Türkiye’deki ozalit işi yapan bir firmayı kendilerine model olarak aldı ve Ramstore işinin bitmesiyle 3 arkadaşıyla birlikte bu ozalit firmasını kurmaya karar verdi. 1998 yılının Nisan ayında küçük bir yer açarak işe başladıklarını ve 1998 krizine kadar gece gündüz çalıştıklarını anlatan Aktoprak, “ Kriz buradan çok firmayı beraberinde götürdü ama götürdüğü firmalar Türk firmaları değildi. Türkler burada kalıp mücadele yolunu seçtiler. Zaten inşaat o dönem burada Türk firmalarının tekeline girdi. Bizde normal yaşamımızı sürdürecek bir sirkülasyon ile o bir yılı atlattık’’ dedi.

Altın yıl
 1999 yılı ortalarında tekrar canlanmaya başlayan inşaat piyasasıyla yeniden hareketlenen Aktoprak, 2000 yılında bir ortağın ayrılmasıyla iki ortak olarak yola devam ederek yükselişe geçen bir ivme yakaladı. 2005 yılına kadar altın yılını yaşadıklarını ifade eden Aktoprak, şube sayısını 3’e çıkardı ve bütün Türk firmaları ve diğer yabancı inşaat firmalarının işlerini yapmaya başladı. Verilen hizmetin beğeni aldığını belirten Mehmet Aktoprak, “ İşin içinden geldiğimden ne istendiğini biliyordum. Bize proje disketle gönderilir biz bunları çoğaltır, büyütmesini yaparak hızlıca yine inşaata götürürdük. Bizimle olan işler çoğaldıkça bizde daha iyi hizmet vermek için kendimizi geliştiriyorduk. Bir dönem Moskova’da ki en iyi 3 ozalit firmasından birisi konumuna bile geldik’’ diye konuştu.

Tek başına işin başında
2005 yılında kiradaki şubelerden 2’ sinin aynı anda mülkiyeti satılıp restoran yapılmaya karar verilince onları kapamak zorunda kaldıklarını, ancak daha sonra bir şube açtıklarını anlatan Aktoprak, 2005 yılından sonra inşaat piyasasında inanılmaz bir rekabet yaşanmaya başladığını söyledi. Aktoprak, şöyle devam etti:
” Öyle bir rekabet oluştu ki kar marjları inanılmaz düştü. Bu doğal olarak bize de yansıdı.  Bu süreç 2008 dünya ekonomik krizine kadar sürdü. O krizle birlikte de çok sayıda firma yok olup gitti. Biz gene her iki ofisimizde mütevazı bir şekilde işimize devam ediyoruz. Şu anda zaten birkaç büyük çaplı Türk firması ve yabancı firmaların işlerini yapıyoruz. Bu arada 2010 Şubat ayından itibaren de diğer ortağımdan da ayrılıp yoluma tek başına devam ediyorum.

İlk krizi kolay atlatmıştık ama bu ikinci krizi atlatmak kolay gibi gözükmüyor. Zaten ben bütün arkadaşlarıma da, ‘beni ne zaman çalışırken görürseniz, bilin ki o zaman inşaat piyasası krizden çıktı demek’ diyorum. “
    
 Rusya gözlemleri
Üç aylığına bir projede çalışmak için Rusya’nın yolunu tutan Mehmet Aktoprak tam 17 yıldır Moskova’da yaşıyor.
Gençlik yıllarında Rusya’ya gelmeden okuduğu kitaplardan Rusya’ya bir hayranlık beslediğini, geldikten sonra da ilk metroya bindiğinde insanların elinde kitapları görünce hayranlığının daha da arttığını anlatan Aktoprak,  bu yönüyle Rusya’yı çok sevdiğini vurguluyor.

Rusya’dan evlenen Mehmet Aktoprak gözlem ve önerilerini ise şöyle anlatıyor:
“ Ben Rusları bize çok yakın buluyorum. Buraya gelip eleştirenlere de anlam veremiyorum zaten. Kimse sizi burada zorla tutmuyor. Beğenmezsen gidersin. Burada yaşamak istiyorsan ve iş yapmak istiyorsan da mutlaka buradaki yaşama kurallarına uymak zorundasınız. Ancak o şekilde burada mutlu ve başarılı bir hayat kurabilirsiniz.”

Facebook Yorumlar
Devamını oku

Yaşam Öyküleri

Bayram Gökçe

Yayınlanma tarihi

-

 

“Rusya’dan Yaşam Öyküleri” bölümümüzde çeşitli meslek guruplarının ders çıkarılacak hikayeleriyle devam ediyoruz. Bu haftaki konuğumuz, Antalya’da “Bir Rus ile tanışıp evlenerek Rusya’ya gidip hayatımı kurtarayım” diyerek gelen binlerce garson arasından burada tutunabilen şanslı isimlerden birisi oldu.

Kebap House Arbat Restoranı İşletme Müdürlüğü görevini yürüten  Bayram Gökçe’yi farklı kılan bir özelliği de, Türkiye’den Moskova’ya gelen her Türkün mutlak bir şekilde önünden geçtiği restoranın işletmecisi olması ve bir şekilde Türk mekanı olduğunu bilenlerin kendisi ile diyaloğa geçmesi ve sorun yaşayan kişilerin büyük çoğunluğunun kolayca bulup yardım istediği birisi olması.
Bayram Gökçe Antalya’nın Korkuteli ilçesinde doğmuş.  İlkokulu burada okurken henüz 5’nci sınıfta iken ilçedeki esnaf lokantasına bulaşıkçı olarak işe girerek çalışma hayatına adım atmış. Gökçe, okuldan çıkar çıkmaz soluğu lokantada alıp çalışır. Yaz tatillerini ise tam gün çalışarak geçirir. Ortaokul ikinci sınıfta iken Korkuteli’nin kendisine dar geldiğini düşünerek Antalya’ya gider ve okulu tamamen bırakır. Çevresinden çok tepki almasına karşın iş hayatında bir şeyler yapmak ister ve kararlıdır. Antalya’da bir otelde iş bularak restoran kısmında işe başlayan Bayram Gökçe, önceleri aşçıbaşının yanında çalışır, ancak zamnla servis yapmayı öğrenerek servis bölümüne de bakmaya başlar. Tatil beldesi ve turistler nedeniyle İngilizce öğrenmek için bir dil okuluna yazılan Gökçe, İngilizceyi öğrenince bu sefer turistlerin daha yoğunlukta olduğu Kemer’e gider ve burada bir otelde çalışmaya başlar.

“Bulgaristan’ı denedim olmadı, soluğu Rusya’da aldım”
Bayram Gökçe, ‘ben aralarından şanslı olanlardanım’ diyerek aşık olduğu kız yüzünden Rusya’ya gelen birçok garsondan birisi olduğunu söyleyerek geliş hikayesini şöyle anlatıyor:
“ İngilizce öğrendikten sonra turistlerle çok rahat her şeyi konuşacak duruma gelmiş ve onlardan değişik şeyler öğreniyordum. Korkuteli’nden sonra Antalya da bana küçük gelmeye başlamıştı ve hedef olarak kendime mutlaka yurt dışına çıkmam gerektiğini koydum. Tabi yaptığım iş nedeni ile buna en uygun olan çıkma şekli bir yabancı bayan bularak evlenmek şeklindeydi. Bunu çok denememe rağmen öyle bir şans yakalayamadım. Bu arada birçok arkadaşım çoktan yurt dışına kapak atmışlardı. Bense o şansı kovalamaktan başka birşey yapamıyordum. Daha sonra askere gitmek zorunda kaldım. Dönüşte ise Kemer’de bir karoeke bar işletmeye başladım. Bu arada bulunduğumuz yere Alman turistler çok gelmeye başlayınca bu sefer Almanca öğrenme zaruriyeti ortaya çıktı ve bu sefer azim edip onu da öğrendim. Bizim Antalya’da olupta en az iki dil bilmeyen kişi sayısı okadar az ki anlatamam. Hatta şu anda bu sayı Rusça ile birlikte üçe çıkmış durumda. Bende iki dil biliyordum ve benim için hayata bakış açısı değişmişti. 

1997 -98 yılı geldiğinde Antalya’yı yeni keşfeden Ruslar’da gelmeye başladı ve ilk defa Ruslar ile orada tanıştım. Yeni insanlar tanımaya o kadar meraklıydım ki, diyebilirim ki Antalya bölgesinde Rusları tanır tanımaz daha dillerini bilmeden ilk Rusça karoeke müzikler çalan kişi oldum. Şarkılardan ve çevremden bir şekilde Rusça kelimeler öğrenmeye başlamıştım ki meşhur kriz patlak verdi. Turistler o yıl çok rağbet göstermedi ve işler kötü gitti.Bende birikimlerimle bir şeyler yapmak üzere araştırmalara koyulmuşken, Bulgaristan’daki bir arkadaşım ‘Gel burada bir şeyler yapalım’ dedi. Bende araştırmak üzere gittim. Hayatımda o kadar arzuladığım yurt dışı maceram böylelikle Bulgaristan ile başlamış oldu. Biz Sofya’ya gitmiştik. Hayat orada geriden geliyordu. Hiç bir şey yoktu. Birazda yurt dışına çıkmış olma havası hissetmedim dersem yeridir. O zamanlar bana sanki Edirne’nin az ilerisinde başka bir Türk toprağı gibi gelmişti. Orada iş yapılacağı sinyalini alamayınca Antalya’ya geri döndüm. Zaten gitmeden hemen önce eşim ile tanışmıştım. Kendisi Rus idi ve sürekli konuşuyorduk. O sezonu bitirdikten sonra çok iyi hatırlıyorum yılbaşı için 2000 yılında ilk defa Moskova’ya geldim. Milenyuma burada girmiş oldum.”

“Rusçayı da Öğrendim”
Moskova’da bulunduğu üç aylık süre içinde Rusçasını da geliştiren Gökçe, sezon başlamasına yakın tekrar Antalya’ya döner ve sezon bitiminde daha uzun süreliğine bu sefer altı aylığına yeniden Rusya’ya gelir.“Eşim ile ilişkimiz evliliğe doğru gidiyordu. O süre zarfında kısa süren bir restoranda çalışma tecrübemde oldu. Tabi etrafı da gözlemliyordum. Krizin yaralarını saran Rusya inanılmaz bir fırsatlar cennetine dönmüştü. Benimde mutlaka bir şeyler yapmam gerekir diye buraya temelli yerleşmeye karar verdim” diyen Gökçe, Moskova’daki ilk günlerini ise şöyle anlatıyor:
“Moskova’da dört elle iş bulmak için çalıştım. Burada çalışmak çok zor ve aksine de hayat çok pahalıydı. İlk olarak bir Türk restoranı olan Bosfor Restoran’da geçici olarak işe başladım. Orada beraber çalıştığımız şu anda Rusya’nın Sesi Radyosu’nda haber sunan Cenk Karaaslan beni şimdi ki çalıştığım restoran olan Kebap House Arbat’ın sahipleri ile tanıştırdı ve orada işe girmemi sağladı. Bu arada da bir çocuğum oldu ve hayata bakışım tamamen değişti. Ben çocukluğumdan beri çalıştığım için çalışmak hiç zoruma gitmiyordu. Gece gündüz çalışmaya başladım ve şu andaki restoranın işletme müdürü oldum. Tabi bu arada kendime ait ortaklı çalıştırdığım iki tane kiosk açtım ve bu şekilde hayatıma devam ediyorum.

Eski Arbat Caddesi Moskova’ya gelen insanların mutlaka geçtiği bir cadde. Bizim restoranda caddenin tam ortasında ve adında da kebap ismi olunca Türk restorandı olduğumuz hemen anlaşılıyor. Böyle olunca da buradan geçen birçok Türkün mutlaka yolu bizim ile kesişiyor. Sorun yaşayan, tatile gelen, iş arayan o kadar çok kişi uğruyor ki anlatamam. Yaşadığımız olayın haddi hesabı yok. O kadar ki bölgeye bakan karakol ile bile içli dışlı olduk. Sorun yaşayan vatandaşlarımıza yardımcı olmak için gide gele. Bir de buraya eğlenmeye gelenler oluyor ki artık onların yüzde 95’inin sorduğu aynı sorulardan usandım. İlk soruları (Nerelisin?), ikinci soruları (Ne kadardır buradasın?) ve üçüncü soruları da (Ne kadar kazanıyorsun?) oluyor. Tabi sonrasında muhabbet dönüp bu akşam nereye takılalım sorusuna geliyor. Bu sorulara ben cevap vermekten yoruldum ama onlar sormaktan bıkmadılar.”

Vizeler Kalktı, gelenler Arttı
Vizelerin kalkması ile Rusya’ya gelenlerin de arttığını söyleyen Gökçe,  vizelerin kaldırılışının 20’nci günde cebinde sadece 50 dolarla gelen birisinin kendisinden iş konusunda “Ne yapabilirim?” diye fikir sorduğunu anlattıyor. Böyle gelenlere durumun öyle kolay olmadığını söylediğini ancak bu amaçla gelen kişi sayısının her geçen gün artığını söylüyor. Gökçe, “Yine geçtiğimiz günlerde bir vatandaşımız Rusça  ‘bomj’ denen evsizlere takılıp ne içtiyse üç gün yarı baygın gezmiş. Cebinde nesi var nesi yok pasaportu ile beraber çaldırmış. Sonuçta vatandaşımız olduğu içinde yardım eli uzatmak bize düşüyor. Tanıştığı kızın peşinden buraya gelen o kadar çok kişi var ki anlatamam. Evet bende öyle geldim ama ben bilinçli geldim. Böyle körü körüne gelmedim. Bana şansta biraz güldü diyebilirim. Çünkü benim gibi Antalya’da garsonluk yaparak yurt dışına gitmek için bir kız ile tanışma düşüncesinde olan o kadar çok kişi var ki anlatamam. Ama hayat öyle düşünüldüğü gibi değil. Bunu yaşayarak öğrendim” diyor.

“Yapamayacağınızı konuşmayın
Ruslar ile ilk Antalya’da tanıştığını ifade eden Gökçe, Rusların ilk tanıştıklarında karşısındakine itimatları ve güvenlerinin sonsuz olduğunu söylüyor. Bayram Gökçe, “ Ama siz bunu zedelerseniz geriye dönüş maalesef olmuyor. Burada ya konuştuğunuzu yapacaksınız ya da yapamayacağınız şeyi konuşmayacaksınız ben bunu öğrendim. Bence Ruslar dünyada yemesini, içmesini ve eğlenmesini en iyi bilen toplum” diyor.

 

“Rusya’dan Yaşam Öyküleri” bölümümüzde çeşitli meslek guruplarının ders çıkarılacak hikayeleriyle devam ediyoruz. Bu haftaki konuğumuz, Antalya’da “Bir Rus ile tanışıp evlenerek Rusya’ya gidip hayatımı kurtarayım” diyerek gelen binlerce garson arasından burada tutunabilen şanslı isimlerden birisi oldu.

Kebap House Arbat Restoranı İşletme Müdürlüğü görevini yürüten  Bayram Gökçe’yi farklı kılan bir özelliği de, Türkiye’den Moskova’ya gelen her Türkün mutlak bir şekilde önünden geçtiği restoranın işletmecisi olması ve bir şekilde Türk mekanı olduğunu bilenlerin kendisi ile diyaloğa geçmesi ve sorun yaşayan kişilerin büyük çoğunluğunun kolayca bulup yardım istediği birisi olması.
Bayram Gökçe Antalya’nın Korkuteli ilçesinde doğmuş.  İlkokulu burada okurken henüz 5’nci sınıfta iken ilçedeki esnaf lokantasına bulaşıkçı olarak işe girerek çalışma hayatına adım atmış. Gökçe, okuldan çıkar çıkmaz soluğu lokantada alıp çalışır. Yaz tatillerini ise tam gün çalışarak geçirir. Ortaokul ikinci sınıfta iken Korkuteli’nin kendisine dar geldiğini düşünerek Antalya’ya gider ve okulu tamamen bırakır. Çevresinden çok tepki almasına karşın iş hayatında bir şeyler yapmak ister ve kararlıdır. Antalya’da bir otelde iş bularak restoran kısmında işe başlayan Bayram Gökçe, önceleri aşçıbaşının yanında çalışır, ancak zamnla servis yapmayı öğrenerek servis bölümüne de bakmaya başlar. Tatil beldesi ve turistler nedeniyle İngilizce öğrenmek için bir dil okuluna yazılan Gökçe, İngilizceyi öğrenince bu sefer turistlerin daha yoğunlukta olduğu Kemer’e gider ve burada bir otelde çalışmaya başlar.

“Bulgaristan’ı denedim olmadı, soluğu Rusya’da aldım”
Bayram Gökçe, ‘ben aralarından şanslı olanlardanım’ diyerek aşık olduğu kız yüzünden Rusya’ya gelen birçok garsondan birisi olduğunu söyleyerek geliş hikayesini şöyle anlatıyor:
“ İngilizce öğrendikten sonra turistlerle çok rahat her şeyi konuşacak duruma gelmiş ve onlardan değişik şeyler öğreniyordum. Korkuteli’nden sonra Antalya da bana küçük gelmeye başlamıştı ve hedef olarak kendime mutlaka yurt dışına çıkmam gerektiğini koydum. Tabi yaptığım iş nedeni ile buna en uygun olan çıkma şekli bir yabancı bayan bularak evlenmek şeklindeydi. Bunu çok denememe rağmen öyle bir şans yakalayamadım. Bu arada birçok arkadaşım çoktan yurt dışına kapak atmışlardı. Bense o şansı kovalamaktan başka birşey yapamıyordum. Daha sonra askere gitmek zorunda kaldım. Dönüşte ise Kemer’de bir karoeke bar işletmeye başladım. Bu arada bulunduğumuz yere Alman turistler çok gelmeye başlayınca bu sefer Almanca öğrenme zaruriyeti ortaya çıktı ve bu sefer azim edip onu da öğrendim. Bizim Antalya’da olupta en az iki dil bilmeyen kişi sayısı okadar az ki anlatamam. Hatta şu anda bu sayı Rusça ile birlikte üçe çıkmış durumda. Bende iki dil biliyordum ve benim için hayata bakış açısı değişmişti. 

1997 -98 yılı geldiğinde Antalya’yı yeni keşfeden Ruslar’da gelmeye başladı ve ilk defa Ruslar ile orada tanıştım. Yeni insanlar tanımaya o kadar meraklıydım ki, diyebilirim ki Antalya bölgesinde Rusları tanır tanımaz daha dillerini bilmeden ilk Rusça karoeke müzikler çalan kişi oldum. Şarkılardan ve çevremden bir şekilde Rusça kelimeler öğrenmeye başlamıştım ki meşhur kriz patlak verdi. Turistler o yıl çok rağbet göstermedi ve işler kötü gitti.Bende birikimlerimle bir şeyler yapmak üzere araştırmalara koyulmuşken, Bulgaristan’daki bir arkadaşım ‘Gel burada bir şeyler yapalım’ dedi. Bende araştırmak üzere gittim. Hayatımda o kadar arzuladığım yurt dışı maceram böylelikle Bulgaristan ile başlamış oldu. Biz Sofya’ya gitmiştik. Hayat orada geriden geliyordu. Hiç bir şey yoktu. Birazda yurt dışına çıkmış olma havası hissetmedim dersem yeridir. O zamanlar bana sanki Edirne’nin az ilerisinde başka bir Türk toprağı gibi gelmişti. Orada iş yapılacağı sinyalini alamayınca Antalya’ya geri döndüm. Zaten gitmeden hemen önce eşim ile tanışmıştım. Kendisi Rus idi ve sürekli konuşuyorduk. O sezonu bitirdikten sonra çok iyi hatırlıyorum yılbaşı için 2000 yılında ilk defa Moskova’ya geldim. Milenyuma burada girmiş oldum.”

“Rusçayı da Öğrendim”
Moskova’da bulunduğu üç aylık süre içinde Rusçasını da geliştiren Gökçe, sezon başlamasına yakın tekrar Antalya’ya döner ve sezon bitiminde daha uzun süreliğine bu sefer altı aylığına yeniden Rusya’ya gelir.“Eşim ile ilişkimiz evliliğe doğru gidiyordu. O süre zarfında kısa süren bir restoranda çalışma tecrübemde oldu. Tabi etrafı da gözlemliyordum. Krizin yaralarını saran Rusya inanılmaz bir fırsatlar cennetine dönmüştü. Benimde mutlaka bir şeyler yapmam gerekir diye buraya temelli yerleşmeye karar verdim” diyen Gökçe, Moskova’daki ilk günlerini ise şöyle anlatıyor:
“Moskova’da dört elle iş bulmak için çalıştım. Burada çalışmak çok zor ve aksine de hayat çok pahalıydı. İlk olarak bir Türk restoranı olan Bosfor Restoran’da geçici olarak işe başladım. Orada beraber çalıştığımız şu anda Rusya’nın Sesi Radyosu’nda haber sunan Cenk Karaaslan beni şimdi ki çalıştığım restoran olan Kebap House Arbat’ın sahipleri ile tanıştırdı ve orada işe girmemi sağladı. Bu arada da bir çocuğum oldu ve hayata bakışım tamamen değişti. Ben çocukluğumdan beri çalıştığım için çalışmak hiç zoruma gitmiyordu. Gece gündüz çalışmaya başladım ve şu andaki restoranın işletme müdürü oldum. Tabi bu arada kendime ait ortaklı çalıştırdığım iki tane kiosk açtım ve bu şekilde hayatıma devam ediyorum.

Eski Arbat Caddesi Moskova’ya gelen insanların mutlaka geçtiği bir cadde. Bizim restoranda caddenin tam ortasında ve adında da kebap ismi olunca Türk restorandı olduğumuz hemen anlaşılıyor. Böyle olunca da buradan geçen birçok Türkün mutlaka yolu bizim ile kesişiyor. Sorun yaşayan, tatile gelen, iş arayan o kadar çok kişi uğruyor ki anlatamam. Yaşadığımız olayın haddi hesabı yok. O kadar ki bölgeye bakan karakol ile bile içli dışlı olduk. Sorun yaşayan vatandaşlarımıza yardımcı olmak için gide gele. Bir de buraya eğlenmeye gelenler oluyor ki artık onların yüzde 95’inin sorduğu aynı sorulardan usandım. İlk soruları (Nerelisin?), ikinci soruları (Ne kadardır buradasın?) ve üçüncü soruları da (Ne kadar kazanıyorsun?) oluyor. Tabi sonrasında muhabbet dönüp bu akşam nereye takılalım sorusuna geliyor. Bu sorulara ben cevap vermekten yoruldum ama onlar sormaktan bıkmadılar.”

Vizeler Kalktı, gelenler Arttı
Vizelerin kalkması ile Rusya’ya gelenlerin de arttığını söyleyen Gökçe,  vizelerin kaldırılışının 20’nci günde cebinde sadece 50 dolarla gelen birisinin kendisinden iş konusunda “Ne yapabilirim?” diye fikir sorduğunu anlattıyor. Böyle gelenlere durumun öyle kolay olmadığını söylediğini ancak bu amaçla gelen kişi sayısının her geçen gün artığını söylüyor. Gökçe, “Yine geçtiğimiz günlerde bir vatandaşımız Rusça  ‘bomj’ denen evsizlere takılıp ne içtiyse üç gün yarı baygın gezmiş. Cebinde nesi var nesi yok pasaportu ile beraber çaldırmış. Sonuçta vatandaşımız olduğu içinde yardım eli uzatmak bize düşüyor. Tanıştığı kızın peşinden buraya gelen o kadar çok kişi var ki anlatamam. Evet bende öyle geldim ama ben bilinçli geldim. Böyle körü körüne gelmedim. Bana şansta biraz güldü diyebilirim. Çünkü benim gibi Antalya’da garsonluk yaparak yurt dışına gitmek için bir kız ile tanışma düşüncesinde olan o kadar çok kişi var ki anlatamam. Ama hayat öyle düşünüldüğü gibi değil. Bunu yaşayarak öğrendim” diyor.

“Yapamayacağınızı konuşmayın
Ruslar ile ilk Antalya’da tanıştığını ifade eden Gökçe, Rusların ilk tanıştıklarında karşısındakine itimatları ve güvenlerinin sonsuz olduğunu söylüyor. Bayram Gökçe, “ Ama siz bunu zedelerseniz geriye dönüş maalesef olmuyor. Burada ya konuştuğunuzu yapacaksınız ya da yapamayacağınız şeyi konuşmayacaksınız ben bunu öğrendim. Bence Ruslar dünyada yemesini, içmesini ve eğlenmesini en iyi bilen toplum” diyor.
Facebook Yorumlar
Devamını oku

Çok Okunanlar