Güzel bir yaz günüydü. Çalıştığı otele yeni bir kafile gelmiş, içlerinden güzel Rus sarışın dikkatini çekmişti.
Akşam yemeğinde kızın masasına gidip ona kendi elleriyle servis yapıp, kendisine her baktığında gülümsemeyi ihmal etmedi. Ertesi gün aynı şekilde otelde adeta onu takip edercesine her tarafta karşısına çıktı. Birkaç denemeden sonra kendisini her seferinde gören kızın yüzünü güldürmeyi başarınca, iş çıkışı otelin dışında buluşmayı teklif etti. Teklifi kabul edilen garson, kızı aldığı gibi soluğu otelden uzak baş başa kalabileceği ve kendisini anlatabileceği, kızı tanıyabileceği kent merkezine indi. Şehirde hem gezdiler hem uzun uzun konuştular. Ortaya çıkan yakınlaşma, aşk ilişkisine dönüşünce artık güneş etrafı daha başka aydınlatıyor, renkler eskisinden de daha canlanıyordu. Ta ki kızın tatili bitip gideceği güne kadar.
Bizim garson kendisini artık yalnız hissediyor, doğa o canlılığını kaybetmiş her taraf gri gözüküyordu. Artık tek dostu mesaj gelen telefonu idi. Günler ayları kovaladı. Sezon bitti. Bizim genç işsiz kaldı. Kıza Rusya’ya gelmek istediğini dile getirmeye, iş bulursa kalabileceğini de ima etmeye başladı. Kızın “Olur” demesi ile soluğu aldığı Moskova’da ilk günler hasret giderildi. Ama sonrasında çalışmak gerekiyordu. Sağa sola haber salındı. Ama bizim gencin ‘iş olsun da nasıl olursa olsun’ dediği gibi bir iş yoktu. Artık hayal kırıklığı yaşadığı bir anda tesadüfen tanıştığı bir inşaatçı Türk, kendi şirketinde bir iş buldu. Hayatında hiç inşaata çalışmadı ama katlanmak zorundaydı. Türkiye’den gelirken herkese hava atmıştı. Boynu bükük dönemezdi. Moskova’da yaşamanın ne kadar zor olduğunu her gün sırtına binen ağır yükten daha fazla hissediyordu. İlk ay maaşı içerde kaldı. Bu şirketin prensibiydi. İkinci ay bir kısmını aldı. Devamını da sonra diye diye 8 ay alacağı birikti. Ama bir türlü alamıyordu. Kızın parasıyla da yaşamak zoruna gidiyordu. Zaten aldığı para ancak kiralarına yetiyordu. Artık bu yaşam tarzı onun gururuna da dokunmaya başlamıştı. Suratı her geçen gün daha da düştü. İş yerinden patron krizle işçi çıkarıp ‘biraz sabret sonra seni tekrar alacağım’ dediyse de olmadı. İşe almayan patron onun alacaklarını da vermiyordu. Öyle bir an geldi ki, artık ‘Bilet paramı bulsam da kendimi ülkeme atsam’ diye düşünmeye başladı. Dönünce hemen askere gitmek lazımdı. Ne de olsa bu moralle çalışmakta insanlara gözükmekte istemiyordu. Askerde yemekte yatacak yer de vardı. Tek sorun bilet parasıydı. Son çare eski patronuna gitti, ‘alacaklarımdan vazgeçtim. Beni memlekete yolla yeter’ dedi. Aldığı bilet ile arkasına bakmadan kurtuluş olarak gördüğü Moskova’dan ayrılanlar kervanına o da katıldı.
|