Burada yaşamayı seçen aile kuran, çocuk sahibi olan bizlerin sosyal yaşam adına daha fazlasını yapmamız gerektiğini, buradaki yaşama adapte olmamız gerektiğini hep söylüyorum. Bunun öncülüğünü de buradaki sivil toplum kuruluşlarımızın yapması lazım. Ancak sivil toplum kuruluşlarımız kendi aralarında konuşmadan ‘bu senin, bu benim’ diye pay ettikleri özel günlerin kutlamaları dışında ortaya pek çıkmıyor. Hal böyle olunca da yapılan etkinliklerdeki samimiyete pek güvenemiyor insan. Oysa hüznümüzü de sevincimizi de birlikte yaşamaktan daha güzel ne olabilir ki.
Düşünün ki buraya ilk gelen, buradaki birçok binanın harcında, kumunda, çimentosunda teri olan bir toplumuz, bizden sonra gelen herkesin burada bir okulu, bir derneği ve ya bir araya geldikleri mekânları var. Bizim ise dikili bir ağacımız bile yok. Üstelik Rusya Federasyonu ile hem siyasi hem insani ilişkileri bizimki kadar iyi olan bir başka ülkede yok.
Moskova’nın havasında büyü var
Moskova’da bir başka oluyor yaz günleri. İçinizde kış kasvetinden kurtulmuş bir gençlik duygusu, güneşli bir hafta sonu kendinizi attığınız Zafer parkında, Vedenha parkında, Botanik parkında ya da Tsarisina parkında nüfusu 10 milyonun üzerinde bir şehrin göbeğinde nasıl olur da bu sıklıkta bir orman kalmış dercesine içinize çektiğiniz oksijenin size verdiği yeni düşünceler, işinizde yapacağınız yeni girişim ve atılımlarda ne kadar yardımcı olacağını ancak bu duyguyu yaşayınca öğrenebiliyorsunuz.
Günlerin karanlıkla buluşması geç olunca hayatta uzuyor Moskova’da. Hele uzayan kısım iş sonrası olunca kendinizi zor atıyorsunuz içeri. Hep söylüyorum bu Moskova’nın havası büyülü diye. Her nefes alanı bağımlı yapıyor kendisine. |