irbirimizin üzerinde bıraktığımız “ Bizimkilerin sözüne güvenilmez” izlenimini zaten biliyorsunuz anlatmaya gerek yok. Ancak anlatacağım hikaye bu konuda geldiğimiz son noktayı gösteriyor.
Türkiye’de ki büyük bir kuruluşun Rusya’da ki temsilciliğinde üst düzey yöneticilik yapan bir arkadaşımı Rusya’da faaliyete bulunan Avrupalı bir firmanın yöneticisi ziyaret etmek istiyor. Bir hafta öncesinden randevulaşıyorlar. Randevu gününe iki gün, bir gün kala, Avrupalının sekreteri bizimkinin sekreterini arayıp, randevuları karşılıklı kontrol ediyor. Randevu günü geldiğinde bu sefer Avrupalı yönetici sabahtan kendisi arar ve bizim yöneticimize randevu ile ilgili bir problemin olup olmadığını sorarak teyit alır. Yetmez, ofisten çıkmadan da arar ve ziyarete gelir. Haliyle bizimkisi de neden bu kadar aranıp teyit istendiğini çok merak eder ve sorar. Aldığı cevap aynen şöyle: “Kusura bakmayın ama sizinkilerle iş yapmak çok zor. Özellikle de randevu konusunda çok düzensizler. Maalesef bu konuda hassas değiller ve meşgul olan sadece kendileriymiş gibi insanların zamanını boşuna harcamasına neden oluyorlar. O nedenle Türkler ile randevulaşınca buna dikkat ediyorum. Hangi evrede görüşmenin olamayacağını öğrenirsem, o kadar zaman kazanmış oluyorum.”
Kendi aramızda yaşadıklarımız ise anlatmakla bitmez. Özellikle de alacak verecek meselesinde sınır tanımaz bir yaratıcılığa sahibiz. Hele alacaklıysanız ve alacağınızı tahsil edeceğiniz kişiyi arıyorsanız, aranızdaki konuşmaları paranızı alıncaya kadar kaydedin. Ortaya bir roman çıkar. Önce vereceklinizin meşgul olduğunu ve bilmem neredeki çok önemli bilmem ne görüşmesinde olduğunu anlatır. Ardından yaşadığı talihsiz hikâyeleri dinlersiniz. Ansızın şehir dışına çıkar, acilen Türkiye’ye gitmesi gerektiğini öğrenirsiniz. En son “tamam yarın öğleden sonra görüşelim” der. Siz saat 15.00 uygundur diye gidersiniz, yerinde yoktur. Aradığınızda “ erken gelmişsin ben bir yere gittim geleceğim” der. Size de beklemek düşer.
İşin bir de şu yanı var ki, bize yapıldığı zaman hissettiklerimizi, biz yaptığımızda hemen unutuveriyoruz.
|