Bir yolculukta veya bir davette zaman zaman karşılaştığımız iş adamlarımızın, “Çok geziyorsun. En iyi sen bilirsin. Rusya’da bir şeyler yapmak istiyoruz…” diye başlayan konuşmalarla çok sıkça karşılaşıyorum.
Yazılarımı takip eden okuyucularım ve beni şahsen tanıyanlar bilirler ki, ben yeni açılan bir tesisin veya üretimin veya hizmete sokulan bir binanın açılışına gitmekten büyük zevk alan ve haber yapan birisiyim. Bu tür açılışlara zamanın bana tanıdığı olanaklar ölçüsünde Rusya’nın neresinde olursa olsun mutlaka gidiyorum. Yapılan her tesis, dikilen her bina biliyorum ki bizim Rusya ile olan ilişkilerimizin daha da gelişmesini, güçlenmesini sağlıyor.
Gazeteden de haber olarak okuyacağınız üzere DYO boyalarının fabrika açılışı ile ilgili haber için Krasnodar şehrine gittim. Orada gördüklerimi ve edindiğim izlenimleri sizlerle de paylaşmak istiyorum. Belki yukarıda bahsettiğim gibi, ‘Rusya’da bir şeyler yapmak istiyoruz…’ diyenlere bir fikir verir.
Bir milyonu aşkın nüfuslu Krasnodar’da hemen her tarafa DYO damgasını vurmuş durumda. Sokakta yürürken yanınızdan geçen bir otobüsün üzerinde olsun, dolmuşların üzerinde olsun, şehrin değişik yerlerindeki billboardlarda olsun bunu mutlaka görüyorsunuz. En güzeli ise Krasnodar’da fahri konsolos gibi çalışan DYO’nun Rusya Genel Müdürü Murat Esmer’in yerel yönetim ile orada kurduğu diyalog. Hemen hemen herkes kendisini tanıyor. Tanımakla kalmayıp saygı duyuyor ve onu tanıyanlar “ Neden buraya daha fazla Türk firması gelmiyor” diyor.
Murat Esmer uzun zamandır yaşadığı bu bölgede edindiği bazı gözlemlerini bizimle paylaştı. “ Kendim için değil insanlarımız için istiyorum” diyerek samimiyetle söze girdi ve, “Burada inanılmaz çok iş potansiyeli var. En basitinden burada uçsuz bucaksız tarlalar var. Tahta eksen yeşerecek kalitede topraklar var. Bizim girişimcilerimiz bunu göremiyor. Yerel yönetim yabancı yatırımcılara inanılmaz kolaylıklar sağlıyor. Burada Moskova ve St. Petersburg’da ki gibi öyle yıkıcı ve acımasız bir rekabet yok. Hatta ben diyorum ki buranın ihtiyaç duyacağı birçok alanda gelip yönetimle iş birliği yaparak, barter usulü çok iş alabilirler. Bizimkiler gelip burada hizmet verecek, karşılığında da ne bileyim nohut alacak, pirinç alacak, buğday alacak veya tarla alıp üretim yapacaklar. Bu tür ürünlere dünyanın her yerinde de ihtiyaç var. Bu şekilde bir yaklaşımla gelip teklifte bulunurlarsa alamayacakları proje yok” diyor.
İlk bakıldığında zahmetli gibi gözükse de aslında öyle değil. Çünkü bu tür iş birlikleri Rusya ile olan iş hayatımızda yeni değil. Uzun yıllar burada olanlar hatırlayacaklardır, Rusya’nın kapılarını Türk iş adamlarına açan merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal da 80’li yıların sonunda barter usulü ile pazara girmemizi sağlamış ve ilk olarak konsorsiyumlar kuran inşaat firmaları Rusya’ya girmişti.
Anlayacağınız burada un var, şeker var geriye helva yapmak kalıyor. |