Siyamend Kaçmaz

Aşkın son halini gördüm...

2010-10-12

Şimdi anlatacaklarım sosyolojik bir inceleme konusu. İşlense ciltler dolusu kitap çıkar.

Moskova’ya geldiğim günden bu yana yüzlerce benzer hikâye dinledim.

Delikanlı yaz tatilinde tanıştığı güzel Rus kızına âşık olur...

Sayılı gün güzel geçer, kimse kimseye doyamaz, bu kısa geçen tatilde. Sonra mesaj trafiği, arada bir de telefonla konuşmaları birbirini yeterince tanımayan bu iki kişinin aşkını alevlendirip dünyayı tozpembeye çeviri verir. Kızın tekrar geldiği bir gezide bizim delikanlı, gelecek için planlar kurmaya başlar ve az bildiği Rusçası ile kendisini Rusya’ya atarsa her şeyin hal olacağını düşünür. Kız da sevdiğini yanında ister. Aşk her şeyin üstesinden gelir zanneder.

Kızın ‘‘tamam’’ demesiyle de ilk fırsatta soluğu Rusya’da alır bizim delikanlı…

İlk günlerde aşkın kör ettiği gözleri yavaş yavaş çevresini de görmeye başlar. Çünkü sabah uyandığında kız işe gider delikanlı evde kalır. Bilmediği bu koca dünyada ne iş olsa yaparım yeter ki bu yalnızlıktan kurtulayım demeye başlar. Der demesine ama tanıdığı kimse yoktur. Derdini anlatabilse, yapmayacağı iş yoktur.

Sonunda kızın arkadaşlarından birisinin tanıdığı bir Türk olduğu ortaya çıkar. Hemen bağlantıları alınır. İlk fırsatta aranır ve kendisini tanıtarak, iş bulma konusunda yardımcı olması istenir. ‘‘Ne olsa yaparım’’ der. Fakat o ışıkta ahizeyi yerine bıraktığında söner. Çünkü yabancı bir ülkede çalışmak o kadar da kolay değil, burada çalışmak için birçok engelin olduğunu, öyle elini kollunu sallayan herkesin çalışamayacağını öğrenir. Bu sefer stres başlar ve delikanlı kendisini zavallı hiçbir işe yaramaz görmeye başlar.

Memleketi bırakıp gelmiştir, oradakilerle ara ara yaptığı telefon konuşmalarında işsiz olduğunu da söyleyemez. ‘‘Çalışıyorum işlerim iyi çok şükür ” der ama içinden isyan eder.

Memleketten ailesi bir gün arar ‘‘oğlum yurt dışında çalışıyorsun. Epey de zaman oldu. Az bir paraya sıkıştık gönderemez misin’’ der, oğlan hayır diyemez. Mecbur kızdan alır. Ama hayat başına yıkılır. Kendisini artık daha da yalnız hisseder ve bu çabuk karar verilerek kurdukları hayatlarına da yansımaya başlar ve sorun haline gelir.

Mutsuzluk, pişmanlığa yavaş yavaş dönmeye başlamıştır. ‘‘Memlekette olsam bu hale düşer miydim’’ demeye başlar ve ‘‘ne yapabilirim’’ diye kafa yorar. Madem iş bulamadım bari kendim bir iş kurayım der. Ne de olsa sağdan soldan duymuştur, ‘‘Rusya’ya ne getirsen satarsın’’.

Hemen araştırmaya koyulur, Türkiye’den bağlantılar kurar. Her yeni bağlantı kafasında bir kıvılcım yaratır ama bu kıvılcımlar iş hayatına atılmasını ateşleyemez. Artık aile içi tartışmalar başlamıştır ve onları bir araya getiren aşk yetersiz kalmıştır.

Tek bir şey ister delikanlı o da keşke en başından bu maceraya atılmasaydım başa dönsem, bu rüyadan uyansam...

İşte geçtiğimiz günlerde, Moskova’da bir parkta gezerken, elinde içki şişesi sarhoş bir Bomjun (evsiz) oturduğu ağacın altında söylediği Türkçe şarkı dikkatimi çekti ve yanına gittim. Bu hikâyenin bir benzerini daha dinledim ve aşkın son halini gözlerimle gördüm

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI