Futbol artık sadece mahalle aralarında çocukların eğlenmek için oynadıkları sıradan bir oyun değil elbet. Dünyadaki yeri tarif edilemeyecek kadar anlamlı ve büyük oldu. Ben adını koymakta güçlük çekiyorum. İçinde, sanat desen sanat var, savaş desen savaş var, zafer desen zafer var, onur desen var, barış desen var, terapi var, örnekleri çoğaltmakla tükenmez. Bu nedenlerden ötürü çok gelişmiş bir endüstri haline geldi ve değeri dünya ölçeğinde 200 milyar dolarları çoktan solladı. Bazı akıllı ülkeler futbol sayesinde çok önemli propagandalar yapıyorlar, çok önemli lobiler geliştirebiliyorlar. Bunu yaparken önce başarılı oluyorlar tabii. Maalesef ülkemizde tesadüfî geçici başarıların dışında uluslararası arenada çok başarılı değiliz. Başarıyı tatmamışta değiliz elbet. Galatasaray ve Millilerimizle yüzümüz gülmedi değil. Ama sürdürülebilir başarı için akıl ve vizyon lazım. Doğru seçimler lazım.
Üzülerek dinliyorum zaman zaman, eski futbolcu, günümüzün antrenörü olmuş iyi eğitimlerden geçmiş arkadaşlarımla karşılaştığımda, ‘ya sorma Nejat bu işe siyaset bulaştı arkamız yok iş bulamıyoruz’ diyenleri.
Almanya maçı sonrası Almanya’da yaşadığım basit ama çok şeyi anlatan bir anımı anlatayım. 1973 senesi yaz başı Almanya’nın Ausburg kentine bir Turnuvaya Genç Milli takımı temsilen gittik. Ben o kadroda sağ bek olarak görev yapıyordum. Hayatımın ilk yurtdışı deneyiminin heyecanı içinde mutluydum. O kentte yaşayan bir Alman oyuncunun evine misafirliğe gittik 16 yaşlarında bu Alman oyuncunun odasında minik minik kupalar ve madalyaların çokluğu dikkatimizi çekti ve sorduk. ‘Nereden buldun bunları ?’ diye. Futbolun dışında şeyler. Derslerde başarı. Antrenmandan sonra tek başına geliştirme idmanları yapmak, antrenmana zamanında hatta daha önce gelmek, geç kalmamak, arkadaşlarına düzgün davranmak vs. gibi şeylere bağlı ödüller olduğunu öğrendik. O zaman ‘Yaa ! Öyle mi?’ Diye tebessüm ettiğimiz şeylerin ne anlamlar taşıdığını şimdilerde çok daha iyi anlamaktayım İşte Mesut Özil böyle bir ülkede yetişmiş ve kendini geliştirmiş.
Çok yazıldı ama birde ben yazayım içimde kalmasın
Teknik konularda söylenecek çok şey var ama sıra teknik konulara gelemeden yazılması gereken o kadar ciddi hatalar var ki teknik hataların yazılması ikinci planda kalıyor. Daha takımın kuruluş şeklinde zaten kafayı sıyırıyor insan. Bu ülkede kaynak bu kadar az mı ki sen sağ bekte dahi yer tutmasını beceremeyen bir Sabri’yi sol tarafta tam ters pozisyonda Almanlara karşı oynatmaya kalkıyorsun, inanılır gibi değil. Ve takımlarında dahi oynamayan beş veya altı oyuncuyu sahaya sürüyorsun. Takımdan uzak kalan oyuncuların fizik güçleri de azalır öz güvenleri de azalır. Maçtan sonra verdiğin demeçte, sonucun normal olduğunu ve Almanya’nın dünya üçüncüsü bir takım olduğunu söyleyeceksin ve karşılarına bu şekilde bir takım süreceksin öyle mi? Tamam o zaman bu işi bilmediğin tescillenmiş oldu seni bıraktık, aldığın Eurolarla baş başa, afiyetle ye. Seni getirenler cevabını versin. Bay Guus. Beni senden çok şaşırtan Oğuz Efendi oldu. Sanırım Fatih Terim giderayak Oğuz efendiye ‘sakın bu kadroyu bozma’ demiş. O da ‘sen merak etme Fatih hocam, Guus Hiddink’i zaten bu iş fazla ilgilendirmiyor parasını alıp yatıyor ben senin hatırana sadık kalırım’ diye karşılık vermiş anlaşılan. Valla ne güzel iş, ekmek elden su gölden. Ye iç yat, ne etliye karış ne sütlüye, sallabaşını al maaşını. Ama bu ülke futboluna bir şey katmadan, yanlışlıkları ortaya koymadan nasıl mutlu olacaksınız? Nasıl bize Türk futbolundan bir Oğuz geçti dedirteceksiniz? Düşünün lütfen ve işinizi korkusuz yapmaya gayret gösterin yazıktır, yazık.