Doç. Dr. Abdurrahim Güzel
Hem akademiysen, hem işadamı
DigiTürk projesi ile Rusya’da yaşayan Türkler arasında tanınmaya başlayan Doç. Dr. Abdurrahim Güzel, başta Türkiye ve Rusya olmak üzere birçok ülkede sosyal felsefe ve din fenomenleri üzerine yaptığı araştırmalarla tanınıyor.
Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
1960 Çorum doğumluyum. İlk, orta ve liseyi ailemin yanında memleketimde okudum. Zaten hayatım ev, okul bir de tüccar olan babamın dükkanında geçiyordu. Başarılı bir öğrencilik hayatım geçti.Lise bitince Ankara Üniversitesi İlahiyat’ı kazanmıştım. Sosyal çalışmaları çok seviyordum. Mezun olduğum yıl Erciyes Üniversitesi’nde Araştırma Görevlisi olarak göreve başladım. Aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı yurt dışı eğitim ve araştırma bursunu kazanmıştım. Bu vesile ile Ürdün’e gittim.Hem çeşitli araştırmalarda bulunuyor hem de doktora çalışmalarımı yürütüyordum. 1987 yılına kadar orada kaldım. Türkiye’ye dönüşümden sonra 1990 yılında Doktor daha sonra da sırasıyla Yardımcı Doçent ve Doçent unvanlarını aldım.Yurt içinde ve dışında birçok bilimsel kongreye katıldım.Bunlar arasında en çok önem verdiğim 1998 yılında Rodos Adası’nda gerçekleştirilen Akdeniz Ülkelerinin Sosyal ve Kültürel Oluşumunda Dinin Fonksiyonelliği konulu toplantıdır. 2001 yılında 6 aylık süre ile Avrupa’da ki birçok ülkede, orada yaşayan Türklerin Türkiye’ye bakışını, sosyal hayattaki etkinliklerini ve dinin hayatlarındaki fonksiyonelliğini yerinde inceledim. Kültür Bakanlığı Yayınları arasında yayınlanmış Karabağı ve Tehafütü isimli kitabım ve çok sayıda makalelerim bulunmaktadır.
Rusya’ya gelişiniz...
Rusya’da bulunan Felsefe Derneği’nin 2005 yılında düzenlediği Rus Toplumu’nun Demokratikleşme Süreci konulu yuvarlak masa toplantısına davet edilmiştim. Bu davet Rusya’ya gelişimin başlangıcını teşkil etti. Demokrasi, felsefe ve din fenomenlerini ilişkilendiren bir sunum yaptım ve çok ilgi gördü. Ardından MGU Üniversitesi tarafından 4 yılda bir düzenlenen Büyük Felsefe Kongresine katılmam istendi. Kongreye 42 ülkeden üç binin üzerinde bilim adamı katılmıştı. Bu kongre benim Rusya ile tanışmamı sağladı. Kongreden sonra Kazan Devlet Pedagoji Üniversitesi’nden büyük ısrarlar ile orada görev yapmam için davetler almaya başladım. Çok sevdiğim Değerli Hocam Profesör Dr. Nevzat Yalçıntaş Bey Kazan’a gitmemi istedi. Üniversitem tarafından da gerekli izinler verildi ve böylece Rusya’ya uzun süreli gelmiş oldum. İlk zamanlar bu görevi sadece bir yıllığına kabul etmiştim ama oluşan talepler üzerine Kazan’daki görevim 3 yıl sürdü. Bu arada emeklilik sürem doldu ve emekli oldum. Fakat Rusya’dan kopamadım. Kazan’a hala gidip ders veriyorum ama fahri olarak.
DigiTürk ile tanışmanız nasıl oldu?
Hikayemin başında da anlattığım gibi ben gözümü babamın dükkanında açtım.Ticaretle uğraşan bir ailem vardı. Ben hep işin akademik boyutunu düşündüm ve de öyle yaptım. Fakat bilindiği üzere hayat sürprizlerle doludur. Buraya ilk geldiğimde eşim Türk kanallarını izlemek için eve anten taktırmami istedi. Ben de araştırdım Erhan Bey diye bir arkadaşı buldum.O gelip taktı ve o arada ‘Hocam sizin Türkiye’de geniş çevreniz var neden buraya DigiTürk’ü getirmiyorsunuz? dedi. Bu öneri aklımda kaldı. Konuyu bir akademisyen gözü ile araştırdım ve burada önemli bir talebin varlığını gözlemledim. Bunun üzerine Türkiye’den Digiturk yetkililerine ulaşıp kendileri ile bu gözlemlerimi paylaştım.Yapılan görüşmeler sonucunda Distribütörlük anlaşmasını imzalamış olduk. İlk satışımızı çok iyi hatırlıyorum 29 Ekim2007 tarihinde yapmıştık. Yaklaşık iki yılımızı doldurduğumuz şu günlerde oluşan talep hem benim beklediğimin hem de Türkiye’de yapılan planlamanın üzerine çıktı. Şu anda başta Moskova olmak uzere Rusya’nın çeşitli şehirleri ile hem Ukrayna hem de diğer Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde 12 noktada hizmet vermekteyiz. Bu faaliyetin ticari boyutundan daha çok burada yaşayan insanımızın Digiturk hizmetlerinden yasal, ucuz ve daha rahat bir şekilde yararlanmalarına vesile olmak beni mutlu etmektedir.
Bir akademisyen olarak Rus halkını nasıl buluyorsunuz?
Bir defa çok uzun yıllar kapalı bir dönem geçirdikten sonra dünyaya bu kadar hızlı entegre olan başka bir toplum görmedim. Rusya’nın on yıl sonrasını tahmin bile edemiyorum. Bunun nedeni de bence çok okumalarından kaynaklanıyor. Çünkü okuyan insan düşünür ve düşünen insan da üretir. Dünyada bütün sistem ise üretkenlik üzerine yoğunlaşmış değil midir? Birde buradaki insanlar ile konuşmalarınıza çok dikkat edeceksiniz. O kadar çok dikkatliler ki konuştuğunuz her şeyi ciddiyetle dinleyip unutmuyorlar. O söz ya da taahhüt bir gün karşınıza mutlaka çıkacaktır.

