Bugüne kadar hep gözlemlerim doğrultusunda doğru bildiğim konularda sözümü kimseden sakınmadım. Daha çok buradaki toplumumuzun beklentilerine cevaben ve de yazabildiğim kadar basit ve sade yazmaya özen gösterdim. Amaç iki hafta boyunca gezip gördüklerimizi varsa da uyarılarımızı paylaşabilmekti.
Bunu anlatma gereğine nereden geldim onu da hemen izah edeyim. Geçtiğimiz günlerde kendisini entelektüel gören birkaç tanıdığım ile ayaküstü sohbet ederken, ağzımdan konu ile ilgili anlamı güçlendirecek birkaç şiir dizesi döküldü. Bunun üzerine bana ‘aa… bunları da bilir miydin’ gibi söz sarf edince nedenini sordum. ‘Senin yazılarını okuyunca o izlenime kapıldık’ dediler.
Sanırım benim Kitch kültürüne sahip gazete ile de popüler olmuş birisi olarak algılanmamdaki en büyük hata benim. Çünkü ben o kadar aktif bir iş yaşantısının içerisindeyim ki, bir yerde durup gündemi değerlendirerek okuduğum bir kitap üzerine ne sohbet edecek ne de kültürel bir tartışmanın içinde yer alacak zamanım var. Bu köşeden o tür tartışmalara girecek, fikir beyan edebileceğim veya edebi bir yazıyı kaleme alacak ortamım da olmadı.
Ayrıca, ‘ neden siyasi konular ve politika yazmıyorsun’ diyenlerde var. Elbette herkesin olduğu gibi benimde bir hayata bakış pencerem, bir düşüncem ve de hayata dair kendim için tuttuğum notlarım, okuduğum kitaplardan altını çizdiğim cümleler var. Bunları paylaşma ortamım olmadı. Gazeteyi hazırlarken bütün çalışanlarımızla şu sözü verdik, ‘Bizim sağımız, solumuz, önümüz, arkamız yok. Biz haberciyiz ve sadece haberi veririz. Herkese eşit mesafede ve herkesin gazetesiyiz’. O nedenledir ki haberi verirken asla ve asla habere kendi yorumumuzu katmayız. Haberi bizim bakış açımızdan değil haberi haber olduğu için vermeye çalışıyoruz. Bu güne kadar bunu yaptık sanırım bundan sonra da öyle yapacağız.
Bu satırları yazarken üniversite yıllarından, öğrenci arkadaşlarımızla ‘Toprak çömleğe, altın kaşık mı yoksa tahta kaşık mı?’ tartışmamızı hatırladım. Bu tartışma bizden yüzyıllar önce de olmuş. Ama dersimize giren profesör bu cevabı bir de bizden almak istemişti. Ben sınıfta tahta kaşık diyen tek kişiydim. Herkes altının değerinden ve ona yüklenen metadan dolayı altın kaşığı seçmişti. Bense uyumluluk ilkesini göz önüne alarak toprak çömleğe zarar verir diye altının tahtaya göre sert olduğunu hem de renk uyumluluğu açısından toprak çömleğe tahta kaşığın daha uyum içinde olduğunu söylemiştim ve bu bakış açım hoca tarafından da desteklenmişti. |