Ziya BozkurtRusya’da sayısız devlet adamı ve diplomata yemek yaptı
“Rusya’dan yaşam öyküleri” bölümünün konuğu Türkiye’nin Moskova Büyükelçiliği özel aşçısı Ziya Bozkurt oldu.
1954 yılında Sivas’ın Zara ilçesinde doğan, ilk ve ortaokul eğitimini ilçede tamamlayan Bozkurt daha sonra lokantası olan babasının yanında işe girer ve eğitimini bırakır. Bulaşıkçılıktan işe koyulup aşçıbaşı olana kadar babasının yanında çalışan Ziya Bozkurt, askerlik görevi sonrası babasının yanından ayrılmaya ve kendi yolunu çizmeye karar verdi. İlk olarak yol üzeri otobüs firmaların durakladığı tesislerde işe başlayan ve buralarda tecrübe kazanan Bozkurt şöyle devam etti: “1980 yılında evlenip yuva kurdum ancak yaşadığım talihsizlik beni on yıl boyunca her gün ağlattı. Evlendikten 2 sene sonra Sevilay ismini koyduğumuz kızım dünyaya geldi. Ancak kızım daha bir yaşında iken eşim kan kanserinden dolayı hayatını kaybetti. Ben bir yaşındaki kızımla tek başıma kaldım. Eşimin ölmesi bana çok ağır gelmişti. Her gün ağlıyordum. Eşimin annesi gelip kızımı, ‘ sen tek başına bakamazsın’ diye yanına aldı. Ben ise çaresiz bir şekilde kabuğuma çekildim. Bu durumumu gören patronlarım halime çok üzülüyordu. Patronumun oğlu Libya’da iş yapan STFA adlı inşaat şirketinde İnsan Kaynakları Müdürü idi. Annesi de beni çok seviyordu ve bana ‘senin buralardan uzaklaşman gerekiyor. Bak kaç senedir eşin öldü sen hala ilk günkü gibi yas tutuyorsun. Çevrende gördüğün her şey sana onu hatırlatıyor. Gel seni Libya’ya gönderelim belki orada unutursun’ dedi. Bende kabul ettim ve 1986 yılında bavulları toplayıp Libya’ya aşçı olarak gittim. İlk olarak Misurata şehrine gittim ve iki buçuk yıl kadar oradaki şantiyede aşçıbaşı olarak çalıştım. Sonra oradaki proje bitince bu sefer başka bir şehre gittik orada da yine yaklaşık iki buçuk sene kadar çalıştım. İnanılmaz bir sıcaklık vardı. Her taraf çöldü. Etrafımız yılan ve akrep kaynıyordu. Kampın etrafını mazot dökerek ateş halkası içine alıyorduk sırf akrepler ve yılanlar gelmesin diye. Orda hayattan kopmuş bir biçimde sadece çalışıyordum. Maaşım olduğu gibi birikiyordu. Türkiye’ye gittiğim bir dönem birikimimle ilçemizde bir kuyumcu dükkânı açtım ve kardeşimi de başına geçirdim. Annem babam benim üzgün durumumu görüp üzülüyorlardı ve sürekli evlendirmek istiyorlardı ancak ben kabul etmiyordum. Dünyadan kopmuş gibiydim. Nereye çeksen oraya gidiyordum. Bir gün Libya’da beraber çalıştığımız şantiye ve proje şeflerimiz Alarko firması ile anlaşarak Moskova’daki Türk Büyükelçiliği binasını yapmak için Rusya’ya gitmeye karar verince beni de yanlarında götürmek istediler ve fikrimi sordular bende kabul ettim. Yıl 1990’nın son ayları idi ve ben cehennem gibi bir sıcaktan cehennem gibi bir soğuğa geldim. Üzerimde ise sadece bir ceket vardı. Soğuk olduğunu söylemişlerdi ama ben bu kadar olacağını tahmin etmemiştim.” MOSKOVA GÜNLERİ İlk geldiklerinde Rusya’da ki şartların, şu anki durumdan çok uzak olduğunu ve yemekhane olmadığından yemeğin inşaata yakın bir otelde yediklerini anlatan Bozkurt, “ Öyle ki o lüks otele biz inşaat işçileri olarak o çizmelerle, iş elbiseleriyle gelip yemek yiyorduk. O zamanlar öyle bir durum vardı. Ama şu anda o otelin önünden bile geçemiyoruz o kadar hayat değişti ve pahalandı” diye hatırlatıyor o günleri. İki ay kadar böyle devam ettikten sonra kendi yemekhanelerini kurarak aşçıbaşı olarak çalışmaya başlayan Ziya Bozkurt, sonradan evlendiği Nadia Hanım ile çalıştığı işyerinde tanışır. Evlenmeyi düşünmezken şuanda Moskova Ziraat Bankası’nda çalışan eşi Nadia Hanım ile bir anda nikâh masasına oturduğunu anlatan Bozkurt, “ Yani insanın kaderinde var derler ya öyle oldu. Ama o güne kadar ölen eşim için her gün ağlıyordum. Belki bazılarına abartılı gelebilir ama beni eskiden tanıyanlara sorarlarsa bunu mutlaka söyleyeceklerdir” diyor. Bozkurt, yeni eşi ile de Dilara isminde bir kızları olduğunu, eşinin ilk kızına da çok yakınlık gösterdiğini ve sevdiğini söylüyor. Ziya Bozkurt, ilk kızının Moskova’ya gelerek kendi evlerinde kaldığını ve üniversite okuduğunu, eşinin de kızına çok destek olduğunu, üniversiteyi bitirdikten sonra da Türkiye’ye döndüğünü ve orada evlendiğini anlatıyor. “BİR MİLLETİN AKİBETİ ALDIĞI GIDAYA BAĞLIDIR” Büyükelçilik binasını bitirdikten sonra organize edilen yemekte sanatını ve ustalığını gösterme fırsatı bulan Bozkurt, yemekler ve süslemeleri ile zamanın büyükelçisi Volkan Vural’ın dikkatini çeker ve Büyükelçiden hiç beklemediği bir teklif alır. Büyükelçi Vural, “ Aşçımız gidiyor seni büyükelçiliğe alacağım “ der, ancak çalıştığı yerden bir türlü izin alamaz. Müdürleri bugün yarın derken büyükelçinin görev süresi dolar ve Türkiye’ye döner. Yemek yapma olayının geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir iş olduğunu söyleyen Bozkurt, “Bir milletin akibeti aldığı gıdaya bağlıdır, sözündeki gerçek payı büyüktür, mutfak diğer ilimler gibi hakiki bir ilimdir aynı zamanda da bir sanattır.Şunu unutmamak lazım ki hiç bir ressam yemek pişiren bir aşçı kadar imkana sahip değildir. Bir resamın yaptığı tabloların alıcısı mahduttur, oysa güzel süslenen ve zevkle pişirilen bir yemeğin alıcısı ise pek çoktur.Onun için Fransız Gastronomi üniversitelerinde 'Bir aşçı, bir işçi değil, bir artistir' kelimesi vardır.Ayrıca tarihin doduğu günden bu yana hiç bir mühim hadise olmamıştır ki bir ziyafet esnasında tertiplenmiş olmasın. İşte bu ziyafet sofralarını hazırlayanlar aşçılardır” diyor. Bozkurt, Türk Büyükelçiliği inşaatının bitiminden sonra İran Büyükelçiliği projesini de alan şirketi ile birlikte bir süre de burada çalışır. Daha Libya’dan beraber geldiği şantiye şefinin oradan ayrılıp kendi işini kurmasıyla onun yanına geçer. Burada da fazla duramayan Bozkurt, Türk Büyükelçiliği’nde aşçının gitmesi üzerine teklif alır ve 1995 yılının mart ayında işi kabul ederek elçilikte göreve başlar. O zamandan bu yana görev alan Büyükelçiler, Bilgin Unan, Nabi Şensoy, Kurtuluş Taşkent, Halil Akıncı ve şimdi de Aydın Sezgin’e hizmet veren Ziya Bozkurt o günleri şöyle anlatıyor: “ Büyükelçilik rezidansında aşçıbaşı olarak bugüne kadar birçok yerli yabancı devlet adamı, diplomat sanatçı ve ünlü birçok isme hizmet verdim. Yemeklerimi beğenip tanışmaya gelenlerden tutunda tarif almak için bizzat mutfağımı ziyarete gelen önemli isimler de oldu. Örneğin şimdi ki Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün eşleri Hayrunnisa Hanımefendi, Sayın Gül’ün Dışişleri Bakanlığı döneminde ziyaret ettiği Moskova’da yemeklerimi tattıktan sonra gelip yaptığım zencefil çorbası ve limon soslu tavuğumun tarifini istemişti. Yine bir önceki büyükelçimiz Halil Akıncı Bey’in eşleri Oya Akıncı Hanımefendi burada yaklaşık 15 ülkenin büyükelçilerinin eşlerinden oluşan gruba birebir yaparak yemek tarifi vermemi istiyordu. Zaman oldukça on günde bir değişik ülkelerden büyükelçilerin eşlerine yemek tarifleri anlatıyor uygulamalı olarak gösteriyordum. Yine önceki Büyükelçilerimizden Bilgin Unan beyin eşleri Gözde Hanımefendi de zaman zaman benden yemek tarifleri alıp İngilizceye çevirerek isteyenlere veriyordu. Birisinin gelip tarif istemesi, bizim meslekte bizi en çok mutlu eden olaylardandır.” “ RUSYA’DA YAŞAMAYI SEVİYORUM” Moskova’ya ilk geldiği dönemde çok iyi bir dairenin yaklaşık 4 bin dolara alınabildiğini, maddi durumunun da buna uygun olduğunu ifade eden Bozkurt, diğer Türkler gibi aynı hataya düşerek, buraya kalıcı gözüyle bakamadığından daire sahibi olamadığını şimdi ise öyle bir daireyi almanın nerdeyse imkânsız hale geldiğini söylüyor. Moskova’yı ve Rusları çok sevdiğini de ifade eden Bozkurt, “ Başka ülkelerde de bulundum ama Ruslardan gördüğüm sıcaklığı inanın hiçbir yerde görmedim. Burada yaşamayı seviyorum ve daha uzun yıllar kalmayı düşünüyorum ” diyor.
|






