Bu haftaki Rusya’dan yaşam öyküleri köşemizin konuğu İTKİB Rusya Federasyonu Temsilcisi Sabahattin Yavuz.
Doğduğu Antakya’da ilk, orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra üniversite eğitimi için İstanbul’a giden Yavuz, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık bölümünü okudu. Yavuz, üniversite eğitimine devam ederken, aynı zamanda bir inşaat şirketinde çalışıp iş hayatına adım atar. Rusya’ya gelmesine ise bir gece izlediği haber neden olur.
Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Ben aslen Antakyalıyım. Üniversiteyi kazanınca İstanbul’a geldim. Severek okuduğum Mimarlık bölümünde daha mezun olmadan iş hayatına atılarak, bir şirkette çalışmaya başladım. O şirkette mezun olduktan sonrada çalışmaya devam ettim. Öğrencilik dönemimde dahil 6–7 yıl MİMAL İNŞAAT adlı inşaat şirketinde çalıştım. Orada elde ettiğim tecrübe bana ciddi bir temel oldu. Öğrenciyken part-time başladığım şirkette genel müdür yardımcılığına kadar yükseldim.
Moskova serüveni nasıl başladı
Askerlik zamanım gelmişti ve gitmek için gün sayıyordum. Ancak bir gece bir kanalın ana haber programında ENKA’nın Rusya’ya uçaklarla, mühendis, mimar ve işçi taşıdığını gösteriyordu. İlgimi çekmişti. Ertesi gün aynı konudan bir arkadaşım bahsedince kendimi ENKA’nın İstanbul ofisinde iş başvurusu yaparken buldum. İlginçtir başvurumdan tam 3 saat sonra beni aradılar ve görüşme taleplerini ilettiler.
Moskova’ya geldiniz peki sonra neler oldu ?
Sonradan öğrendim ki beni bu kadar çabuk talep etmelerinin nedeni benim çalıştığım firmanın ENKA’nın plastik inşaat malzemeleri üreten yan kuruluşu olan PİMAŞ’ın en büyük distribütörü ve uygulayıcısı olmasıydı. O sırada da Pimaş Rusya’da yeni bir oluşuma gidip fabrika kurmak için ekip oluşturuyordu beni de bu kurucu ekip arasında düşündüklerini söylediler. 1993 yılı yaz ayları idi ve tam bir hafta içinde Moskova’da soluğu aldım. Burada teknik süpervizör olarak görev aldım. 2 yıl burada çalıştıktan sonra Pimaş’ın atılım atağını görmeyince bana gelen bir teklifi değerlendirdim ve mimar olarak Hazinedaroğlu insaat Aş.’ye geçtim. Çeşitli pozisyonlarda görev aldım. Bu 98 krizine kadar böyle sürdü. O dönem tam bir duraklama zamanı idi. Projesini bitiren firmalar çalışanlarını Türkiye’ye dinlenmeye gönderip ‘işler açılınca tekrar çağırırız’ diyorlardı. Ben de bunu hissedince gitmemenin yollarına baktım. Burada kalıcı olmak istiyordum. Araştırmalarım sonunda Tataristan’ın Başkenti Kazan’da ODAK inşaatın oradaki Kremlin Sarayı’nın restorasyon işini aldığını öğrendim. Bu restorasyon projesi işinde proje müdür yardımcısı olarak görev aldım. Restorasyon 2001 yılına kadar sürdü. Proje bittiğinde Tataristan Cumhurbaşkanı memnuniyetleri sonucunda projede emeği geçen tüm idarecilere plaket verdi. O sırada piyasalarda yavaş yavaş açılmıştı ve kendi işimi kurmanın tam zamanı diyerek Kazan’da işe koyuldum.
Moskova’dan sonra Kazan’da neler yaptınız?
Kendi ekibimi kurarak iş almaya başladım. Hiç unutmam o dönem Kazan’da tarihi bir binanın restorasyon işini almıştık ve bitiminde şehrin Mimarlar odasına bağlı dergide en iyi restorasyon yapılan üç proje arasında gösterilip ikinci olmuştuk. Ben bu arada 98 yılında evlenmiştim ve 2000 yılında ilk çocuğum olmuştu. Eşim ve çocuğum Moskova’da kalıyorlardı bende sık sık gidip gelmek zorundaydım. 2002’de ikinci çocuğum olunca da Kazan’ı bırakmak zorunda kaldım. Çünkü ailemle daha fazla ayrı kalmak istemiyordum.
İTKİB ile yollarınız nasıl kesişti?
Moskova’ya dönüşümde TOBTİM Aş.’nin başlattığı Türk Ticaret Merkezi inşaatında işveren adına proje kontrol yetkilisi olarak görev yaptım. 2005’te bina bitip açılışı da Başbakanımız Tayip Erdoğan yapınca, binanın ortaklarından TİM tarafına bağlı olan İTKİB kurumu ile bir görüşmemiz oldu. Onlar bir temsilci aradıklarını söylediler. Başta teknik bir insan olduğumdan yapamam diye düşündüm ama ilginç bulduğum için kabul ettim. 2005 yılından bu yana da bu işi sürdürüyorum. Aynı zamanda Türk Ticaret Merkezi binasının yapımında uzun dönem emeğim geçtiği için binanın Genel Müdürlük özel danışmanlığı görevini de yürütüyorum.
Rusya’ya ilk geldiğiniz zaman izlenimleriniz nelerdi?
İlk geldiğimiz tarihlerde buraya geçici gözle baktık. Ama benim gibi 16–17 yıldır burada olanlar bilirler, burada ilk zamanlarda hiç bir şey yoktu. Ne getirseniz satılırdı. Ne yaparsanız yapın başarısız olmanız imkânsızdı. Bu süreç öyle bir hızlı geçti ki biz takip etmekte zorlandık. Dediğim gibi geçici gözle de baktığımız için çok şey yapmaktan hep çekindik. Zaten bizimkilerin burada bir şeyler yapmaya başlaması 2000’li yıllardan sonra oldu.
Rusya, eğitimli insan kaynağı güçlü olduğu için dünyaya çok hızlı adapte oldular. İnşaatın ne olduğunu doğru dürüst bilen yok iken şimdi bu insanlar gökdelenler dikiyorlar.
Yine şunu diyebilirim ki Rusya doğusu ile çok barışık ve dengeli ilişkilere sahip. Batıya olan mesafesi de çok dengeli. Ne doğudan kopuyorlar ne batıya yaklaşıyorlar hep merkezde kalıyorlar. Bu onlara çok büyük bir güç veriyor.
Yeni gelenlere neler söylemek istersiniz?
Bir defa bizim yaptığımız hataya düşüp buraya geçici gözle bakmasınlar. Buranın havasını, kokusunu içlerine çekip, Rus toplumunu, kültürünü, yaşamını özümsemeli ve Rus gibi yaşamalılar. Burada kalıcı ve başarılı olmak için ülkeye her acıdan adaptasyon sağlamalı ve dolayısı ile “Ruslar gibi düşünüp Ruslar gibi hareket etmeliler”.