Mürsel Dursun


Kulaklara küpe olacak bir hikaye

Bu haftaki Rusya’dan yaşam öyküleri konuğumuz Mürsel Dursun’un hikayesi okuyanları hayrete düşürecek nitelikte.Yabancı bir ülkede dil bilmemenin zorluğunu iş hayatında yaşayan ve güvendiği kişinin kendisini dolandırmasıyla neye uğradığını şaşıran Dursun, belki de hayatının en büyük dersini aldı.

Mürsel Dursun, doğduğu şehir Tokat’ta çiftçilik yaparken, henüz ortaokul sıralarında bir tanıdığın vasıtası ile İstanbul’a gelir. Geçici bir iş için geldiği İstanbul’da tanıdığı onu bir lokantada yardımcı eleman diye işe sokunca hayattan beklentisi de değişir. Dursun,“Beni kuyumcunun yanına bıraksaydı kuyumcu olurdum herhalde. Ama beni lokantaya çırak verince aşçı oldum” diyerek lokantada başladığı çıraklıktan Rusya’da açtığı fast food zincirine nasıl ulaştığını anlattı. Dursun’un  tırnakları ile kazıyarak geldiği yeri Rusça bilmemesinin kurbanı olarak nasıl kaybettiğini bir solukta okuyacaksınız.

Kendinizden bahseder misiniz?

İstanbul’a daha çocuk yaşlarda gelmiştim. Çırak olarak işe başladığım lokantada askerliğime kadar lokantacılığın ve aşçılığın tüm detaylarını öğrendim. Asker dönüşü tabi 70’li yıllardan bahsediyorum çok moda olan gazinolarda işe başladım.Zeki Müren’in, Bülent Ersoy’un sahneye çıktığı Maksim, Bikmen gibi önemli gazinoların  mutfaklarında  çalıştım. O zamanlar bu büyük gazinolarda çalışmak büyük sükseydi. Daha sonra  ‘SANA’ yağ  fabrikasında aşçı olarak çalıştım.1981 yılına kadar birçok lokanta da çalışıp işleyiş prensibini de öğrenince birikimimle kendi yerimi açmak istedim.  Kumkapı’ da Fırat Restoran diye kendi yerimi açtım. Orda Turgut Özal’dan tutun Şarık Tara’ya kadar birçok kişiye servis yaptım. Daha sonra ortaklı olarak boğazda Han Restoran ile  Kumkapı’da Neyzen diye iki şube daha açtım.1997 yılında Rusya’ya gelinceye kadarda bu restoranlarda ortaklığım devam etti. Sonra ortaklarıma devredip Rusya’ya geldim.

Rusya’ya gelişiniz nasıl oldu?

Moskova’da restoran işleten tanıdığım Naki Karaaslan ile ara sıra görüşürdük. Kendisi Moskova’da restoranları olduğunu ve benimle çalışmak istediğini söyledi. O zaman şartları da bana uyunca atladım geldim. Şimdiki Bosfor Restoran’da hem ufak bir hissem vardı hem de aşçılığını yapıyordum. Daha sonra Arbat’ta  yine beraber Tandır diye başka bir yer açtık ama bazı sebeplerden ötürü uzun süre işletemedik ve kapatmak zorunda kaldık. 2003 yılında Kurskaya Vakzal denen yerde bu sefer kafe bar tarzı bir yer açtık. Orada sık sık Kursk şehrinden gelen bir müşterim vardı. Orada mühendisti ve sürekli bana oradaki imkanlardan bahsederdi. Bende atlayıp görmeye gittim.Oradaki imkanları görünce de orada kalmaya ve yer açmaya karar verdim.

Moskova’da ki işleriniz ne oldu peki?

Burada ki hissem beni buraya bağlayacak bir oranda değildi. Oradaki imkanları görünce buradaki hisselerimi devrettim. 2005 yılında Kursk şehrinde Dudu Kebap House diye bir fast food tarzı yer açtık. Tutulunca çevre şehirlere de şubeler açmaya başladık. Belgorad ve Varonej’de de şubelerimiz oldu. Sonra fast food zincirine döndük Lipetsk ve başka şehirlerde de yeni yerler  açtık. Yine Bosfor Restoran’ın Kursk şehrinde bir şubesini açtık. İşlerimiz artık istediğimiz kıvama gelince de işlerimizi nasıl geliştireceğimizi düşünmeye başladık.

Hikayenizi anlatmaya başlamadan benim yaşadıklarım ders olsun dediniz! Nedir sizin hikayenizde ders olacak unsur?

Kursk şehrinde kurduğumuz işleyişimiz çok iyi gidiyordu. Ancak Rusça bilmediğim için Moskova’da öğrencilik yapmış bir tanıdığımızı yanımıza almaya karar verdim. Ona hem ufak bir hisse verdik hem de bizim orada elimiz ayağımız olur dedik. Dedik demesine ama hiç aklımıza gelmeyen şey  başımıza geldi. Her şey rayında giderken iş yerine gittiğimiz bir gün şaka gibi bir şeyle karşılaştık. Bize ‘alın bu sizin paranız ve gidin. Burayla hiçbir bağlantınız yok’ dedi. Sonradan yaptığımız tespitte anladık ki bizim Rusça bilmememizden faydalanarak bütün her şeyi üzerine yapmış ve bizim hukuki hiçbir dayanağımız kalmamıştı. Yabancı bir ülkede olmamıza rağmen tüm hukuki çabalarımız sonuç vermedi. Mecburen hayata alabileceğimiz en büyük dersi alarak kulağımıza küpe yaptık. Ama giden de gitti tabi.

Şuan ne işle meşgulsünüz?


Yaşadığımız şoktan sonra  elimizde kalan Kursk şehrindeki Bosfor Restoran ve birde Antalya Kafe kaldı. Şimdi bu iki yeri işletiyoruz. Yaşanan ekonomik kriz herkes gibi bizi de etkiledi tabi. Gelişmeyi düşünürken olanı korumaya çalışıyoruz. Gazetem’in bu köşesini takip ediyorum. Sanırım bana da burada iş yapacaklara ne tavsiye edeceğimi soracaksınız. Siz sormadan ben söyleyeyim. Benim yaşadıklarım herkesin kulağına küpe olsun.Hiç bir şeyi anlamadan okumadan imzalamasınlar.Hele hele bu vatandaşımdır, akrabamdır , tanışımdır diyerek kimseye kesinlikle güvenmesinler.