Rıza Torun


“Rusya’da çok kazanmak ile batmak arasında ince bir çizgi var”

Gazetem’in “Rusya’dan Yaşam Öyküleri” bölümünün bu haftaki konuğu Moskova’daki en eski Türk restoranlarından birisi olan Tokat Restoran’ın ortağı ve işletmecisi Rıza Torun oldu.

 
“Hayatımın büyük bir kısmını Moskova’da geçirdim. Tam 17 yıldır sadece Moskova’da yaşıyorum ve artık kendimi Moskovalı görüyorum” diyen Torun, bu 17 yıllık süre içerisinde ise Moskova dışında başka hiçbir Rus şehrine gitmemiş, sadece Türkiye’de kısa süreli tatiller için Moskova’dan ayrılmış.
 
Torun, 1972 yılında doğduğu Tokat’ın Zile ilçesine bağlı köylerinde ilköğrenimini tamamladıktan sonra, köyün bütün gençleri gibi çiftçilik ile uğraşan ailesinin yanında işe başlar ve eğitimini sürdüremez. Ancak köy sınırları kendisine dar gelmeye başladığı 14 yaşında soluğu İstanbul’da inşaatlarda çalışan akrabalarının yanında alır. İnşaatlarda demircilik işi ile uğraşan akrabalarının yanında demirci çırağı olarak işe başlayan Rıza Torun, 6 yıl çalıştığı bu sektörde ustabaşılığına kadar yükselir. Her zaman insanın istediğinin olmayacağı kuralı Torun için de geçerlidir. Torun, tam “işler rayına girdi”, para kazanmaya başladım” dediğinde askerlik kapıyı çalar ve sonrasında askere gitmek için işten ayrılır. 
 
Askerliğini bitirdikten sonra tekrar döndüğü inşaat sektöründe yine demircilik ile uğraşırken Türkmenistan’da çalışan akrabası ‘Evraklarını hazırla, seni de götüreyim’ der. O da pasaportunu ve gerekli evrakları hazırlayıp gideceği günü beklerken bir aksilik olur ve gidemez. Ancak aklına yurt dışına çıkma fikri girmiştir bir kere. İstanbul’da çalışmaya devam ettiği bir sürede Salih Ayaz diye Rusya’ya işçi gönderen bir arkadaşı ona gelip, “Rusya’ya düz işçi olarak gitmek istersen seni yollayayım” der. Zaten yurt dışına çıkma hevesi ile yanıp tutuşan ve çıkış için bütün evrakları hazır olanTorun, teklifi düşünmeden kabul eder ve 1993 yılının son günlerinde hazırladığı valizini de alarak Moskova’ya gelir.
Soğuk bir kış günü Moskova inen Tosun o günleri şöyle anlatıyor: 
“ Her taraf kar altındaydı ve ben bu iklimi, soğuğu hiç sevmediğimden buradan çabuk ayrılırım hissine kapılmıştım. Çalışmaya geldiğim Baytur firması, Rusya’da inşaat işi yapan büyük Türk firmalarından birisi idi. Ben ilk olarak depoda ve diğer ihtiyaç duyulan noktalarda düz işçi olarak çalıştım. Ancak 9 ay sonra mutfakta aşçı rahatsızlanınca beni yanına yardımcı olarak verdiler. Bende yaklaşık 2 yıl mutfakta çeşitli görevlerde çalıştım. Ancak yemek yapmaya hevesimde artınca bu işi de öğrenmeye karar vermiştim ve kısa bir süre içerisinde aşçı oldum. Kademe kademe çalıştığım mutfakta artık yemekleri ben yapmaya başlamıştım. Zaten ondan sonra şirkette aşçı olarak görev yapmaya başladım.
 
“EHLİYETİMİ MOSKOVA’DA ALDIM”
Bu arada şirketin Rusya temsilcisi Cem Acar ile tanışmam hayatımı çok değiştirdi. Her alanda bana yardımcı oldu. Hatta çok ilginç bir şey yaşadık Cem Bey ile. Kendisi otomobil ralli yarışlarına meraklı ve bizzat yarışan birisi idi. Hem yurt içinde hem de yurt dışında katıldığı çok yarış vardı. Rusya’da da Moskova rallilerine katılırdı. Bana bir gün iş çıkışı arabasının anahtarını uzatarak, ‘Arabamı çalıştır da ısınsın öyle gideyim’ dedi. Ancak ben kendisine hayatımda hiç ilgi duymadığım için araç kullanmasını bilmediğimi söylediğimde çok şaşırmıştı. Hemen ofisten birisini çağırıp ertesi gün ehliyet almam için gerekli işlemleri başlatmasını ve beni bir ehliyet kursuna yazdırmasını söyledi. Bende onun sayesinde aldığım ehliyet ile hala araç kullanıyorum.”
 
“BAŞBAKANA LİMONLU ÇAY HAZIRLADIM”
Yaklaşık 9 yıl çalıştığı Baytur firmasından Cem Acar’ın ayrılıp kendi işini kurması sonucu kendisini de yanına almak istemesinden dolayı ayrıldığını söyleyen Torun, “ Rusya’ya geldiğim günden bu yana bana çok yardımcı olan Cem Bey, kendi inşaat firmasını açınca beni de yanına aldı. Bu arada Moskova’da açılan Fenerbahçeliler Derneği’nde de yönetici idi ve benden burada da lokalin işlerine bakmamı ve yemeklerini yapmamı istiyordu. Hatta hiç unutmam, Recep Tayyip Erdoğan o zamanlar henüz başbakan değildi ve bir ziyaret için geldiği Moskova’da derneği de gezmek istemiş bende kendisine o zaman limonlu bir çay yapmıştım. Onun gibi çok sayıda üst düzey ziyaretçimiz oldu o zamanlar” diyor.

TOKAT RESTORAN
Cem Acar’ın 2005 yılında  kesin dönüş kararı alıp Rusya’dan ayrılıncaya kadar yanında çalıştığını ifade eden Rıza Torun, bu arada Tokatlı hemşerileriyle de bağını koparmadı. Torun, Moskova’da çok sayıda restoranları olan Kazım Özkayıt ile de tanıştığını, Özkayıt’ın restoranlarından birisinin işletmesi teklifiyle Tokat Restoran’a ortak olup işletmeciliğini yapmaya başlar. 
“Kazım ağabey bana çok güvendi sağ olsun bende onun güvenini boşa çıkarmadım ve o gün bugündür bu restoranın hem ortağı hem de işletmecisiyim” diyen Torun o günleri şöyle anlatıyor:
“ Kendisi öyle ki restorana hiç karışmaz, her şeyi ile bana bıraktı. Benim doğamda var, bir işe başladım mı sonuna kadar götürürüm. Sabah erken kalkıp bizzat sebzemi meyvemi, etimi almaya giderim. İlk başladığım günde öyleydi şimdi de öyle. Bizim Tokat restoran burada en eski restoranlardan birisi. Yazılışı da Rusça ile aynı olduğu için Ruslar tarafından da akılda kalan bir isim. Bende 2005 yılından bu yana bu restoranın hem ortağı hem de işletmeciliğini yapıyorum.” 

Rusya’ya ilk geldiği günlerde kendisini en çok şaşırtan şeyin metro olduğunu söyleyen Torun, “Doğduğum şehri bırakın, İstanbul’da bile gördüğüm tek tünel yer altı geçitleri idi. Buraya gelip yerin yüz metre altına inip metro ile seyahat ettiğimde çok ilginç gelmişti” diyor.
İlk zamanlarda otelde kaldıklarını, işten otele, otelden işe gittiğini anlatan Torun, “ Bir gün elbise alma ihtiyacı hissettim ve pazarın yolunu tuttum. Satıcı bir Rus idi. Ben Rusça bilmiyordum ama el kol işaretleri ile anlaşmaya çalışıyordum. Elimle alacağımı gösterdim, satıcı da kâğıdın üzerine fiyatını rakamla yazdı ve öyle anlaşıp alışverişimi gerçekleştirdim. Ancak o gün karar verdim ve Rusya’da kalacak isem mutlaka Rusça öğrenmeliyim dedim. O kararı vermem benim burada çok önümü açtı. Çünkü buraya gelip yıllarca bir iki kelime Rusça öğrenemeyenlerin çektiği zorluğu hala görüyorum. Bense çok rahat günlük hayatımı sürdürüyorum ” diyor. 

Kendisini artık Rusların deyimi ile Maskviç (Moskovalı) olarak gördüğünü de söyleyen Rıza Torun, 17 yıldır yaşadığı Rusya’nın yükselişini eski resimleri ile yeni çektirdiği resimleri yan yana koyduğunda bile net bir şekilde gördüğünü belirtiyor. 

“OYUNU KURALINA GÖRE OYNAMALISINIZ”
“Ruslar ile ne kadar dostluk paylaşırsanız karşılığını o kadar fazla alırsınız” diyen Torun, izlenimleriyle birlikte sözlerini şöyle tamamladı:
“Ben 1993 yılında geldiğim Moskova’da semtimi bile değiştirmedim. Çok sıradan bir Moskovalı gibi yaşıyorum. Ruslar ile hep iç içeyim. Çok iyi dostluklar kurdum. Türkiye’ye gidip döndüğümde bile kendimi memleketime dönmüş gibi hissediyorum.
 
Evet, buraya ısınamayan birçok kişi görüyorum. Ama onların çoğu ön yargılı yaklaşıp bulundukları koşullara göre yaşamaya adapte olamayan kişiler. Buraya çok sayıda kişi gelip gitti. Bu süre zarfında tanıştığım Türk vatandaşının haddi hesabı yok. Çok kişiyi de cebimden biletini alıp yolladığım olmuştur. O kadar ders olacak nitelikte hikâye ile karşılaştım ki anlatamam. 
 
Burada çok kazanmak ile batmak arasında çok ince bir çizgi var. Oyunu kuralına göre oynamazsanız o çizginin altına düşmeniz hiç zor olmaz. Burada işadamlarımızın içine düştüğü en büyük hata bilmedikleri işe balıklama dalmaları. Bildiği işten kazandığını, çok kazanacağım hırsıyla ölçüp biçmeden anlamadığı işe yatırıyorlar, hem o işi beceremiyorlar hem de iyi bildikleri işin sermayesini orada batırıp asıl işlerini çeviremiyorlar. Benim de tavsiyem herkesin söylediği gibi bildiği iş ne ise onu yapmaları konusunda olacak. Zaten doğru tektir. Eskisi gibi bilgiye ulaşmakta zor değil. Artık buranın kurallarını noktasına virgülüne kadar bilen vatandaşlarımız var. Gidip onlara mutlaka danışsınlar.”