Marina Bukulova


“Ruslar ile Türkler birbirlerini çok daha kolay anlıyor”

 

“Rusya’dan Yaşam Öyküleri” bölümümüzün bu haftaki konuğu dünyaca ünlü yazarlarımız Orhan Pamuk, Atilla İlhan ile Nedim Gürsel’e kadar birçok Türk yazarları Rus okuyucularla buluşturan çevirmen ve Türkolog Marina Bukulova oldu.

Güney Osetya’nın Tskhinval şehrinde doğan Bukulova, ilköğretimini orada tamamladıktan sonra, Kuzey Osetya’da Vladikafkas şehrinde Devlet Üniversitesi Türk dili bölümüne kaydını yaptırır. Türk dili ile tanışma hikâyesinin çok ilginç olduğunu anlatan Bukulova, “ Üniversiteye kaydımı yaptırmak için babam ile birlikte gitmiştim. Ben İngilizce eğitim aldığım için o bölümü tercih etmeyi düşünüyordum. Ancak üniversitedeki yetkili bize iki yeni bölüm olan Farsça ve Türkçe’nin de açıldığını söyledi. Bunun üzerine çocuk doktoru olan babam bana herkesin Fransızca ve İngilizce gibi dilleri bir şekilde öğrendiğini ama az olanlara talebin daha çok olacağını ve bu yeni bölümlerden birini seçmemin daha mantıklı olacağını söyledi. Bende onun üzerine ‘tamam o zaman Farsçayı seçiyorum’ dedim. Ancak eve döndüğümüzde babam bir dünya atlası getirerek, ‘Şu haritaya baksana. Türkçe konuşan nüfus daha fazla üstelik ilişkilerimiz hızla artıyor ve Türkçe bilenlere ilerde çok ihtiyaç olacak’ deyince o gün evde baktığımız atlas üzerinde kararımı değiştirerek Türkçeyi seçtim ve gidip kaydımı yaptırdım. Bir tek kelime Türkçe bilmiyordum. İlk öğrendiğim kelime ‘Seni seviyorum’ olmuştu ve telaffuzu bana çok komik geliyordu” diyor. 

İLK TÜRKİYE SEYAHATİ
İlk kez Türkiye’ye 1996 yılında ikinci sınıfta iken staj yapmak üzere bir aylığına gittiğini anlatan Marina Bukulova, Ankara’da geçirdiği süre içerisinde yeni kelimeler öğrendiğini ve bunun Türkçeye olan ilgisini artırdığını söylüyor. Döndükten sonra da bu ilgisinin katlanarak arttığını ve son sınıfa kadar büyük bir çaba harcayarak roman okuyacak düzeye geldiğini, ilk okuduğu kitabın Ahmet Altan’ın ‘Sudaki İz’ kitabı olduğunu anlatan Bukulova o günleri şöyle anlatıyor: 
“ Türkçem son sınıfa kadar iyice gelişti ve artık kitap okur duruma gelince cesaret edip ilk okumaya başladığım kitap Ahmet Altan’ın ‘Sudaki İz’ kitabı oldu. Sözlüğe bakarak ta olsa o kitabı bitirmeyi başarmıştım. 2001 yılında üniversite bitince Moskova’ya gelip Rusya Bilimler Akademisi nezdinde Dil Bilimi Enstitüsü’nde Türkçe deyimler üzerine doktora tezine başladım. Bu arada 2002 yılında Türkiye Kültür Bakanlığı’nın bursunu kazanarak yine Türkiye’ye 6 aylığına Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Türkçe dersleri aldım. Moskova’ya tekrar döndüğümde Türkçem çok daha ileri seviyeye gelmişti ve daha da hırslanarak tez çalışmalarımı bir an önce bitirme kararı aldım. Tabi ben hayata kendi ayakları üzerinde durmak isteyen bir kişiliğe sahip olduğum için okurken aynı zamanda irili ufaklı birçok Türk ve yabancı şirkette çalıştım. 2006 yılında doktora tezimi bitirip unvanımı aldıktan sonra hem tezimi verdiğim enstitüde hem de Rusya Devlet Sosyal Bilimler Üniversitesi’nde derslere girmeye başladım.

Bu arada doktora tezimi verdiğim enstitüde Yuri Sorokin diye çok tanınmış bir hocamız vardı. Büyük bir dil bilimcisi ve bir akademisyendi. Özellikle çevirmenlik konusunda usta bir kalemdi. Türkçe ile hiçbir ilgisi yoktu ve bir gün ‘sizinkiler ne yaparlar. Şiir yazarlar mı’ diye sordu. Bende ‘Bizimkiler kim?’ dedim. Bana ‘Türkçe şiir var mı? Bana birkaç tane çevirip getir’ dedi. O zamanlar Türkçe kitap pek bulunmuyordu bende tanıdığım bir Türk dostumdan rica ettim o da Türkiye’den bana üç ciltlik bir antolojisi seti getirdi. Bende onun içinden birkaç şairi çok beğendim. Özellikle Can Yücel, Atilla İlhan, Ece Ayhan ve Cemal Süreyya’dan şiirler seçip kelimesi kelimesine çevirdim. Çünkü çevirmenlik tecrübem yoktu. Hocam şiirleri alıp okuduktan sonra çok beğendi ve redakte ederek edebiyat ile ilgili bir internet sayfasında yayınladı. Hatta bu çevirilere bir Türk yazar önsöz yazarsa çok iyi olur demişlerdi bizde Sayın Ataol Behramoğlu’ndan rica etmiştik o bize bir ön söz yazmıştı. Sonrasında beğenerek okuduğum Behramoğlu ile Moskova’da düzenlenen bir kitap fuarında tanışıp konuşma şansım da oldu. Yayınlanan çeviriler çok beğenildi. Beğenilmesi benim çevirmenliğe olan ilgimi artırdı ve bu konu ile daha yakından ilgilenmeye başladım. Rus yazarların Türk edebiyatına ve şiirine bakışını araştırdım. Rus yazar ve şairlerinin, Türk şiirini sıradan bir şiir olmadığı izleniminde olduklarını gördüm. Türk şiirinin farklı bir yapıya sahip olduğunu ve ilginç olduğunu düşünüyorlar. Daha sonra İnostrannaya Literatura dergisinden teklif aldım ve onlar için Orhan Pamuk’un ‘Pencereden Bakmak’ hikayesini çevirdim.  Orhan Pamuk’un Nobel aldığı yıldı. Küçük bir hikayeydi. Sonra aynı dergi için 3 şiir daha çevirip verdim. Onlarda yayınlandı ve böylece çevirmenlik mesleğine ilk adımımı atmış oldum.”

 
“ÖĞLEDEN SONRA AŞK”
Çevirmenlik konusunda kendisine büyük bir cesaret ve yardımda bulunan Bukulova, hocası Sorokin’in, ‘artık düz yazıyı denemelisin. Bana bir roman seçip çevirmeni istiyorum’ demesi üzerine bir konferans için gittiği Ankara’da kitapçıları dolaşırken, Bahçelievler’de akşamüzeri girdiği bir kitapçıda Nedim Gürsel’in “Öğleden sonra aşk” romanını sırf ismi hoşuna gittiği için almaya karar verir. Adını ilk defa duyduğu bu yazarın birde “ Boğaz kesen’ romanını alarak Moskova’ya döner.

Çevirisine başladığı kitabı hocasının da yardımı ile altı ay gibi bir sürede tamamlayan Bukulova, kitaptaki bir iki hikayeyi İnostrannaya Literatura dergisine verir ve orada yayınlanır. Çeviriler edebiyat çevresinden ve eleştirmenlerden tam not alır ve Nedim Gürsel’in yazıları ilginç bulunur. Bukulova bunun üzerine kitabı basmak üzere yayıncı aramaya başlar. Okuyan herkes çok beğenir ama bilinmeyen bir yazarın riskli ve çok reklam gerektiğini düşündüklerini belirtirler. Ancak tesadüfen tanıştığı bir yayıncı kitabı basabileceğini söyler ve bunun üzerine Bukulova, Fransa’da yaşayan Nedim Gürsel ile yazışarak telif konusunda anlaşır ve kitap yayınlanır. Kitap kısa sürede ilgi görüp, satışları da iyi gidince yayıncı kuruluş bu yazarın başka kitaplarını da basabileceğini söyler. Bunun üzerine yazarın ‘Boğaz kesen’ romanını da çevirmeye başlar.
 
“BOĞAZ KESEN’İ BİTİRDİM” 
Bukulova, 2010 yılına gelindiğinde çok sevdiği ve büyük destek gördüğü hocasını kaybeder ve büyük bir üzüntü yaşar. Ancak çevirdiği kitap yayıncı kuruluş ile yazarın satışlardan memnun olması üzerine bir imza günü düzenleyeceklerini belirtmesi ile bu üzüntüsü hafifler. Geçtiğimiz günlerde de Nedim Gürsel’in Moskova’ya imza gününe gelmesi ile ilk kez orada yazarla yüz yüze görüştüklerini söyleyen Marina Bukulova, “ Tarif edilmez bir mutluluk. Çevirdiğim kitabın ilgi görmesi ve yazarı ile imza günü düzenlenmesi çok güzeldi. Bu bana heyecan verince ‘Boğaz kesen’in çevirisine hız verdim ve ilk müjdeyi size veriyorum kitabı bugün bitirdim. Bu söyleşiden sonrada kitabı yayıncı kuruluşa teslim etmeye gideceğim. Ondan sonra tatile çıkacağım. Tahmin ediyorum uzun bir süre çeviri işine ara vereceğim, çünkü hem üniversitede ders vermek, hem yaşamın gereklerini yerine getirmek hem de çevirmenlik aynı anda çok zor oluyor.”
 
“TÜRKİYE’YE GİTMEYİ ÇOK SEVİYORUM”
Marina Bukulova, insanlara asla ırkları ile genelleyerek bakmadığını, “İyi insan ve ya kötü insan” diye baktığını ancak birçok millete göre Ruslar ile Türkler’in çok daha kolay birbirlerini anladığını ve anlaştığını gördüğünü söylüyor.

Türkiye’ye her fırsatta gittiğini ve orada geçirdiği günleri çok sevdiğini söyleyen Bukulova, “Özellikle orada en çok hoşuma giden şey yabancı olduğunuzu anladıklarında size gösterdikleri ilgi. ‘Nerelisin? Ne iş yaparsın? Burada neler yaparsın? Bugün ne yapacaksın? Sorularını soruyorlar ki bu sizinle ilgilendiklerini gösteriyor ve bu benim çok hoşuma gidiyor” diyor.