Bayram Gökçe“Rusya’da yapamayacağınız şeyi söylemeyin”
“Rusya’dan Yaşam Öyküleri” bölümümüzde çeşitli meslek guruplarının ders çıkarılacak hikayeleriyle devam ediyoruz. Bu haftaki konuğumuz, Antalya’da “Bir Rus ile tanışıp evlenerek Rusya’ya gidip hayatımı kurtarayım” diyerek gelen binlerce garson arasından burada tutunabilen şanslı isimlerden birisi oldu.
Kebap House Arbat Restoranı İşletme Müdürlüğü görevini yürüten Bayram Gökçe’yi farklı kılan bir özelliği de, Türkiye’den Moskova’ya gelen her Türkün mutlak bir şekilde önünden geçtiği restoranın işletmecisi olması ve bir şekilde Türk mekanı olduğunu bilenlerin kendisi ile diyaloğa geçmesi ve sorun yaşayan kişilerin büyük çoğunluğunun kolayca bulup yardım istediği birisi olması.
Bayram Gökçe Antalya’nın Korkuteli ilçesinde doğmuş. İlkokulu burada okurken henüz 5’nci sınıfta iken ilçedeki esnaf lokantasına bulaşıkçı olarak işe girerek çalışma hayatına adım atmış. Gökçe, okuldan çıkar çıkmaz soluğu lokantada alıp çalışır. Yaz tatillerini ise tam gün çalışarak geçirir. Ortaokul ikinci sınıfta iken Korkuteli’nin kendisine dar geldiğini düşünerek Antalya’ya gider ve okulu tamamen bırakır. Çevresinden çok tepki almasına karşın iş hayatında bir şeyler yapmak ister ve kararlıdır. Antalya’da bir otelde iş bularak restoran kısmında işe başlayan Bayram Gökçe, önceleri aşçıbaşının yanında çalışır, ancak zamnla servis yapmayı öğrenerek servis bölümüne de bakmaya başlar. Tatil beldesi ve turistler nedeniyle İngilizce öğrenmek için bir dil okuluna yazılan Gökçe, İngilizceyi öğrenince bu sefer turistlerin daha yoğunlukta olduğu Kemer’e gider ve burada bir otelde çalışmaya başlar.
“Bulgaristan’ı denedim olmadı, soluğu Rusya’da aldım”
Bayram Gökçe, ‘ben aralarından şanslı olanlardanım’ diyerek aşık olduğu kız yüzünden Rusya’ya gelen birçok garsondan birisi olduğunu söyleyerek geliş hikayesini şöyle anlatıyor:
“ İngilizce öğrendikten sonra turistlerle çok rahat her şeyi konuşacak duruma gelmiş ve onlardan değişik şeyler öğreniyordum. Korkuteli’nden sonra Antalya da bana küçük gelmeye başlamıştı ve hedef olarak kendime mutlaka yurt dışına çıkmam gerektiğini koydum. Tabi yaptığım iş nedeni ile buna en uygun olan çıkma şekli bir yabancı bayan bularak evlenmek şeklindeydi. Bunu çok denememe rağmen öyle bir şans yakalayamadım. Bu arada birçok arkadaşım çoktan yurt dışına kapak atmışlardı. Bense o şansı kovalamaktan başka birşey yapamıyordum. Daha sonra askere gitmek zorunda kaldım. Dönüşte ise Kemer’de bir karoeke bar işletmeye başladım. Bu arada bulunduğumuz yere Alman turistler çok gelmeye başlayınca bu sefer Almanca öğrenme zaruriyeti ortaya çıktı ve bu sefer azim edip onu da öğrendim. Bizim Antalya'da olupta en az iki dil bilmeyen kişi sayısı okadar az ki anlatamam. Hatta şu anda bu sayı Rusça ile birlikte üçe çıkmış durumda. Bende iki dil biliyordum ve benim için hayata bakış açısı değişmişti.
1997 -98 yılı geldiğinde Antalya’yı yeni keşfeden Ruslar’da gelmeye başladı ve ilk defa Ruslar ile orada tanıştım. Yeni insanlar tanımaya o kadar meraklıydım ki, diyebilirim ki Antalya bölgesinde Rusları tanır tanımaz daha dillerini bilmeden ilk Rusça karoeke müzikler çalan kişi oldum. Şarkılardan ve çevremden bir şekilde Rusça kelimeler öğrenmeye başlamıştım ki meşhur kriz patlak verdi. Turistler o yıl çok rağbet göstermedi ve işler kötü gitti.Bende birikimlerimle bir şeyler yapmak üzere araştırmalara koyulmuşken, Bulgaristan’daki bir arkadaşım ‘Gel burada bir şeyler yapalım’ dedi. Bende araştırmak üzere gittim. Hayatımda o kadar arzuladığım yurt dışı maceram böylelikle Bulgaristan ile başlamış oldu. Biz Sofya’ya gitmiştik. Hayat orada geriden geliyordu. Hiç bir şey yoktu. Birazda yurt dışına çıkmış olma havası hissetmedim dersem yeridir. O zamanlar bana sanki Edirne’nin az ilerisinde başka bir Türk toprağı gibi gelmişti. Orada iş yapılacağı sinyalini alamayınca Antalya’ya geri döndüm. Zaten gitmeden hemen önce eşim ile tanışmıştım. Kendisi Rus idi ve sürekli konuşuyorduk. O sezonu bitirdikten sonra çok iyi hatırlıyorum yılbaşı için 2000 yılında ilk defa Moskova’ya geldim. Milenyuma burada girmiş oldum.”
“Rusçayı da Öğrendim”
Moskova’da bulunduğu üç aylık süre içinde Rusçasını da geliştiren Gökçe, sezon başlamasına yakın tekrar Antalya’ya döner ve sezon bitiminde daha uzun süreliğine bu sefer altı aylığına yeniden Rusya’ya gelir.“Eşim ile ilişkimiz evliliğe doğru gidiyordu. O süre zarfında kısa süren bir restoranda çalışma tecrübemde oldu. Tabi etrafı da gözlemliyordum. Krizin yaralarını saran Rusya inanılmaz bir fırsatlar cennetine dönmüştü. Benimde mutlaka bir şeyler yapmam gerekir diye buraya temelli yerleşmeye karar verdim” diyen Gökçe, Moskova’daki ilk günlerini ise şöyle anlatıyor:
“Moskova’da dört elle iş bulmak için çalıştım. Burada çalışmak çok zor ve aksine de hayat çok pahalıydı. İlk olarak bir Türk restoranı olan Bosfor Restoran’da geçici olarak işe başladım. Orada beraber çalıştığımız şu anda Rusya’nın Sesi Radyosu’nda haber sunan Cenk Karaaslan beni şimdi ki çalıştığım restoran olan Kebap House Arbat’ın sahipleri ile tanıştırdı ve orada işe girmemi sağladı. Bu arada da bir çocuğum oldu ve hayata bakışım tamamen değişti. Ben çocukluğumdan beri çalıştığım için çalışmak hiç zoruma gitmiyordu. Gece gündüz çalışmaya başladım ve şu andaki restoranın işletme müdürü oldum. Tabi bu arada kendime ait ortaklı çalıştırdığım iki tane kiosk açtım ve bu şekilde hayatıma devam ediyorum.
Eski Arbat Caddesi Moskova’ya gelen insanların mutlaka geçtiği bir cadde. Bizim restoranda caddenin tam ortasında ve adında da kebap ismi olunca Türk restorandı olduğumuz hemen anlaşılıyor. Böyle olunca da buradan geçen birçok Türkün mutlaka yolu bizim ile kesişiyor. Sorun yaşayan, tatile gelen, iş arayan o kadar çok kişi uğruyor ki anlatamam. Yaşadığımız olayın haddi hesabı yok. O kadar ki bölgeye bakan karakol ile bile içli dışlı olduk. Sorun yaşayan vatandaşlarımıza yardımcı olmak için gide gele. Bir de buraya eğlenmeye gelenler oluyor ki artık onların yüzde 95’inin sorduğu aynı sorulardan usandım. İlk soruları (Nerelisin?), ikinci soruları (Ne kadardır buradasın?) ve üçüncü soruları da (Ne kadar kazanıyorsun?) oluyor. Tabi sonrasında muhabbet dönüp bu akşam nereye takılalım sorusuna geliyor. Bu sorulara ben cevap vermekten yoruldum ama onlar sormaktan bıkmadılar.”
Vizeler Kalktı, gelenler Arttı
Vizelerin kalkması ile Rusya’ya gelenlerin de arttığını söyleyen Gökçe, vizelerin kaldırılışının 20’nci günde cebinde sadece 50 dolarla gelen birisinin kendisinden iş konusunda “Ne yapabilirim?” diye fikir sorduğunu anlattıyor. Böyle gelenlere durumun öyle kolay olmadığını söylediğini ancak bu amaçla gelen kişi sayısının her geçen gün artığını söylüyor. Gökçe, “Yine geçtiğimiz günlerde bir vatandaşımız Rusça ‘bomj’ denen evsizlere takılıp ne içtiyse üç gün yarı baygın gezmiş. Cebinde nesi var nesi yok pasaportu ile beraber çaldırmış. Sonuçta vatandaşımız olduğu içinde yardım eli uzatmak bize düşüyor. Tanıştığı kızın peşinden buraya gelen o kadar çok kişi var ki anlatamam. Evet bende öyle geldim ama ben bilinçli geldim. Böyle körü körüne gelmedim. Bana şansta biraz güldü diyebilirim. Çünkü benim gibi Antalya’da garsonluk yaparak yurt dışına gitmek için bir kız ile tanışma düşüncesinde olan o kadar çok kişi var ki anlatamam. Ama hayat öyle düşünüldüğü gibi değil. Bunu yaşayarak öğrendim” diyor.
“Yapamayacağınızı konuşmayın”
Ruslar ile ilk Antalya’da tanıştığını ifade eden Gökçe, Rusların ilk tanıştıklarında karşısındakine itimatları ve güvenlerinin sonsuz olduğunu söylüyor. Bayram Gökçe, “ Ama siz bunu zedelerseniz geriye dönüş maalesef olmuyor. Burada ya konuştuğunuzu yapacaksınız ya da yapamayacağınız şeyi konuşmayacaksınız ben bunu öğrendim. Bence Ruslar dünyada yemesini, içmesini ve eğlenmesini en iyi bilen toplum” diyor. |






