Albert Alkinskiy“Türkler ve Ruslar birbirini tanıdıkça daha çok seviyor”
“Rusya’dan Yaşam Öyküleri”nin bu haftaki konuğu uzun yıllar Türkiye’de çalışmış, Nazım Hikmet’i görmüş, Rus Türkolog
Albert Alkinskiy oldu.
Alkinskiy, 1940 yılında Mordovya’da doğdu. Özbekistan’da yaşayan gazeteci baba, öğretmen annenin çocuğu Alkinskiy, doğduktan sonra babasının 2. Dünya Savaşı’na gönüllü gitmesi dolayısı ile onu 6 yaşına kadar görmemiş. 12 yaşına kadar Özbekistan’da kalan Alkinskiy, eğitimini daha iyi şartlarda gerçekleştirmek üzere dedesinin yaşadığı Moskova yakınlarındaki Dmitrovskiy’e gelir.
Öğrenimini okulda derece yaparak ve altın madalya kazanarak bitiren Alkinskiy, herkesin beklentisinin aksine üniversite yerine çalışma yaşamına atılır. Babasının veteriner olmasını çok istemesine karşın bir fabrikada çilingir olarak işe girer. Burada bir yıl kadar çalıştıktan sonra Kazakistan’ın Karaganda şehrinde bir fabrikada işe başlar. Kısa sürede işi öğrenip ustabaşı olan Albert Alkinskiy, o günleri şöyle anlatıyor:
“ Aslında buraya gelmeye okul arkadaşlarımla birlikte topluca karar vermiştik ancak onlar tam yola çıkacağımız zaman bahaneler bularak gelmekten vaz geçince ben tek başına yola koyuldum. Karaganda’da bir yıl kadar kalıp çok başarılı olunca bana yaptığımız fabrikanın aynısının Hindistan’da da kurulacağını ve oraya gidip gitmeyeceğimi sordular, ancak ben kafamda rotamı belirlemiştim ve askere gitmek istiyordum. Askere başvurduğumda benim geçmişime bakıp ‘Senin mutlaka okuman lazım git üniversiteye kayıt ol’ dediler ama ben kararlıydım ve askere yazıldım. Ancak askerlik bittiğinde fikrim değişti ve Moskova’da üniversiteye yazılma kararı aldım. 12 yaşına kadar Özbekistan’da kaldığım için Özbekçeyi çok iyi biliyordum ayrıca bulunduğumuz yerde Tatarlar’da çok olduğu için Tatarca’yı da öğrenmiştim. En doğru seçenek dil bölümünde okumaktı, bende bu detayları üniversiteye kaydım sırasında söyleyince bana en uygun bölümün Türkoloji olduğunu düşündüler ve Türkçe ile böylece tanışmış oldum.”
NAZIM HİKMET İLE TANIŞMA
Üniversite yıllarında okurken, öğrendikleri Türkçe ile çok fazla pratik yapma şansları olmadığını söyleyen Alkinskiy, o dönemlerde bazı gençlik festivalleri ve spor organizasyonları ile Moskova’ya gelen kişilerle konuştuklarını söylüyor. Alkinskiy, öğrencilik yıllarında Moskova’da yaşayan Nazım Hikmet’i de yaşarken gördüğünü ve şairin konuşmacı olarak katıldığı bazı konferanslarda da bulunduğunu şöyle anlatıyor:
“Türkoloji okuduğumuz zaman haliyle Moskova’da yaşayan Türk şair Nazım Hikmet’i biliyorduk. Zaman zaman konferanslara konuşmacı olarak geliyordu. Bende birçok kez konuştuğu konferanslarda bulundum. Hiç bire bir konuşma şansım olmadı ama konuşan arkadaşlarım sohbet eden tanıdıklarım vardı. Onlar bize anlatırlardı. Nazım Hikmet herkese ‘Kardeş’ diye hitap ederdi. Çok mütevazı bir insandı. Benim bulunduğum konferanslarda hep kardeşlik sevgi ve edebiyat üzerine konuşuyordu. Gençleri çok seviyordu. Üst sınıftaki arkadaşlarımız anlattılar; Bir gün Nazım Hikmet yine konferansa geliyor. Ama o kadar sıradan bir tavırları var ki kimse bilmiyor Nazım Hikmet olduğunu. Arkadaşlarımızda bir kapıya görevli dikiliyorlar ve oradan kimseyi geçirmemeleri tembih ediliyor. Onlar oradan kimseyi geçirmemeye çalışırken Nazım Hikmet geliyor ve geçmek istiyor. Bunlar tabi tanımadıkları için ‘Geçemezsin sen kimsin?’ diye çıkışıyorlar. ‘Ben Nazım Hikmet’ deyince arkadaşlarımız ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Ama Nazım bu durum karşısında onlara hiç bozulmamış kızmamış. Arkadaşlar ‘ O kadar sıradan tavırları vardı ki tanımak mümkün değildi’ diye bize utanarak yaptıklarını anlatmışlardı.
Sonra Nazım Hikmet’in cenazesinde de bulundum. Novadeviç mezarlığına defnedilirken uzun süre Türk olan karısı ve oğlu Mehmet’i beklediğimizi hatırlıyorum. Hava kötü olmasına rağmen çok kalabalık bir törendi. Tanımadığım için çok Türk var mıydı hatırlamıyorum ama yoğun bir ilgi vardı. Bir saat süren anma töreni ve konuşmalardan sonra toprağa verilmişti.”
TÜRKİYE'YE İLK GİDİŞ
Üniversiteyi bitirdikten sonra Dışişleri Bakanlığı kanalı ile Sovyetler Birliği’nin İstanbul Başkonsolosluğu’na sekreter ve tercüman olarak gönderilen Albert Alkinskiy, 1966 yılında gittiği İstanbul’u o zamanlar çok gelişmemiş bulduğunu söylüyor. Ancak İnsanların çok cana yakın olduğunu ve her konuda kendilerine yardım ettiklerini, hala da o dönemden tanıdığı Türk dostlarının olduğunu ve zaman zaman kendisini aradıklarını söylemeden geçemiyor.
İstanbul’a gelen diplomatlara, delegasyonlara tercümanlık yapan ve gezdiren Alkinskiy, İstanbul’un görülmeye değer yerleri diye bir de kitap hazırlamış. 1972 yılına kadar kaldığı İstanbul’da oğlu Anton’un dünyaya geldiğini anlatan Alkinskiy, “İsmini de yine Türk dostlarım verdi. Onlar meşhur Rus yazarlardan Dosteyeveski, Gorki ve Anton Çehov’u biliyorlardı ve ‘oğlunun adı Anton olsun’ dediler. Onunda öyle ilginç bir anısı var bende” diyor.
ALİ ŞEN’DEN FENERBAHÇE ROZETİ
Tabi bu arada Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerde yavaş yavaş gelişiyordu. Bende o dönem Türkçe bilen az kişilerden birisiydim ve Türk heyetleri geldiğinde zaman zaman onlara yardımcı oluyordum. Türkiye’den Rusya’ya çok sayıda işadamı geliyordu. Bende onlara tercümanlık yapıyordum. Buraya gelip bağlantılar kuruyor anlaşmalar yapıyorlardı. Gelen heyetleri buradaki fabrikalarda gezdiriyor bilgi veriyordum. Bu şekilde 1998 yılına kadar çalıştım. Sayısız defa Türkiye’ye gittim. Buradan alınan araç ve donanımların eğitimi için gelen teknik ekiplere verilen derslere katılıp tercümanlık yapıyordum. 1998 yılında da artık iş dünyasından tamamen ayrılıp emekli hayatı yaşamaya karar verdim. Ancak o kadar çok tanıdıklarım var ki beni hiç bırakmadılar. Ama ben bundan sonra kendimi Türk-Rus dostluğu için gönüllü işlere adadım. O zaman kurulan Rus Türk Araştırma Merkezi’nin (RUTAM) yönetim kurulunda üyelik yaptım. Onların yayın organı olan Perspektif’te yazılar yazdım. Türk ve Rus işçi sendikalarını tanıştırdım. Sayısız Türk dostum var.
Bir gün yakınen tanıdığım o zaman Fenerbahçe kulübünün başkanı Ali Şen bizi Türkiye’de yemekte ağırladı. Ansızın bana dönüp, “ Hangi takımı tutuyorsun Türkiye’de?” diye sordu. Bende kendisine Beşiktaşlıyım deyince biraz şaşırdı ama sonra çıkarıp bana bir Fenerbahçe rozeti hediye etmişti.”
SEVGİ KATLANARAK ARTIYOR
Türkler ile Rusların bir birini tanıdıkça sevmeye başladığını, bu sevginin de tanıdıkça katlanarak arttığını vurgulayan Alkinskiy, insanların her alanda işbirliği içinde olmasının sevindirici bir gelişme olduğunu söyleyerek, “Benimde buna bir katkım olduysa ne mutlu bana” diyor.
Alkinskiy, emeklilik hayatı sürdürdüğü köy evindeki bahçesinde toprakla uğraşıp, Roza Yusipova ile birlikte “Türkiye’nin görülmeye değer yerleri” diye bir Rusça kitap hazırladıklarını ve bitmek üzere olan kitabın yakında baskıya verileceğini söylüyor.
|






